Kalemle Kılıcı Birleştiren Âlim: Ebussuud Efendi
Osmanlı İmparatorluğu’nun, ordularıyla her cephede tarih yazdığı bir dönemde, ilim dünyasında da yıldızlar parlıyordu. Bu yıldızların en parlaklarından biri ise şüphesiz ki Ebussuud Efendiydi. Sadece yaşadığı dönemin değil, sonraki asırların da saygıyla andığı bu büyük âlim, İslam hukukunun, tefsir ilminin ve Osmanlı adalet sisteminin şekillenmesinde derin izler bırakmıştır.
Çorum’un İskilip kazası gösterilse de, bazı kaynaklara göre İstanbul’un Güngören semtinde dünyaya gelmiş olması kuvvetle muhtemeldir. 1490 yılında dünyaya gelen Ebussuud, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim dönemlerinde yaşamıştır.
Babası, ünlü matematikçi Ali Kuşçu’nun öğrencilerinden Şeyh Muhammed Muhyiddin Yavsı idi. İlk eğitimini babasından alan Ebussuud, zekâsı ve çalışkanlığıyla kısa sürede dikkat çekti. İlim çevrelerinde adı duyulmaya başladı ve 922 (1516) yılında, Bursa İnegöl’deki İshak Paşa Medresesi'nde günlük 30 akçe maaşla ilk görevine başladı.
Zamanla Bursa kadılığına, ardından da İstanbul kadılığına getirildi. En dikkat çekici görevi ise yaklaşık 30 yıl aralıksız sürdürdüğü Şeyhülislamlık makamı oldu. Bu görev, onun Osmanlı’nın en uzun süreli şeyhülislamı unvanını taşımasına neden oldu.
Türkçe, Arapça ve Farsçayı çok iyi bilen Ebussuud Efendi; bu üç dilde de eserler kaleme almış, özellikle Arapça şiirleriyle tanınmıştır. En bilinen şiiri "Kaside-i Mıniye" dir. Yazdığı Kur’an tefsiri, ona haklı bir şöhret kazandırmış, bu nedenle “Hatibü’l-Müfessirin” yani “müfessirlerin önderi” unvanı verilmiştir.
Öğrencisi olduğu İbn-i Kemal gibi büyük âlimleri bile ilmî derinliğiyle geride bırakmış; Miratül Kainat isimli eserinin yazarına göre dünya Hazreti Muhammed'den beri böyle bir bilgin görmemiş ve kendisi bilginlerce ikinci Ebu Hanife veya Müftiyü's Sakaleyn( insanlara ve cinlere fetva veren alim) diye anılmış ve devrinde geçerli olan bütün ilimlerde söz sahibi olmuştur.
Ebussuud Efendi’nin özellikle fıkıh alanındaki fetvaları, Osmanlı toplumunun hukuk anlayışını belirlemiştir. Fetvalarındaki üslup, sorunun diline göre değişirdi: Eğer soru manzumsa cevabı da manzum olurdu; nesirse nesirle, Arapçaysa Arapçayla, Türkçeyse Türkçeyle karşılık verilirdi.
Bazı dikkat çekici fetvaları ise şunlardır:
Murdar Et Skandalı: Bazı kasapların ölü hayvan etlerini temiz etlerle karıştırarak sattıkları şikâyeti üzerine, böyle bir eylemin tamamen haram olduğu, yapan kişinin İslam’dan çıkmış sayılabileceği ve idam edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Kiliselerin Onarımı: Gayrimüslimlerin eski kiliselerinin harap olması durumunda, tamir edilmesine izin verilmiştir.
Tekkelerdeki İnziva: Sosyal hayattan uzak, inzivaya çekilenlerin bu tutumlarının dinen uygun olmadığı ifade edilmiştir.
Camide Dilencilik: Dilencilerin cami ve mescitlerden uzaklaştırılması, para verenlerin de günaha girdikleri vurgulanmıştır.
Sanat mı, İmamlık mı: Marangozluk gibi bir sanatla namazı aksatmadan yaşamak, Allah katında makbul kabul edilmiştir.
Hiciv Yapan Şairler: Bilginleri ve erdemli kişileri yeren şairlerin zindana atılıp tövbe edene kadar salınmamaları gerektiği söylenmiştir.
1574 yılında vefat eden Ebussuud Efendi’nin ölümü, sadece Osmanlı topraklarında değil, tüm İslam dünyasında büyük bir üzüntüyle karşılandı. Mekke ve Medine’de gaip cenaze namazı kılındı ki, bu şeref her âlime nasip olmamıştır.
Bugün dahi çalışkan ve çok okuyan kişiler için halk arasında “Ebussuud torunu musun?” denilmesi, onun gayret ve azminin ne denli derin bir etki bıraktığını gösterir. Tefsir, fıkıh, edebiyat ve şiirde ortaya koyduğu eserlerle Ebussuud Efendi, yalnızca devrinin değil, bütün zamanların âlimi olmayı başarmıştır.







