Bugünün Ortadoğu gerilimlerinin köklerini anlamak için bazen toprağa, geçmişteki bir satış belgesine, bir mührün satır aralarına bakmak gerekir. İbrahim Bouazi’nin 2011’de tamamladığı 206 sayfalık doktora tezini inceleme fırsatı buldum. 19. yüzyılda Filistin topraklarında gerçekleşen arazi satışlarını Osmanlı arşivlerinden çıkararak bugünün sorularına ışık tutması bakımından kapsamlı bir çalışma olmuş. Toplumsal ezberlere adeta bir cevap niteliğinde olan çalışma, bu alanda söylenecek son sözü söylemiştir.
Tarih kitaplarında sık sık sorulan o soru: “Filistin halkı toprağını mı sattı?”
Bouazi’nin çalışması, bu soruya belgelerle ve soğukkanlı bir arşiv diliyle yanıt veriyor: Satışlar vardı, ama satıcıların büyük kısmı Filistinli köylüler değil, genellikle Suriye ve Lübnan kökenli büyük arazi sahipleriydi. 1893 yılında Hayfa'ya bağlı Hudayre, Dardare ve Nüfey‘ât adlı üç köy yabancı Yahudilere 18 bin liraya satılmış ve bu satışı düzenleyen memurlara 2 bin lira da rüşvet verilmişti. Bunun gibi, o dönemde oluşan toprak simsarları, Filistin topraklarına olan yoğun talepten dolayı oluşan şartları kendi menfaatleri için kullanmaktan kaçınmadılar. Fakir halktan düşük fiyatlara aldıkları arazileri, aldıklarının çok üstünde fiyatlara yabancılara ve Yahudilere sattılar.
Bu dönemde Filistin’deki küçük köylülerin çoğu, toprağı işleyen ama tapu sahibi olmayan insanlardı. Arazi satışları ise daha çok büyük malikâne sahipleri eliyle, çoğu zaman yerel halkın bilgisi dışında gerçekleşti.
Filistin topraklarının yüzde sekseni mirî arazi (devlete ait), yüzde yirmisi ise özel mülk olan arazilerdir. Devlet, yabancı Yahudilere mirî arazi satışında bulunmamış ve bu tür satışları da yasaklamıştır. Yahudilere yapılan satışlar, miktarı %20 olan özel mülk arazilerde gerçekleşmiştir. Bunlar da fark edildiği anda devlet tarafından iptal edilmiştir. İptal edilmeyen, usulsüz olarak gerçekleşen ya da gözden kaçan satışlar, Filistin topraklarının genelinin ancak %1’i kadarı bile değildir.
Şöyle ki; 1900 yılında Yahudilerin kurdukları yerleşim merkezlerinin sayısı 22, tasarruflarında olan arazi miktarı yaklaşık 219 bin dönüm ve kırsal nüfusları ise 5.210 olarak tespit edilmiştir. Filistin'in toplam yüzölçümünün hemen hemen 30 bin km², yani yaklaşık olarak 30 milyon dönüm olduğu düşünülürse, 19. yüzyılın bitiminde Yahudilerin elindeki 219 bin dönümlük toprak, tüm yüzölçümün ancak %0,73’üne tekabül eder.
Filistin genelinde ve özellikle Kudüs Mutasarrıflığı’nda 16. yüzyılın bir kısmını kapsayan Hicrî 970 (Miladî 1562) tarihli 342 no’lu Tapu Tahrir Defteri'nde ne Kudüs'te ne de ona bağlı kasaba, kaza ve köylerde bir Yahudi'nin adına kayıtlı hiçbir ev, dükkân, arsa ya da bahçeye rastlanmamaktadır. Öyle ki Silvan’daki Yahudi Mezarlığı bile Musevilere kiralanmış, Müslümanlara ait bir vakıf toprağıdır.
II. Abdülhamid döneminde Filistin’in önemi arttıkça, padişah duruma doğrudan müdahil oldu. Yabancıların toprak satın alımını engellemek için bazı arazileri kendi adına satın aldı, devlet politikasıyla desteklenen Yahudi göçünü sınırlamaya çalıştı. Ancak her yasağın bir açık kapısı vardı: Bazı yerel yöneticiler rüşvetle göz yumdu, bazı satışlar ise farklı isimler veya sahte alıcılar üzerinden gerçekleştirildi. Sultan II. Abdülhamid ise (1876–1909) siyasi, idari, hukuki ve iktisadi düzenlemeleriyle devleti ve özellikle Filistin'i korumaya çalıştı. 1880 yılında kurulan Yıldız İstihbarat Teşkilatı, Filistin'de satılması yasak olan arazilerin satışlarını tespit ederek merkezi yönetime sunardı. Devlet, bu ihlaller hakkında birtakım tedbirler alıyordu. 1901 yılında Theodor Herzl, Sultan II. Abdülhamid'e Filistin toprakları için 2 milyon sterlin teklif etmiştir. Osmanlı Devleti’nin tüm borçlarının kapatılması teklifi yapılmıştır. “Bu konuda sakın bir adım daha atmayın. Ülkemin bir çakıl taşını bile satamam. Çünkü o benim değil, halkımındır.” cevabını almıştır.
Kaynakça:
İbrahim Bouazi, “19. Yüzyılda Filistin’de Arazi Satışları”, Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, 2011.