Bir şirket kuruluyor, büyüyor ve milyarlarca dolarlık değere ulaşıyor. Hikâye burada bitiyor sanıyoruz. Oysa asıl şaşırtıcı bölüm bundan sonra başlıyor: O şirketin yatırımcıları başka girişimlere destek veriyor, çalışanları ayrılıp yeni şirketler kuruyor ve birkaç yıl sonra aynı çevreden yeni milyar dolarlık başarılar çıkıyor.
Türkiye’de teknoloji alanında yaşanan dönüşümü anlamak için sadece şirketlerin değerlerine değil, aralarındaki görünmez bağlara bakmak gerekiyor.
Hikâyenin önemli başlangıç noktalarından biri Trendyol. Demet Mutlu, Evren Üçok ve Begüm Tekin tarafından 2010’da İstanbul’da kurulan şirket, önce Türkiye’de internet üzerinden alışverişin büyümesine öncülük etti. Yabancı yatırımcıların ardından Alibaba şirkete ortak oldu. Trendyol, 2021’de aldığı 1,5 milyar dolarlık yatırımla 16,5 milyar dolar değerlemeye ulaştı. Böylece Türkiye’nin ilk “decacorn”u oldu. “Unicorn”, değeri 1 milyar doları aşan özel teknoloji girişimi; “decacorn” ise değeri 10 milyar doların üzerine çıkan girişim anlamına geliyor.
Ancak hikâyenin çok kişinin bilmediği bölümü burada ortaya çıkıyor.
Trendyol’un kurucuları Demet Mutlu ve Evren Üçok, aynı dönemde kurulan Peak Games’in erken yatırımcıları ve ortakları arasında yer aldı. Yani e-ticarette kazanılan deneyim ve oluşan sermaye, Türkiye’nin oyun sektöründeki en önemli girişimlerinden birini de besledi. Peak’in kuruluşuna ilişkin kaynaklarda kurucu ve erken dönem ortaklık tanımları farklı biçimlerde kullanılıyor; ancak Mutlu ile Üçok’un Peak’e erken aşamada yatırım yaptığı ve satıştan önemli bir getiri elde ettiği biliniyor.
Sidar Şahin öncülüğünde büyüyen Peak Games, Toy Blast ve Toon Blast gibi oyunlarla dünya pazarına açıldı. Şirket 2017’de kart oyunları bölümünü 100 milyon dolara sattı; 2020’de ise tamamı, yarısı nakit yarısı hisse olmak üzere 1,8 milyar dolara Zynga tarafından satın alındı. Bu satış Türkiye’den çıkan ilk milyar doların üzerindeki teknoloji girişimi çıkışlarından biri oldu.
Fakat Peak’in asıl katma değeri yalnızca 1,8 milyar dolarlık satış değildi. Şirket aynı zamanda insan yetiştiren bir okul haline geldi.
Peak’te görev yapan Soner Aydemir, İkbal Namlı, Hakan Sağlam, Eren Şengül ve Serdar Yılmaz daha sonra ayrılarak Dream Games’i kurdu. Bu beş kişi sıfırdan başlamıyordu; dünya çapında oyun geliştirme, kullanıcı davranışını analiz etme, ürün büyütme ve küresel pazarlama deneyimini Peak’te kazanmıştı. Dream Games, kurulduktan yalnızca iki yıl sonra 1 milyar dolar değerlemeye ulaşarak unicorn oldu. Şirketin değeri 2022’de 2,75 milyar dolara, 2025’te yapılan azınlık hissesi işleminde ise yaklaşık 4–5 milyar dolar aralığına çıktı. Kurucular çoğunluk hisselerini korurken, yatırım işleminin toplam finansman büyüklüğünün 2 milyar doları aştığı bildirildi.
İşte sürpriz tam olarak burada:
Trendyol’un kurucuları Peak’in ilk dönemini destekledi. Peak’in yetiştirdiği insanlar Dream Games’i kurdu. Bir başarı, başka bir başarının sermayesini; diğeri ise insan kaynağını üretti.
Gelişmiş bir teknoloji ekosistemi dediğimiz şey de budur. Tek bir şirketin yükselmesi değil; o şirketin içinden yatırımcıların, yöneticilerin, mühendislerin ve yeni kurucuların çıkmasıdır. Başarıdan elde edilen para gayrimenkule ya da tüketime değil, yeniden teknolojiye yöneldiğinde ekonomik değer çoğalmaya başlar.
Insider ise bu soy ağacının doğrudan parçası olmasa da aynı dönemde büyüyen farklı bir Türk teknoloji damarını temsil ediyor. İstanbul’da kurulan şirket, işletmelerin müşterilerine kişiselleştirilmiş hizmetler sunmasını sağlayan yapay zekâ destekli pazarlama yazılımları geliştirdi. Insider, 2022’de 121 milyon dolarlık yatırım alarak 1,22 milyar dolar değerlemeye ulaştı ve Türkiye’nin ilk yazılım unicorn’u oldu. Buradaki ürün oyun ya da kargo değil; dünyanın farklı ülkelerine satılan bir yazılım hizmetiydi.
Bu şirketlerin ürettiği katma değeri anlamak için klasik üretim anlayışından biraz uzaklaşmak gerekiyor. Bir ton ürünü ihraç ettiğinizde taşıma, depolama, yakıt ve hammadde maliyetleri ortaya çıkar. Yazılımda ise aynı ürün dünyanın milyonlarca kullanıcısına yeniden üretim bandı kurmadan ulaştırılabilir. Peak’in oyunları, Trendyol’un altyapısı, Dream Games’in dijital ürünleri ve Insider’ın yazılımı sınır kapısında beklemedi; bir internet bağlantısıyla dünyaya yayıldı.
Bu elbette fabrikanın, tarımın ya da sanayinin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Ancak yalnızca düşük katma değerli üretimle küresel rekabette öne geçmek giderek zorlaşıyor. Türkiye’nin teknoloji şirketleri bize şunu gösterdi: Doğru eğitim, finansman, özgür çalışma ortamı ve küresel hedef bir araya geldiğinde birkaç bilgisayarın başında başlayan bir fikir, milyarlarca dolarlık değer üretebilir.
O halde sormamız gereken soru “Türkiye’den böyle şirket çıkar mı?” değildir. Çünkü çıktı.
Asıl soru şudur:
Birbirinden yeni şirketler doğuran bu zinciri neden birkaç örnekle sınırlı bırakıyoruz?
Üniversitelerden çıkan fikirleri finansmanla buluşturabilir, başarısızlığı ayıp değil deneyim sayabilir, nitelikli yazılımcıları ülkede tutabilir ve başarılı girişimcileri yeni girişimlere yatırım yapmaya teşvik edebilirsek Türkiye’nin gerçek zenginliği çoğalacaktır.
Çünkü bir ülkenin en değerli doğal kaynağı yalnızca yerin altındaki madenler değildir.
Birbirini yetiştiren, birbirine yatırım yapan ve dünyaya teknoloji satan insanlarıdır.
Pusulanız bilgi olsun.







