Değil.
O işin tamam olmadığına dair en derinde, en dipte bir hissiyatımız var ve bu hissiyat bizi çok rahatsız ediyor.
Tamam. Böyle büyük kırılma anlarında “hesaplaşma” uzar, süner ve bulanıklaşır bir miktar. Alıştığımız manzaradır. “15 Temmuz ile hesaplaşma” meselesi de öyle oldu. İyice belirsiz bir sürece dönüştü aradan geçen 10 yılın ardından.
Aslında konu netti en başında. 15 Temmuz’da asker kıyafeti giymiş P.İ.Ç’ler üzerimize ateş açmış, 260 insanı şehit etmişti. Bu noktada halkın yardımıyla o darbeyi püskürten devletin yapması gereken şey çok açıktı: Tetiği çekeni, tetiği çektireni, tetiği çektireni finanse edeni, tetiği çekene destek olanı hayata küstürmek, süründürmek, tabiri caizse imha etmek.
17 Temmuz 2016 günü şimdi devlette çok daha güçlü bir pozisyonda olan etkili bir isimle kısa bir telefon görüşmesi yapmıştım. “Ne olacak şimdi?” diye sormuştum ona. O da “Devlet sağına soluna, önüne arkasına bakmadan herkesi toplayacak çünkü çok güçlü bir tehdidi bertaraf etti. Bunun sonuçları olacak” demişti. “Bu tavır adaletsizlikler getirmez mi?” diye sorduğumdaysa “Hayır” cevabını almıştım. Şöyle demişti: “Ala nı temizler devlet, suçlu olana gün ışığını haram eder, suçsuz olana da bir süre sonra pardon der. Bu hesaplaşmayı yapmanın başka bir yolu yok bence.”
Bana şimdi, 10 yılın ardından “Bu süreç böyle yürüdü mü?” diye sorsanız size cevabım “Hayır” olacak.
Yanlış anlaşılmasın. FETÖ P.İ.Ç’leriyle empati yapıp “Bazı adaletsizlikler oldu tabii” diyecek halim yok. En iyi FETÖ’cü cehennemin yedi kat dibinden hiç çıkamasın. Ben “Adaletin tecelli etmediği bazı durumlar oldu ve bu giderilmedi” cümlesini kuracağım bu noktada.
Ne demek bu? Şu demek: Sadece AK Parti’de değil, siyasi partilerin hemen hiçbirinde şöyle dört başı mamur bir bağırsak (yani FETÖ) temizliği görmedik. İş dünyasında kimi isimlerin bazı şebekelerce aklandığı ya da aklanmaya yakın bir performansla bazı davaların geçiştirildiği bilgisi kimseye sır değil. Akraba, ahbap, ortak, arkadaş kontenjanlarının adaletin tecellisine engel olduğu çok konuşuldu. “Sinek küçüktür ama mide bulandırır” cümlesiyle tanıdığımız bazı medya mensuplarının, bazı yargı mensuplarının bazı düzenekler kurmuş olduğu ise artık pek iddia düzeyinde de değil, çok daha ciddi.
15 Temmuz gecesi şehit olan insanların kanının yerde kalmamasının yolu neyse onu bulmalıydı devlet. Aradan geçen 10 yılın ardından “O iş tamam değil” deme noktasına geldik.
Meselenin bir diğer yanı da şudur: Örneğin Hakan Şükür isimli P.İ.Ç’in değil ABD’de yavşak gülüşüyle Milli Takım’ın maçını stadyumdan izleyecek rahatlığı bulması, saklandığı kanalizasyon deliğinden kafasını dışarı çıkaramaması lazım gelir ki biz “Bu iş tamam” diyelim. Yurtdışında saklanan FETÖ P.İ.Ç’lerinin bu denli rahat etmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bunlarla mücadelede ipe un seren görüntüsü de son derece üzücü bir görüntü benim gibiler açısından.
Bu, burada bir dursun.
Allah göstermesin ama 15 Temmuz gibi bir şey daha olsa biz millet olarak yine evden, camiden, kahveden, meyhaneden çıkar; bu P.İ.Ç’lere dünyayı dar eder, memleketi bu soyu ve ırzı kırıklara teslim etmeyiz evelallah. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Fakat bu kez sonradan pişman olmamak adına adaleti bizatihi kendimiz temin etmeye karar verebiliriz. FETÖ P.İ.Ç’leriyle mücadele öyle gevşedi öyle gevşedi ki bunu ciddi ciddi aklımızdan geçirebiliriz.
Memleketin var oluşuna ve var kalma iradesine yapılan o ihanetin “zaman aşımı” olmaz. O yüzden biz, yani millet “O iş tamam!” diyene kadar bu P.İ.Ç’lerle mücadeleye devam etmek gerekir.
Bilmem anlatabildim mi?







