"Üç gün ayaklarını aradık!..."
İsmail Kılıçarslan

İsmail Kılıçarslan

"Üç gün ayaklarını aradık!..."

12 Kasım 2021 - 15:27 - Güncelleme: 12 Kasım 2021 - 15:29

İyi Parti şeysi Lütfü Türkkan’ın, Bingöl’de şehit abisi Tahir Gümren’e ağız dolusu sövmesine saniyeler kala Gümren bir cümle kuruyor. İnsanın içini paramparça eden, kalbini ateşe düşüren bir cümle: “Kardeşim parçalandı, üç gün ayaklarını aradık!”

14 yaşında bir çocuğu paramparça eden bir terör örgütünün politik aygıtı olduğunda gram şüphe olmayan HDP ile aynı masaya oturanlar, mevcut iktidarı devirme planlarını HDP ile birlikte kuranlar kulaklarını kapasalar, gözlerini yumsalar, hatta görüntüler olmasına rağmen haberleri “küfür ettiği iddia edilen” şeklinde yapsalar da şehit abisinin “üç gün ayaklarını aradık” cümlesi taş gibi ortadadır. Kim ahlakına sığdırıyorsa sığdırsın tabii ama bu cümleyi de unutmasın olur mu: “Üç gün ayaklarını aradık.”

Mesela Sevilay Yılman ahlakına sığdırmış görünüyor. Şehit abisine sinli kaflı küfür eden Lütfü Türkkan’ı “tam bir İstanbul beyefendisidir, çok büyütüldü bu mesele” şeklinde savunuyor. Savunsun, bana ne. Üstelik Lütfü Türkkan’ın “tam bir İstanbul beyefendisi” olmayı biraz aşan “yumuşacık” tarafları, tavırları da var bana kalırsa. Onları da ortaya saçıp savunsun.

Savunsun da… İç Anadolu ve Ege’de AK Parti’yi ve Recep Tayyip Erdoğan’ı “çözüm süreci ihanetti” diyerek eleştiren “süper milliyetçi” İYİ Parti’nin bir taraftan da HDP ile “can ciğer kuzu sarması” olduğu gerçeği değişmiyor ve bu gidişle de değişmeyecek.

Yine de bir şehit abisinin bacısına sövülmesini sineye çekmiş görünen “kadın lider” Akşener’in politik hırslarının onu nasıl savurduğunu görmek üzüntü verici. Geçmişte Akşener’e yapılan bir terbiyesizliği “biz onun cesaretini 28 Şubat’tan biliriz” diyerek reddetmemi bulup RT eden İYİ Partili sosyal medya ekibinden ricam, tabii bir gram haysiyetleri varsa, şudur ki bu yazdıklarımı da dolaşıma soksunlar: Akşener, 15 Temmuz gecesi ortaya koyduğu çirkin tavırdan bu yana Türk siyasetinin en şaibeli, en tehlikeli karakteri olarak var olmaktadır. Bütünüyle eski Türkiye ve müesses nizam savunucusu biri haline gelmiş, politik hırsları yüzünden partisini FETÖ’nün rahatça operasyon sahası olarak kullandığı bir mezbeleliğe dönüştürmüştür. Vaktiyle kendisinde dair hüsnüzan ve umut beslediğimiz böylesi bir ismin bu savruluşu insanî bakımdan üzücü, Türkiye bakımından ise endişe vericidir.

Tabii ki yazım yayınlanır yayınlanmaz İYİ Parti’nin sosyal medya ekibi her zaman yaptıklarını yapıp gün içinde bana “itibar suikastı” ile cevap vereceklerdir. Fazlasını beklemiyor, onlara bunu fazla da görmüyorum doğrusu. Kabiliyetleri ve yeterlilikleri bu kadar. Bir taraftan “Türk bayrağı için can alır can veririz” hamaseti üretip bir taraftan “şehit bacısına söven İYİ parti şeysini canhıraş şekilde savunmanın” başka izahı olamaz ki.

Bu, burada bir dursun.

Bakınız, “15 Temmuz gecesi” tam bir turnusoldür. Öyle net bir gecedir ki 15 Temmuz, o gecede kimin ne yaptığı, hangi tarafta durduğu sonraki hayatının yol haritasını belirlemiştir. Erketede bekleyen Akşener falan bir tarafa, sıradan insan tekleri için bile bu böyledir.

Hele FETÖ’cü teröristler için bu, iyice böyledir. Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan falan gibi “lanetli FETÖ’cüler”in kendilerine yeniden alan açma çabalarını gördükçe öfkelenmem bundandır. O gece Bulaç’ın, Alkan’ın durduğu tarafı unutursak kalbimiz kurusun.

Hele hele Hanım Büşra Erdal gibi “şeddeli teröristlerin” şimdilerde yazıp durdukları “çok pişmanım” diskurlarına falan aldanırsak sade kalbimiz değil, tüm insanlığımız kurusun. O gece bu aşağılık insanlar, çatır çatır insan katlettiler. Bu Hanım Büşra gibiler de o gecenin başarıya ulaşması için ellerinden geleni yaptılar. Sokaklarda insan cesetleri varken darbe başarılı olsun diye yapmadık şey, çekmedik numara bırakmadılar.

Şimdi aynı Hanım Büşra Erdal, aşağının aşağısı lanetli bir FETÖ’cü olduğunu unuturuz zannederek “nedamet getirmeye” çabalıyor.

Alkan için yazdığımı, bu şeddeli terörist için de yazayım. Doğrudur. İnsanın yaptığı hatadan nadim olma hakkı da, fırsatı da vardır. Hanım Büşra Erdal da, elbette pişman olabilir, nedamet getirebilir. Tövbesinin kabul edilip edilmeyeceği bilgisine de biz değil, Allah sahiptir. Dolayısıyla pişman olduğunu ifade eden birine “sana inanmıyorum” deme hakkımız yoktur.

Fakat… İşte bu “fakat” önemli. 15 Temmuz gecesi gibi bir geceyi desteklemenin pişmanlığı beraberinde derin bir utanç da getirir. Bu utancın insanı konuşamaz, insan içine çıkamaz hale getirmesi kaçınılmazdır. Bu Alkan, Bulaç, Erdal gibi lanetliler, son derece hesaplı kitaplı şekilde, son derece FETÖ’cü şekilde “imaj yönetimi” yapmaktadırlar. Bir gram fazlası değil. Ne nursuz yüzlerinde pişmanlıktan bir iz vardır, ne yazdıkları satırlarda samimiyetin kırıntısı. Altı üstü “yeni bir güçlenme operasyonu”na aparat olmaktadırlar. Yarın Türkiye’de işler bir anlığına değişse bu lanetliler, bizim öldürülmemizi büyük bir zevkle ve “hak ettiler yahu” inanmışlığı ile izleyecekler, ellerini ovuşturacaklardır.

Allah’ın laneti üzerlerine olsun.

Bu da burada bir dursun.

Parantezi kapatmak üzere bir cümle yazmam gerekir. Akşener, bizim kendisini hayırla andığımız yıllara dönmek üzere bir pişmanlık geliştirirse -ki zerrece emare yoktur bununla ilgili ne yazık ki- onun samimiyetine inanmak boynumuzun borcudur. Kaldı ki FETÖ’nün partisinde operasyon yapabildiği bir Akşener yerine, sıradan Türk insanının yanında durabilme cesareti gösterebilen bir Akşener’e Türkiye’nin ihtiyacı da vardır bana kalırsa.

Fakat tabii şehidin bacısına söven kurmaylarla falan alabileceği mesafe sıfırdır. Yazık ki çok yazık.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar