Gerçeğin çölü az ilerde...
İsmail Kılıçarslan

İsmail Kılıçarslan

Gerçeğin çölü az ilerde...

06 Nisan 2019 - 18:15

Yazıyı yazdığım dakikalarda heyecanlı bekleyiş sürüyordu. İstanbul seçimlerini kimin kazandığına dair YSK açıklaması gelene kadar da süreceğe devam ediyor bu bekleyiş.

Genellikle politik öngörülerim pek tutmaz. Aslına bakarsanız, politikadan da pek anlamam. Dolayısıyla bu sefer tutan bir öngörümün olduğunu görmek beni sevindirdi. Seçim akşamı, yani oylar birbirine çok yakınken ve Binali Yıldırım “kazandık” açıklamasını yenice yapmışken “muhtemelen oylar yeniden sayılır, bu iş uzar” yazdım ve tutturdum.

Gerçi bunu tutturmak için politikadan da anlamak gerekmez. İstanbul gibi bir metropolde kazananı 20 bin civarında oy belirlerse elbette sayımlara da itiraz edilir, YSK’nın kapısında da yatılır. Geçen Ankara seçimlerinde aradaki 180 bin farka rağmen CHP bunu yapmıştı. Üstelik şimdi ortada adına “kaydırma” denilen bir terslik iddiası da varken ve oylar bu kadar yakınken AK Parti niçin aramasın hakkını?

Fakat ben başka, bambaşka bir yerden bakmaya çalışayım meseleye. Şunun adını koyarak başlayayım: İstanbul’da seçimi kazanmak için %50 civarında oy alma zorunluluğu malum AK Parti’nin önümüze koyduğu yeni siyasal yol haritası ile belirginleşti. Sebeplerini uzun uzun yazmayayım ama AK Parti’nin yaptığı/yapmaya mecbur hissettiği ittifak aynı zamanda “karşı ittifakı” da belirledi.

Binali Yıldırım geniş bir toplumsal destek ararken aynı zamanda İmamoğlu’na kimlerin oy vereceğini de belirginleştirmiş oldu. Her ikili rekabette kolayca karşılaşabileceğimiz bir durum gelişti böylece. Seçimde rakibinin nasıl oynayacağını diğer rakip belirledi yani.

İstanbul için “kimler kimlerle beraber” diyebileceğimiz o ilginç ittifak böyle oluştu yani. 3 milyona yakın CHP oyu, 1 milyon civarındaki HDP oyu, 300 bin civarındaki İYİ Parti oyu bu ikili rekabet üzerinden aynı kutuda eridi ve seçim sonucu böylece birbirine çok yakın şekilde çıktı.

Peki, ama “aynı kutuda eriyen” sadece oylar mı? Orası biraz karışık bence işte… AK Parti-MHP ittifakında gördüğümüz şey bu birlikteliğin sadece oylar üzerinden değil, “söylemler, düşünceler, politika üretme biçimleri” üzerinden de ilerlediğini gösterdi. CHP-HDP-İYİ Parti birlikteliği de hele Ankara ve kazanmış olurlarsa İstanbul’u birlikte yönetme pratikleri üzerinden buraya doğru ilerler mi? Epeyce karışık.

Hadi Ankara’yı örnekleyeyim. CHP’li orta sınıf seçmenin şimdilik hesaba katmadığı, hatta “yokmuş” gibi yaptığı şey şu. Mansur Yavaş klasik anlamda bir ülkücü… Üstelik hem çevresindeki ekipten hem de seçim gecesi görüntülerinden anlıyoruz ki ülkücülüğünü bir kenara bırakmış da değil. 2000’li yıllar boyunca Bahçeli’nin MHP’den kazıyarak dışladığı “hafif/ağır mafyatik ülkücü artıkları”nın da Ankara’yı yönetirken Yavaş’ın çok yakınında olacağını görmek için sağlam bir göze bile ihtiyaç yok. E peki “bizim rehabilite edilmeye ihtiyacımız yok, bunu Yavaş’a öğreteceğiz” diyen ve Ankara’da bu söylemine rağmen Yavaş’a oy veren HDP, pastadan payını istemeyecek mi? Türkiye’de bu işlerin nasıl yürüdüğünü bilen hemen herkesin kolaylıkla bilebileceği gibi hem de çok sert şekilde isteyecek.

Haydi bakalım geldik mi 40 kısım tekmili birden bir piyesin tam ortasına. Piyesin adı şu: “Ankara’nın ağırlıklı olarak CHP oylarıyla seçilmiş, oy aldığı HDP’lilerin isteklerini de yerine getirmek zorunda olan, ekibi hafif tertip mafyatik ülkücü belediye başkanı. Üstelik meclis çoğunluğu da elinde değil.”

Şunu da söylemek lazım gelir. İYİ Parti, CHP, HDP arasındaki taban yakınlığı ve geçişkenliğine nazaran AK Parti tabanı ile MHP tabanı arasındaki benzerlik, geçişkenlik elbette çok daha fazla.

Ne olacak peki? Dün “bunlar gitsin de ne olursa olsun” demek kolay, rahatça edinilebilen bir tutkaldı. Şimdi Ankara için “onlar gitti” işte. Hadi bakalım kolay gelsin. Şimdi gerçeğin çölüne hoş geldiniz. Bu sandık koalisyonunun Ankara’da nelere yol açacağını izleyip göreceğiz. “Herkesin başkanı” iddiasının hayata geçip geçmeyeceğini göreceğiz.

Açık söyleyeyim. Yavaş’ın “herkesin başkanı” olabilmesi, memlekette yepyeni bir ideolojik yönelimin de ortaya çıkacağının delili olur. Çıkar mı peki? Bu soruya da şunları düşünerek cevap arayalım: “HDP dağdan emir almayı bırakır mı, Yavaş’ın yanındaki ülkücü yol arkadaşları pastadan pay istemekten vazgeçer mi, Ankara’nın yerleşik CHP’li seçmeni ulusalcı/Kemalist refleksleri bir kenara bırakır mı, olağanüstü bir beceriksizlikle seçimde çırak çıkan İYİ Parti susar kalır mı?” Uzar gider bu sorular. Sizce?

Kazanabilirse İmamoğlu’nu bekleyen resim Ankara’dan azıcık daha karışık… Onu da söylemiş olayım.

“Kazanabilirse” dediğim için bana kızacak AK Partili ve CHP’li okurlarıma da küçük bir hatırlatma yapayım. YSK başkanı değilim. Dolayısıyla İstanbul’un başkanının kim olduğunu ben de sizin gibi YSK bir resmi açıklama yaptığında öğreneceğim. Anlaştık mı?

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

', 'auto'); ga('send', 'pageview');