Cari açık kader mi?
Erdal Tanas Karagöl

Erdal Tanas Karagöl

Cari açık kader mi?

20 Mayıs 2019 - 12:28

Geçen yıl Eylül ayında açıklanan Yeni Ekonomi Programı’nın (YEP) temel motivasyonlarından belki de en önemlisi cari açığın azaltılması ve dolayısıyla dış finansman ihtiyacının azaltılmasıydı.

Dış finansman ihtiyacının neden olabileceği kırılganlıkları azaltmak başta da kur artışlarını kontrol etmek için cari açığın düşürülmesi, bu süreçteki en önemli hedeflerden biri olarak yer alıyor.

2019 yılı içerisinde geride bıraktığımız dönemlerde cari açık önemli miktarda azaldı. Merkez Bankası tarafından açıklanan Mart ayı verilerine göre son 12 aylık cari açık miktarı 12.8 milyar dolara kadar düştü. 2019 yılı için beklenen cari açık rakamı ise 20 milyar dolar civarında.

Ancak, Türkiye ekonomisinin mevcut üretim yapısındaki dışa bağımlılık nedeniyle, düşük cari açık, zorunlu düşük ekonomik büyüme tercihini de beraberinde getirdi.

Ekonomik büyümenin öncü göstergelerinden biri olan sanayi üretiminin 2019 yılının 1. Çeyrek döneminde, Ocak ayında yüzde 7.3, Şubat ayında yüzde 5.1 ve Mart ayında ise yüzde 2.2 oranında azaldığı görülüyor. Dolayısıyla sanayi üretim endeksinin 2019 yılı 1. çeyrek ortalamasındaki düşüşün yüzde 4.8’in üzerinde olması, cari açığın azalması ve üretimin de zorunlu olarak daralmasına sebep oldu.

İlk çeyrekte ekonomik büyümede zorunlu bir yavaşlama olması nedeniyle, önümüzdeki dönemlerde ekonomik büyüme için daha fazla odaklanılması gerektiği tartışma götürmez.

YENİ DÖNEMDE EKONOMİK BÜYÜME

Dış finansman ihtiyacının azaltılması, özellikle dış koşulların zorlaştığı ve dış piyasaların elverişli olmadığı bir ortamda çok daha önemli hale geldi. En önemlisi de cari açığın neden olabileceği stresin azaltılması, dış finansman ihtiyacının döviz kurlarına baskı yapmaması ve cari açıktaki bu düşüşün sürdürülebilir olması gerektiğidir.

Cari açık düşerken ekonomik büyümeden de vazgeçilmeyeceğibir döneme ihtiyaç olduğu açık.

Ekonomik büyümedeki düşüş dolayısıyla GSYH’deki muhtemel azalış başta ekonomik görünümün ve kredi notunun önemli göstergelerinden olan toplam borç stokunun ve bütçe açığının GSYH içindeki paylarını da yükselteceğinden ekonomik büyüme ülke ekonomisi adına daha da kritik bir rol üstleniyor.

Dolayısıyla, ekonomik büyüme için son dönemlerde başta kur hareketliliğinin azaltılması, enflasyonun düşürülmesi ve yatırım ortamındaki belirsizliklerin giderilmesi temel öncelikler olmalıdır.

CARİ AÇIKTA AZALMA SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMALI

Cari açığın sürdürülebilir olması gerekiyor. Çünkü cari açık ekonomik büyüme için tehdit haline geldiğinde büyümeden vazgeçip sonra ekonomik büyümeyi artırmak için cari açığa toleranslı olmak görüldüğü üzere cari açık sorununu çözmedi.

Hatırlarsak 2011 yılında da cari açığın GSYH içindeki payı yüzde 10 seviyelerine ulaşmış ve bu yüksek cari açık beraberinde yüzde 8.5 ekonomik büyümeyi getirmişti. Yüksek cari açığın ekonomi için bir tehdit olduğu gerekçesiyle 2012 yılında ekonomik büyümeden vazgeçtik.

2012 yılında ekonomik büyüme yüzde 2.2’ye kadar düşürülüp cari açığın da azaltılması sağlandı.

Ama cari açık sorununu çözemedik.

Dolayısıyla cari açıktaki azalmanın sürdürülebilir olması için temel kritik soru şu; Cari açığın artık bir sorun olmaması ya da cari fazladan bahsetmek için mevcut dışa bağımlı bu ekonomik yapı nasıl değiştirilecek?

Bunun için hangi adımlar atılacak?

Bu sorulara verilecek cevaplar ile Türkiye’nin hem GSYH’sinin ne kadar olacağının hem de ekonomik sınıflandırmada bulunduğu orta gelir grubundan ne zaman çıkacağının ve en önemlisi de finansal açıdan dış piyasalara olan bağımlılığını nasıl azaltacağının reçetesi ortaya çıkacak.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

', 'auto'); ga('send', 'pageview');