İmkân ve zaaf...
İsmail Kılıçarslan

İsmail Kılıçarslan

İmkân ve zaaf...

05 Şubat 2019 - 13:54

Şundan artık eminim: Sistematik düşünebilen birinci sınıf bir ilim adamıyla herhangi bir temas kesinlikle ufuk açıcı sonuçlar doğuruyor insan zihninde.

İzleyenleriniz olmuştur. Yusuf Genç ile birlikte hazırlayıp sunduğumuz Adres Defteri’nde bu hafta bu tanıma tam oturan bir ilim adamını, İbrahim Halil Üçer’i konuk ettik. Üçer, genç yaşına rağmen birikimi karşısında önünüzü iliklemeniz gereken bir âlim.

Hocanın editörlüğünü yaptığı İslam Düşünce Atlası, büyük bir kültür olayı olarak girdi hayatımıza. Hani bazı kitaplar vardır, yazıldıktan sonra artık o yazılmamış gibi davranamayız, onu hesaba katmadan o alanda kalem oynatamayız. Atlas, tam da öyle bir kitap… Atlas’a bir dördüncü cilt ekleneceği ve bir başka kıymetli âlim olan Ömer Türker hocanın öncülüğünde bu eserin tamamlayıcısı olarak gördüğüm “İslam Nazariyatları Atlası”nın da yayına hazırlandığı haberini mutlulukla paylaşayım.

Gelelim meselemize. Üçer ve arkadaşları, İslam düşüncesini dönemlere ayırarak takip etmemizi öneriyor bize. Klasik dönem, yenilenme dönemi, muhasebe dönemi ve arayışlar dönemi olarak dört döneme ayırıyorlar İslam düşüncesini.

Üçer, arayışlar döneminin ikinci diliminin, yani 20. yüzyılın tamamının Müslümanlar açışından bir çeşit iktidar arayışıyla, bir çeşit “emr isteği” ile geçtiğini anlattı yayında.

Çerçeveyi şöyle çizelim: 20. yüzyılın başında dörtte üçü fiilen emperyalist güçler tarafından işgal altında olan İslam coğrafyası, çıkışı “yeniden iktidar olmak için mücadele” konseptinde gördü. Kendi ülkelerindeki seküler, jakoben, batıcı, aydınlanmacı iktidarları devirerek “emri ele geçirmek” bir çeşit kızıl elmaya dönüştü İslami hareketler için. Türkiye’deki adının Milli Görüş, Mısır ve Biladü’ş-Şam’daki adının İhvan, Pakistan coğrafyasındaki adının Cemaat-i İslami olması sadece küçük farklılıklar doğurdu aslında. Bu hareketlerin temel hedefi ülkelerindeki mevcut batıcı-dayatmacı iktidarları legal yollarla devirerek, yerine İslami-özgürlükçü iktidarlar getirmekti.

Üçer hocaya kulak verelim: “Emr isteğinin yani iktidar mücadelesinin heyecanlı, insanın kanını kaynatan, samimi, dayanışmacı ve sloganik bir hüviyeti vardır ister istemez. Dolayısıyla arayışlar döneminin ikinci dilimi yani bütün bir 20. yüzyıl bu çerçevede ilerledi. ‘Politik alan’ bütün gündemimizi bile isteye ya da istemeksizin teslim aldı ve vaziyetimiz de ona göre şekillendi.”

Bir şekilde ülkelerindeki iktidarı ele geçiren İslami hareketlerin serencamına baktığımızda da ilginç sonuçlarla karşılaşıyoruz. Tunus’ta Nahda’nın, Mısır’da İhvan’ın başına gelenler/getirilenler malum. 28 Şubat’ta Milli Görüş’e reva görülenler de öyle. İran İslam Devrimi ise gerçekleşmesinden kısa süre sonra “sadece mezhep/ırk temelli bir emperyalist hareketlenmeye” dönüştü ki uzun uzun konuşulması ve hesaplaşılması gereken ibretlik bir meseledir.

Türkiye özelinde konuşmamız gerekirse Türkiye’deki İslami hareketlerin bir “emr beklentisi” kalmadı doğal olarak. Zira “içerisinde İslami hareketleri de eriten geniş tabanlı bir toplumsal koalisyon” olarak tanımlayabileceğimiz AK Parti bu beklentiyi o ya da bu oranda karşılamış oldu.

Meselenin ek yeri şurası. Üçer diyor ki “her emr, içerisinde çok çeşitli imkânlar ve çok çeşitli zaaflar barındırır. İslam düşüncesinin arayışlar döneminin sonuna geldiğini görmek lazım. Şimdi önümüzde iki dönem açılabilir. Ya ‘yeni teklifler dönemi’ olarak isimlendirilir bundan sonraki süreç ya da ‘tükeniş dönemi’ olarak. Politik alanla ilgimizi ne kadar ehlileştirebilirsek ‘yeni teklifler dönemi’ne o denli yaklaşmış, yakınlaşmış olacağız. İçimizden bazılarının ‘güncel politika’ ile ilgilendiği ama çoğumuzun kalıcı ve değişken olanı tespitle bambaşka şarkıların peşine düştüğü bir dönemi inşa etmek mümkün.”

Emrin zaaflarıyla didişmek yahut doğrudan emrin bir parçası olmak için çabalamak yerine emrin açtığı imkân koridorunu kullanarak dünyaya yepyeni tekliflerle gelmek. Yani kolları sıvamak… Bunun için geç kalmış sayılmayız ama erken olduğu da söylenemez doğrusu. O yüzden besmeleyi son derece halis bir niyetle çekmek lazım. “Adaletli şahitler” olarak yeni şeyler söylememiz lazım insanlığa.

Başarabilir miyiz? Evet ve elbette. Yeter ki kaderin gayrete âşık olduğunu akıldan çıkarmayalım.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

', 'auto'); ga('send', 'pageview');