Şehrin ekonomik yapı taşları arasında yer alan Ahmet Metin Karadayı, New City projesiyle doğduğu ve doyduğu şehre altın bir çivi çakmak istedi, ama olmadı.
Kendisiyle birlikte binlerce insan mağdur oldu. Karadayı ile New City’nin hikâyesini ve yaşanan süreci konuştuk. Şehrin kanayan yarası olan projenin akıbeti hakkında sorulan tüm soruları, Ahmet Metin Karadayı tüm gerçekliği ile anlattı.
Ahmet Bey öncelikle New City macerası ne zaman, nasıl başladı?
New City macerası 2011 yılında başladı. 2011 yılında biz Ahmet Küçükler’in yanına gittik ve “Biz burayı yıkıp yeniden yapacağız” dedik. Küçükler’de “Git orada oturan hak sahipleri ile anlaş, öyle gel” dedi. Bu arada ben o bölgeye girmeden önce TOKİ giriyordu. TOKİ halkla oturup konuştu, bir anlaşma, uzlaşmaya varamadı. Ondan sonra biz devreye girdik ve halkla anlaştık. Biz orada aşağı yukarı 450 kişinin tapusunu aldık. Burada 100 kişinin parasını ödeyerek tapusunu aldık. Yaklaşık 350 kişiyle de kat karşılığı sözleşmesini yaptık. Ahmet Küçükler’in önüne tapuları koyduktan sonra birlikte Ankara’ya gittik. Çünkü o bölgedeki arsaların bir bölümü TOKİ’ye aitti. Yanımızda Milletvekili Muhyettin Aksak ile birlikte gidip TOKİ Başkanı ile görüştük. TOKİ Başkanı bize bir dilekçe yazmamız halinde memnuniyetle araziyi vereceğini söyledi. Bizde dilekçemizi yazarak Erzurum’a döndük.
İlk çelme Orhan Bulutlar’dan geldi
Erzurum’a döndükten sonra Palandöken Belediye Başkanı Orhan Bulutlar arazinin kendisine verilmesi için Ankara’ya giderek TOKİ’ye başvurmuş. Bizler TOKİ’den onay yazısı beklerken ret yazısı geldi. Açıklamada arazilerin resmi kurum olan Palandöken Belediyesi’ne verileceği belirtilmişti. Bunun üzerine Ahmet Küçükler ile görüşüp durumu bildirdim. O da devreye girerek bu kez Büyükşehir Belediyesi olarak arazilere talip olduğunu TOKİ’ye bildirdi. TOKİ bu kez ilçe belediyesi yerine Büyükşehir Belediyesi’ni tercih etti doğal olarak. Bizler de o süreç içinde bölgede ki 450 konutu yıkıp hafriyatını temizledik.
Aradan zaman geçiyor, inşaata başlamamız lazım ama Ahmet Küçükler TOKİ’deki işlerini bitirip bana ruhsat vermesi gerekiyor. Küçükler, TOKİ’nin yeri olan 9 dönümlük arazinin metrekaresi 877 milyon liradan 12 taksitte ödemek koşulu ile aldı. Bu arada Palandöken Belediye’sinin de 10-12 dönüm yeri vardı o bölgede. Orhan Bulutlar bu kez yine devreye girdi, inat uğruna araziyi satmadı. Filler tepişir, arada çimenler ezilir misali bizler arada ezilmeye başladık. Bulutlar araziyi satması gerekiyor ki bizler ruhsat alalım, bizi 3-4 ay oyaladı. En sonunda Kentsel Dönüşüm Yasası çıkınca büyükşehir yetkisini kullanarak araziyi Palandöken Belediyesi’nin elinden vurup aldı. Hatta tapuda devir yaparken şöyle bir ifade de kullanmıştı Bulutlar, “İmzalıyorum ama ellerim titriyor.”
Ardından ihale süreci ve inşaatların başlaması geldi sanırım.
Daha sonra ihale süreci başladı. 31 Aralık 2012 yılında ihale süreci ancak tamamlandı. Biz o süre içinde binaları yıkmıştık ancak inşaata başlayamıyorduk. Hatırlarsanız o süreçte bir sürü dedikodu çıkarılmıştı, ‘Orada mezarlık çıkmış, ne zaman inşaatlar başlayacak’ falan diye. Biz bu süreçte bir yıl kaybettik ama 31 Aralık 2012 tarihinde ben girip ihaleyi aldım. İhale 28 trilyona çıktı ama bana belediyede oyun oynandı. Tek başıma girdiğim halde ihale bedeli 33 trilyon artı KDV’ye çıkarıp araziyi sattılar. Bir insan tek başına girdiği ihalede 5 trilyon para artırabilir mi? İhalenin sözleşmesini imzaladıktan sonra beni dönemin Genel Sekreteri Deniz Köken aradı, öğlenden sonraydı. Bana “ Ahmet kaşeni al gel evrakları imzalayalım yalnız bugün KDV’nin yüzde 25’ini yatırman gerekiyor. Yoksa ihale iptal olur” dedi. Günüme daha zaman vardı ancak onlar tarihi yanlış atmışlar. Saat öğleden sonra 15.00 idi. O kadar parayı aniden toparlamam imkânsızdı. Her şeye rağmen o gün bankalara telefon açarak parayı toparladım ve belediyeye çuvallar ile 6 trilyon 750 bin lira parayı götürüp yatırdım. İhale tamamdı, sözleşmeyi noterden yaptık. Hatta 350 milyar lira noter masrafı ödedim. Sabahleyin kalktığımda ilk işim ruhsata başvurmak oldu. Gittiğimde Ufuk Deveci belediyenin İmar Daire Başkanı olarak görev yapıyordu. Ben bu işi yeni yapmıyordum, evraklarımı ve projemi hazırlamış gitmiştim. Şennur Hanım’ı çağırdı ve “Ahmet’in ruhsatını verin” dedi. Projeler incelendi okeylendi, ruhsatlar doldu ve imza aşamasına geldi. Genel sekreter imzaladıktan sonra başkanın imzası kalıyordu. İmzalar atıldıktan sonra “öğlenden sonra gelip ruhsatımı alayım” dedim.
Belediyeye operasyon yapıldı
Öğlenden sonra belediyeye gittiğimde belediyede adam yoktu. O tarihte hatırlarsanız belediyeye operasyon yapıldı. Belediyede tapularda yapılan yolsuzluk gerekçesi ile savcılık tüm ekibi almıştı ve ifade veriyorlardı. Şimdi belediyede bir muhatap bile yokken ben nasıl ruhsatımı alabilirdim? Benim ruhsatım hazırdı o gün almıştım operasyon olmasa idi. Savcılığa gittiğimde tüm personel ifade veriyorlardı, belediyenin tüm dosyalarına kaşesine bile savcılık el koymuştu. Belediye Başkanı da dâhil içerde ifade veriyordu. Halen davaları devam ediyor zaten. Böyle bir ortamda gidip ruhsat almam imkânsızdı. Sezon başlamıştı, insanlar bizlere güvenip tapularını vermişti. Orhan Bulutlar’ın tuzağından kurtulmuş bir ton sorun ile boğuşmuştuk. Bir yıl beklemiştik, zaman kaybetmeye tahammülümüz yoktu. Böylece bir ay geçti, Ahmet Bey’e durumu izah edip inşaata başlamam gerektiğini söyledim. Bu arada belediyenin bu projede yüzde 5 ortaklığı bulunduğunu da hatırlatmak isterim. Başkan Küçükler hatırlarsanız bilboardlara ilan verdi, ulusal televizyonlara açıklamalar yaptı, Türkiye’nin Van depreminden sonra “ilk kentsel dönüşümünü yapıyoruz” diye. Açıklamaları ve reklamları yaptı ama benim ruhsatımı bir türlü veremedi.
Daha sonra ne oldu, ruhsat almanız neden bu kadar uzadı?
Aradan iki ay geçti ve geçici olarak Avukat olan Mustafa Bey’i İmar Daire Başkanı olarak atadı. Ben bu süre içinde inşaata başlamıştım, sezon kısaydı ve hazırlığımız ona göreydi. 500 kişilik ekip, bunların hazırlığı yemesi içmesi falan, kolay işler değildi. Mustafa Bey’e gittim ve ruhsatımı istedim. “Ben yeni geldim hiçbir şeyden haberim yok, incelemem lazım” dedi. Beni 15 gün oyaladılar. Daha sonra bana yine dürüst adammış “Ben buna imza atmam, güvenme buraya, güvenme Küçüklere, görüyorum kendini paralıyorsun bu iş için” dedi. Çünkü belediyenin o kadar yolsuzluğu vardı ki paramparça olmuş, sahte tapu vermiş falan.“Kurban beni mi seçtiniz?” dedim.
Ahmet Küçükler’in yanına çıktım ve sert bir şekilde “ruhsatımı ver” diye sitem ettim. Çağırdı Mustafa Bey’i, neden ruhsatımın verilmediğini sordu. O da kendisine eksiklerin olduğunu söyledi. Eksik dediği bilgisayarda birkaç yazı, yarım saatte halledilebilecek bir şey. Dediği evrak, para da değil. Eksik evraklar bitti ama yine imzalamadı, Avukat Mustafa Bey istifasını verip ayrıldı.
Burhan Salın’ı atadılar
Yine zaman geçti ve bu kez 1,5 ay sonra Burhan Salın’ı atadılar. Bu arada benim inşaatlar devam ediyor. Burhan Salın göreve geldiğinde ‘belediyeye verdiğim evraklar ve ruhsatlar falan hepsi sil baştan çıkacak’ dediler. Burhan Salın, “Burada bir şey yok, Mustafa da gitti, sen şunları şunları yeniden hazırla getir” dedi. İstediği şeyler bilgisayarda kopyalı, yarım saatlik işti istedikleri. Gidip çıkardım, ama öyle birkaç sayfa değil, dosyalarca evrak. Götürüp Burhan Salın’a teslim ettim ve işi sonlandırmaya kadar getirdik. Bu kez Burhan Salın’da görevden alındı. Daha sonra Ahmet Küçükler Şennur Hanım ile bir pazarlık yaptılar, nasıl bir pazarlık bilmiyorum, Allah sorsun. Göreve Şennur Hanım geldi. Şennur Hanım göreve geldiğinde her şeye vakıf olduğu halde, “Biz sana ruhsat veremeyiz, burada kamulaştırma yapmamız lazım, ancak bu bir ay sürer” dedi. Bende, “Yapın o zaman, ne kadar sürerse sürsün bu iş bitsin artık” dedim. Ancak belediye orada kamulaştırmayı yapamadı. Bizde bu süreç içinde 80 günlük çalışma ile 13 bloğu diktik. Bu 13 bloktan 780 tane daire çıkıyor ve bugün ki maliyeti ile hesaplayabilirler, 80 trilyon maliyeti vardır. Hafriyat alımı, kule vinçleri, arsa bedeli dahil olmak koşulu ile biz 80 günde 780 daire yaptık ve buraya 80 trilyondan biraz fazla para harcadık. Ve halen daha bizim ruhsatımız yok.
Kimse kusura bakmasın ben orada gecekondu yapmıyordum. Şimdiye kadar devlet o ebatta Erzurum’da yıkım ve yapım işini başarabildi mi?
Büyükşehirlere gittiğimizde her seferinde koca koca binaların yükseldiğini görünce gıpta ile bakar, “bizde niye yapılmıyor” derdik. Biz Erzurum’a yeni bir soluk getirmek, değişim yapmak istedik. Herkes halen 30 yıllık Kuşkay binasını örnek gösteriyor, biz daha farklısını yapmak istedik.
Bloklar yükseliyor ve sizin hala ruhsatınız yok. Seçim sürecine girildiğinde neler yaşandı?
Biz ruhsatı alamadan seçim sürecine girildi. Ahmet Küçükler, “Ben tekrar aday olacağım, seçimden sonra senin ruhsat işini hallederiz” dedi. O dönem bizleri Ankara’da Sayın Başbakan’ın katılımı ile bir toplantıya çağırdılar. Medya sahiplerinin katıldığı bir toplantı idi, beni de Kardelen TV adına davet etmişlerdi. Şimdiki Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan orada bize, “Size öyle birini gönderiyorum ki Erzurum’u sil baştan yapacak” diyerek Sayın Sekmen’in ismini vermişti. Sayın Cumhurbaşkanımız Erzurumluların ona sahip çıkmasını istemişti. Toplantı bitiminde Mehmet Sekmen’i aradım ve tebrik ettim. Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediklerini anlattım. Bana “Erzurum’a geldiğimde seni arayacağım” dedi. Geldiğinde aradı ve biz AK Parti’ye ve Sayın Sekmen’e destek vereceğimizi ilan ettik. Bu desteği işimiz çözülsün diye değil, bizler daha önceki seçimlerde de açıklamıştık, istikrarın bir ülke için ne kadar önemli olduğunu. Bizler AK Parti istikrar zenginleriydik. Bu nedenle hiçbir çıkar düşünmeden gerek paralel yapı ile mücadelede, gerekse seçimlerde AK Parti’nin yanında durduk. İmkânlarımızı seferber ettik. Gazetemizle, televizyonumuzla ve sivil toplum örgütlerimizle AK Parti’nin yanında olduk. Ben şehrin önemli sivil toplum kuruluşlarının yönetiminde idim. Bizler sonuçta iş adamıyız, kalkıp karşımıza ne MHP’yi ne CHP’yi alma lüksümüz yok.
Çocuk sakat doğdu
O dönem seçimler oldu ve Sekmen Belediye Başkanlığı koltuğa oturdu. Erzurum’da sanayi yok, üretim yok, en büyük gelir kaynakları ve istihdama katkı inşaat sektöründe var. Sayın Sekmen gelir gelmez ilk icraat olarak inşaat sektörüne el attı ve birçok inşaat firmasının işlerini durdurdu. Aradan on gün geçti ve ben Sekmen’e hayırlı olsun ziyaretine gittim. “Tüm inşaatları durdurdunuz, beni ne zaman durduracaksınız” diye sordum. Bana, “Senin yerinde olsam çalışmam, durdururum inşaatları. Sana o kadar oyun oynamışlar ki, sen dur ben senin işini çözeyim, resmiyete kavuşturayım ondan sonra işine devam et” dedi. Sekmen sağlıklı bir iş olmasından yana idi. Bir çocuk doğmuştu ama kimliği yoktu, çocuk sakat doğmuştu. Genel Sekreter Yardımcısı Selami Keskin’i çağırdı ve “Ahmet kardeşimin işini hemen çözün” dedi. Söylediği tarih 10 Nisan, Selami Bey işini gücünü bıraktı ve işe koyulduk. Toplantılara başladık, bu toplantılara avukatlarım, mühendislerim birlikte katılıyoruz. 15 gün boyunca toplantılar yaptık. Her şey bitti ruhsat aşamasına geldiğimizde Selami Keskin görevin kendisinden alındığını söyledi. Nedenini sorduğumda dedikoduların çıktığını, “Burayı da İstanbul’a çevirdiniz” laflarının yayıldığını söyledi. Bu iş çözüldüğü için bayağı dedikodu yapılmış, acaba rüşvet mi verdi cinsinden. Bende Selami Keskin’e “Allah için ben size rüşvet vermedim, sizin de öyle bir talebiniz olmadı. Ancak dedikodular için bu projeye darbe vurmayın, bende mağdur oluyorum” dedim. Bu kez görevin yeni gelecek olan genel sekretere verileceğini söylediler.
Genel sekreterin ilk işi beni azarlamak oldu
Dört gözle yeni Genel Sekreter Ali Rıza Kiremitçi’nin gelmesini bekliyordum. Ali Rıza Bey geldi ve hayırlı olsun ziyaretine gittim. Odasına girdiğimde etrafta bir sürü güvenlik vardı. Bir sorun olduğunu anladım. Bana “O Karadayı sen misin?” deyince “Ahmet Metin Karadayı benim ama o değilim, neden imalı konuşuyorsunuz” dedim. Bana, “Sen mafyaymışsın, basın senin elindeymiş, televizyonun gazeten varmış. Ruhsatsız iş yapıyormuşsun” diye çıkıştı. Birden abandone oldum, “Beni kim size anlatmışsa yanlış anlatmış. Sizin bu yaklaşımınız ile bir yere varamayız. Bu şehirde bir işadamıyım, mafya falan değilim. Ben iyi niyetle size hayırlı olsun ziyaretine geldim, siz beni azarlıyorsunuz” dedim. Morali bozuk şekilde belediye başkanının yanına gittim. Bana ‘senin işin ne oldu’ diye sordu, bende anlattım. Yazıp çizdi falan. Oyalama sürecine girildi ama ben yine de bu memlekete bu adamlar geldi ise bir şeyler yapmaya gelmişlerdir muhakkak diye düşünüyordum. Çünkü işi biliyorlardı ve kurumsal bir yapı oluşturmak istiyorlardı. Ahmet Küçükler döneminde kentsel dönüşümü bilen insan yoktu belediyede.
İhaleyi iptal ettiler
Mehmet Sekmen seçimlerin ardından Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturur oturmaz bana New City ihalesinin iptal olması gerektiğini söyledi. Nedenini sorduğumda da bana, “ Belediye başkanlığından sonra bakanlık işim var. Bu nedenle ihale süreci geçtiği için riskli işlere imza atmıyorum” dedi. Ben yine fedakârlık yaptım ve ‘tamam’ dedim. Bana “Git sen kendi arsana inşaatlarını yap, diğer kısımları da ihale yaparız daha sonra oraya da başlarsın. Bizim belediyeye yatırmış olduğun 16 trilyon lira para var. O parayı da sana iade edeceğim” dedi. Kabul ederek getirdikleri evrakları da imzaladım.
.jpg)
Alacaklı gittim borçlu çıktım
Sabahleyin kalkıp belediyeye ödediğim 16 trilyon lirayı almaya gittim. Aslında bu paraya benim ihtiyacım yoktu, yeniden ihaleye çıkıldığında bu parayı orada kullanmayı planladık. Sabah Belediyenin muhasebesine gittiğimizde bizim önümüze farklı bir tablo koydular. Bize 2 milyon lira ihale iptal oldu diye teminatımızın yandığını söylediler. Ruhsatsız iş yaptığımız gerekçesi ile 650 milyar lira ceza kesmişler. İptal ettikleri arsanın içerisinde olan KDV’sini de bizden aldılar. Anlayacağın 16 trilyon lirayı almaya gittik, kesilen cezalar ile 430 milyar lira da borçlu çıkardılar belediyeye. Başkan Sekmen sağ olsun onu da “ Ahmet’in bu ara eli darda sıkıştırmayın, bir ara getirir verir” demiş. Erzurum’da 16 trilyon lira sermayesi olan kaç esnaf vardır? Kim bir anda bu kadar nakit parayı silebilir? Bu kadar ceza yazılır mı? Ben bunu duyunca Cuma vakti idi ve Ramazan Ayı idi, belediye başkanına küfür etmedim ama ağzıma gelen her şeyi söyledim. Siz işadamı alarak gidip belediye başkanına durumunuzu anlatıyorsunuz, o da bu durumu bilerek sizi köşeye sıkıştırıyor!
Sonra iş çıkmaza girdi. Havada seyir halinde olan uçağın bir anda motorları durduğunda ne olur? Tabi ki düşer. Biz bir yıldır sabrediyoruz, halende sabrediyoruz. Bu arada işler durunca ekonomik olarak sarsıldık. Banka kredileri durdu, ödemeler durdu, satışlarımız durdu.
Bu süreç sizi ekonomik olarak etkiledi, peki daha sonraki oluşumlar nasıl gelişti?
Aradan birkaç ay geçtikten sonra yaptığımız görüşmelerde Şerafettin Arslan olayını Sekmen çıkardı. Beni çağırdılar, gittiğimde Şerafettin Aslan’da yanında idi. Mehmet Sekmen bana, “ Sen yara aldın, yıprandın. Bu projeyi tek başına yapamazsın” diyerek iş yaptığım üç firma ile ortak olmamızı istedi. Bu firmalar Şerafettin Aslan, Kilim Mobilya ve Sözaş idi. Bu insanlar ile birlikte olup bir şirket kurmamızı ve şirketin başında da Şerafettin Aslan’ın olması gerektiğini, kendisinin de destek vererek beraberce işi tamamlamamız gerektiğini ifade etti. Ben bu tekli de kabul ettim ve bu oluşuma girdik. Şerafettin Aslan’ın işyerinde yaklaşık bir ay boyunca çalıştık. Uygulayacağımız sistem; Şirket kuracağız, bir havuz oluşturacağız ve bu havuzu da benim mal varlıklarım ile oluşturacağız. Hasani Basri benim kendi şahsi arsamdır ve bugün ki değeri 15 trilyon liradır. Akkent benim şahsi arsamdır ve bugün ki değeri 6 trilyon liradır. Biz bunların ufak tefek sıkıntıları vardı, çözerek havuza teslim ettik. Yaptığımız çalışmaları da rapor haline getirerek belediye başkanına sunuyorduk. Arsalar ile birlikte benim şehir dışında 3 trilyon 800 milyar lira tutarında çekim vardı. Şerafettin Aslan’ın müdürü ile birlikte gidip o çekleri de alıp geldik ve havuza koyduk. Bu arada 4,5-5 trilyon lira para harcayarak aşağı yukarı 25 trilyon lira civarında havuza para aktardık.
Arsalar başkalarının üzerinde
Benim bir tane arsam Kilim Mobilya’da dır,10 dönümlük. Biri Sözaş’ta dır. Ancak biz bütün yapılanların oyun olduğunu, Şerafettin Aslan’ın oyunu olduğunu bilemedik. Düşünün bir adama tüm her şeyinizi toparlayıp teslim ediyoruz, o insan o mal varlığının üzerine konmak için “Nerede 160 milyon?” diyor. Ne oldu, bir anda oyun bozuldu ve ortaklık bitti. Düşünün ben bu halde iken birine götürüp 25 trilyon liralık mal nasıl devir yapayım. Neden devir yapayım? Bu belediye başkanı ile Şerafettin Aslan’ın oynamış olduğu bir oyundu. Biz o psikoloji ve o durumda getirip o malları verdik. Özellikle söylemeliyim, Hasani Basri ihalesine İmar İskan ihalesi olduğu için benim adıma Akif Kara girmiştir. Hasani Basri arsasının ihalesini alan da benimdir. İşleri orada yürüten de bendim ama getirdik Şerafettin Aslan’a verdik. Arsa üzerinde yaptığı planlar ciddi manada çok farklıydı. Şahitlerim de var, Kamil Doğan şahittir; Şerafettin Aslan bana “Sana 10 trilyon lira vereyim kaç git bu şehirden” dedi. Bizde kendisine bu şehirden gitmeyeceğimizi, bu şehrin bizim olduğunu söyleyerek teklifinin hoş olmadığını ifade ettik. Her şeye rağmen projeyi tamamlamak için çaba sarf etmemiz gerektiğini söyledik. Burada sorun para pul sorunu değil, insanlardan yer almışız, yer satmışız, ticaret yapmışız. Tüm bu işleri toparlamamız gerekiyordu.
Planlar yapıyorlar
Halen arsanın üzerinde planlar yapıyorlar. Sayın Belediye Başkanı Mehmet Sekmen televizyon televizyon gezerek “ projeyi ben yapacağım” diyor. Tamam, kabul sen yap yap ta sen burayı nasıl yapacaksın?
Oluşumda başarısız olmuş, peki şu an arsalar kimin üzerinde?
Hasani Basri’nin arsaları, Akkent’in arsaları ve 3,5 milyon liralık çekim Şerafettin Aslan’ın üzerindedir. Kilim Mobilya ve Sözaş ile yaptığım anlaşmada (onlara işyeri satmıştım) teminat olarak daha bu işler olmadan New City deki kendi arsalarımı vermiştim. 20 dönümlük arsamı ipotek olarak vermiştim. Kilim Mobilya ve Sözaş bu projenin destekçisi olmuşlardır, hep yanımızda durmuşlardır. Bu süreçte beni yıprattıkları gibi ikisini de yıpratmışlardır.
Peki, daha sonra ne oldu, belediye ile neden ipler koptu?
Belediye ile iplerin kopması şöyle; Bizler boşuna uğraşmışız, belediyenin farklı planları varmış ve bir yıl boyunca bu planlarını uygulamışlar. Bu arsada zaten gözleri vardı. Bazen resim paylaşıyorlar geceleri çalışıyoruz diye. Bu adamlar geceleri gezip gündüz operasyon yapıyorlar. Bizleri yıpratıp dizlerimiz üzerine çökertmek için, şehri terk etmemiz için uğraş verdiler. Şu an ellerinde projeleri ve taslağı hazır.
İnsanlardan fark istiyorlar
Belediye’nin projesi hazır ama bu projeyi uygulamak için insanlardan metrekare başına 1 milyon 750 bin lira fark istiyorlar. Öyle sinsi bir plan ki bu bizi hiçe sayarak yeni bir yapılanma yapılıyor algısı ile vatandaştan fark istiyorlar. Örneğin; Sen benden 100 milyar vermiş daire almışsın. Dairenin şu anki değeri de 300 milyon lira. Bende sana diyorum ki kardeşim dairenin değeri 400 milyon lira, 100 vermişsin 300 milyon lira daha fark vereceksin. İyide şu an zaten dairenin değeri 300 milyon lira. Belediye arada vatandaşın ödediği parayı hiçe sayarak kendi hesabını yapıyor.
Peki, siz ne düşünüyorsunuz, şu anki planınız ne? Dedikodular had safhada, büroyu kapatıp kaçtığınız söyleniyor.
Erzurum halkı şunu iyi bilsin, belediyede iyi bilsin. Biz bu projenin halen daha arkasındayız. Bizim bir yere kaçtığımız, göçtüğümüz yok. Kendi ilimizde kendi memleketimizdeyiz. Ancak yaşanan süreç öyle insanların psikolojik dengesini bozdu ki artık kimsenin tahammülü kalmadı. Muhatap sayısı 1100 dür, bunun 450’si hak sahibidir. Ofiste oturduğum zaman gelen insanlara nasıl bir cevap vereyim? Elimde bir veri yok, netleşen bir şey yok ki koltuğumda oturup insanlara ‘kardeşim git iki yıl sonra gel’ diyeyim. Çünkü biz iki yıl sonramızı da göremiyoruz bu belediye ile. Bu nedenle büroyu açık tutmamızın bir anlamı yoktu, insanların ciddi manada psikolojileri bozuldu.
Bundan sonra ne olacak?
Şimdi bir hikâye vardır; Yan komşunun evi yanıyor. Komşusu çıkıp bakıyor ki Ahmet’in evi yanıyor. Diyor ki ‘bırakın yansın.’ Bu Ahmet’in evinin yanma meselesi değil. O yangın sana da sıçrayacak, bunu ifade etmek istiyorum. Bu sadece benlik veya New City sorunu değil, her sektörün sorunu. Soruyorum şimdi; Sen belediye başkanı mısın yoksa işadamı mısın? Bir kere onun adını Mehmet Sekmen koyacak. İşte su fabrikası kurdu, yurt işletiyorlar, özel idareden kiralık yurt almışlar. Senin ERÇİMSAN yönetiminde ne işin var? Neden, sıra Lütfü Yücelik’e mi geldi? Lütfü Yücelik Erzurum’un çınarı değil midir?
Seçimler geldi ve AK Parti seçimlerde oy kaybına uğradı. Seçim sonuçlarına sizce bu yaşananlar etkili oldu mu?
Kesinlikle oldu. Seçimlerin sonucunun yüzde yüz faturası Mehmet Sekmen’indir. Hem esnafa yapılanlardan hem de New City’ye yapılanlardan dolayı seçimlerde AK Parti çok oy kaybına uğramıştır. Açık söylüyorum Erzurum’u çok iyi günler beklemiyor. Göreve geldiği günden itibaren yaklaşık 1,5 yıl geçti. Allah aşkına bana bir tane Erzurumlu iş adamı göster ki belediyeden iş almış olsun. İstanbul uçağında Rolex saat takan adamlar geliyor buraya dosyayı veriyor işi alıp gidiyor. Geçenlerde 10 tane fırıncı gelmiş Ticaret Odası’ndan kaydını sildirmiş. Batmışlar adamlar, belediye getirmiş fırın kurmuş. Fırınla falan belediyenin ne işi olur? Esnafın yanında olması gereken bir kurum esnafın iflas etmesini sağlar mı? Belediyecilik hizmeti farklı şey ticaret farklı şey.
.jpg)
Bu anlattıklarınız işadamları ve esnaf arasında sıkça konuşuluyor ve ciddi rahatsızlık var. Ama sizinle ilgili merak edilen şeyler de var. İşyerinizi tasfiye edecek misiniz? Birde iflas erteleme kararı aldırdınız. Bu devam edecek mi, iflasınızı verecek misiniz?
İflas erteleme tedbir amaçlı yapılan bir karardır. Şu anda mahkeme sürecindeyiz, bu ayın sonunda mahkememiz var. Mahkeme işler rayına girene kadar sürer diye tahmin ediyorum. Şimdi New City öyle bir sorun ki bu sorun Ahmet Metin Karadayı’sız çözülemez. Buna her kez inansın. Mehmet Sekmen Bey çıkıp televizyonda ‘seçimlerden sonra ben yapacağım’ diyor. Ya yap ta nasıl yapacaksın? Beni muhatap almadan bu işi yapma şansı yoktur. Bu ifadeler seçim üstü verilen sözlerdir. Nasıl yapacak ise açıklamasını istiyorum. Ben oraya 80 trilyon lira para harcadım. İnsanları mağdur etmeden nasıl yapacağını anlatsın ben hakkımdan feragat edeceğim. Yeter ki millet mağdur olmasın. Vatandaş belediyeye gittiğinde onlara ‘gidin Karadayı hakkında dava açın’ diyor. Karadayı bu şehirde bir iş adamı. Ben 22 yaşında iken Ticaret Sanayi Odası başkan yardımcılığı görevi yaptım. Belki Erzurum da bu ilktir. O dönemden beri şehrime hizmet etmişim, her kuruma yardım etmişim, sivil toplum örgütlerinde yer almışım. Mağdur insanların yanında olmuşum. Sen kalkıp üzerimi çizerek bana sahtekâr damgasını vuramazsın.
Hasani Basri ve Akkent projelerinde ki hak sahipleri mağdur oldukları gerekçesi ile dolandırıldıklarını ileri sürerek hukuka başvurabilirler. Yarın hukuki bir süreç başladığında tavrınız nasıl olacak?
İnsanların dava açması doğaldır. Ancak dava açarken belediyeyi de dikkate almak lazım. Sonuçta orada bir New City şantiyesi yatarken benim Hasani Basriyi yapma şansım yok ki, Akken’ti yapamam ki. Bir de bu kadar oyunun içine gelmişsin. Biz şimdiye kadar şükür olsun ki bir şeyleri alıp insanları kandırma operasyonları yapmamışız. Yapsak zaten şimdiye kadar alırlardı bizi. Şimdi arsalar orada ve değerleri belli. Aldığımız paralardan çok daha fazla. Ama bir belediye başkanı sizi bir ortaklığa sokup arsaları elinden alıyor ise ben nasıl bir hareket yapabilirim? Nasıl bitirebilirim o inşaatları? Burada yalnızca suçlu ben miyim? Bu süreç birbiri ile bağlantılı. Dava açılacaksa bu komplike bir dava olmalı.
Mahkeme iflas erteleme kararı verirse süreç nasıl olur?
Bizim mahkeme kararı ile 52 milyon lira mal varlığımız tespit edilmiştir. İflas verse bile bizim çok borçlu muhatabımız yok, mallarımız borçlarımızı karşılıyor. Vermiş olduğum tapular var, o insanlar tapularını alırlar. Borç miktarı belirlenir, benim mahkemeye verdiğim, beyan ettiğim gerçek mal varlığım borcu karşılıyor. Ancak ben iflas erteleme kararı verileceğini tahmin etmiyorum şu süreçte.
Son olarak bir mesajınız var mı?
Şimdi kendi belediyemize girdiğim zaman kendimi yabancı olarak hissediyorum. Sanıyorum ki burası Erzurum Büyükşehir Belediyesi değil, Ankara belediyesi. Hiç kimseyi tanımıyorum, adeta kadro yerle bir edilmiş. Erzurum’un kökümü kurudu ki bu kadar insan dışardan transfer ediliyor. Eskiden gittiğimizde yanımızda yöremizde tanıdığımız işadamları, Erzurumlu işadamları vardı. Şimdi bakıyorsunuz İstanbul’dan gelen insanlar var, dosya veriyorlar iş alıp gidiyorlar. Erzurum’un yarayan kanası Mehmet Sekmen’dir. Dört tane çiçek ile böcek ile bu işler olmaz. Halen Ahmet Küçükler’in geçmişte yaptığı işleri kendisi yapmış gibi insanlara lanse ediyor. Buradan işadamlarına ve sivil toplum örgütlerine seslenmek istiyorum. Erzurum’a sahip çıksınlar, Erzurum talan ediliyor. Bugün ayaklarına batmayan diken yarın daha fazla canlarını acıtarak zarar verebilir. Esnaf odalarının tüm sektörlere sahip çıkmaları gerekiyor. Ticaret Sanayi Odası’nın başta kendine sonrada tüm esnafa sahip çıkması gerekiyor. Bizler yıllardır bu şehre hizmet ediyoruz, ama üzerimizden silindir ile geçtiler. Ancak her şeye rağmen ayaktayız, bir yere gitmiyoruz ve mücadelemize devam ediyoruz.






