19 Mayıs ve Milli Bilinç
Ömer Faruk Kızılkaya

Ömer Faruk Kızılkaya

19 Mayıs ve Milli Bilinç

20 Mayıs 2021 - 16:06

Dün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı idi. Kurtuluş meşalemizin yakıldığı şanlı direnişin başlamasına vesile olan Anadolu hareketinin ilk adımı Samsun’da atılmıştı 102 sene önce. Yıllar sonra doğum günü sorulduğunda Ulu Önder’imiz, “19 Mayıs” demişti. Çünkü o tarihte yeniden doğmuştu. Şanlı bir mücadeleye girişilmiş, dahili ve harici düşmanlarla kıran kırana mücadele edilmiş, nihayetinde Anadolu işgalden kurtarılarak yeniden Türk yurdu yapılmıştı. Bu anlamlı gün de bayram olarak kutlanmaya başlanmıştı.

Peki, bu bayramda neler olurdu: Öncelikle bütün resmi bayramlarda okullar hummalı bir çalışmaya girer, öğrenciler bayramlara hazırlanırlardı. Bu hazırlık hem fiziksel hem de zihinsel olurdu. O bayramların anlam ve milli bayramlarımızı önemleri anlatılırdı.  Milli bilinç işlenirdi çocukların ve gençlerin dimağlarına nakış nakış. Diğer taraftan da çeşitli etkinlikler tertip edilirdi.

Konumuz 19 Mayıs olduğu için onun üzerinden anlatacak olursak: Bütün şehir bayram havasına sokulur, her yer bayraklarla donatılırdı. Bayramın geldiği belli olurdu. Şehir genelinde bir program olurdu ve gençler statta yapılacak programa seçilmek için mücadele verirlerdi.

Bayram günü gösterilerde neler olmazdı ki: spor etkinlikleri, koordinasyon hareketleri, jimnastik gösterileri, yürüyüşler… O etkinliklere seçilen gençlerin ailelerini de ayrı bir heyecan alırdı. Veliler, tribünlerde oturup çocuklarını gururla izlerlerdi. Fotoğraflar çekilerek o anlar ölümsüzleştirilmeye çalışılırdı. Programdan sonra da velilerle gençler gururla evlerine dönerlerdi.

Sonra birden o büyük törenler kaldırıldı, okullara indirgendi faaliyetler. Bazı okullar milli bayramlarımızı gününde kendince kutlarken bazıları da bir iki şiir ve bir iki yazıyla geçiştirir oldu. Bazı okullarınsa kutlamaları, gününden bir gün önce veya bir gün sonra yarım saatlik bir etkinliğe düşürdüklerini, o bayram gününü de tatil yaparak geçirdiklerini duyar olduk. İleride söylenecek sözleri duyar gibiyim…

Peki bu bayramlarla ayakta tutulmaya çalışılan milli ruh ve milli bilinç nedir, ne işe yarar; hiç düşündünüz mü? Ben söyleyeyim: Savaşta cepheye koşarak gitmeye, varlığını milletine armağan etmeye (yani adamaya), ülkesi ve milleti için yaşayıp bu değerleri yaşatabilmek için mücadele etmeye, ülkesine ve milletine aidiyet hissetmesine, bir gece karanlık insanlar ülkesinin ve milletinin geleceğine kastedildiğinde hiç düşünmeden tankın altına yatabilmeye yarar. Allah o günleri bir daha yaşatmasın, o gece kadınıyla erkeğiyle meydana dökülenler milli bilince sahip insanlardı. O bilinç de damlaya damlaya oluşuyor. O damlaların içerisinde bu milli bayramların ve okullarda verilen bilinç etkinliklerinin de önemli bir yeri vardı. Oturup gençleri eleştirebilmek için önce onlar için emek vermek gerekir. Yarın ülkemizi teslim edeceğimiz gençlerimizi milli şuurla yetiştirmek hepimizin görevidir. Onlara anlattıklarımızın yararlı olabilmesinin yolu da önce onları ihlasla yaşamaktan geçer.

Dün resmi törenin yapılacağı Havuzbaşı ve çevresinde bayraklarımızın asıldığını gördük ama diğer hiçbir yerde (kurumlar hariç) bayrak görmedik. Parti mitinglerinin olduğu zamanlardaki flama asma olayı kadar bile hassasiyet gösterilmemişti. Bu ülke bayrağıyla vardır. Bayrağımı görünce göğsüm gururla dolar. Bana bu gururu yaşatmayan kurumu da idareciyi de istemiyorum. Efendiler, bir gün yine birlik ve beraberliğimize, ülkemizin istikbaline kastedilirse o milli bilince sahip nesli ararız. Yerinde bulamazsak olacakları hep birlikte düşünelim. O şuuru canlı tutmak görevimizdir. Bayramları  bayram gibi yaşamak ve yeni kuşaklara anlatmak, onları görünür/görünmez düşmanlara karşı canlı tutmak görevimizdir. Kimse, kendini devletimizden, milletimizden ve istikbalimizden büyük görmesin. Kimse olmayacak hesapların içine girmesin. Bu milletin servis ayarlarıyla oynamasın. Milletimizin ruhunu öldürmeye çalışmak ihanet, o ruhu yaşatmak görevimizdir. Bu vesile ile sözlerimi her 19 Mayıs’ta coşkuyla okuduğumuz “Gençliğin Ata’mıza Cevabı”yla bitirmek istiyorum.

Ey Büyük Ata,

Varlığımızın en kutsal temeli olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetinin sonsuz bekçisiyiz. Bu karar, değişmez irademizin ilk ve son anlatımıdır. İstikbâlde, hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir. Bizler, bütün hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez inanç ateşinden alıyoruz. Senin kurduğun güçlü temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her atılım bilinçlidir. En kıymetli emanetimiz olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti, varlığımızın esası olarak, eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde sonsuza dek yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir. İstiklâl ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar, en modern silahlarla donanmış olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, ulusal birliğimizi ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaktır. Çünkü, bu aziz vatanın toprakları üzerinde yetişen azimli ve inançlı Türk gençliği, dökülen temiz kanların ve Cumhuriyet devrimlerimizin aydın ürünleridir. Vatanın ve milletin selameti için her zorluğa iman dolu göğsümüzü germek, gerçek amacımız olacaktır.

Ey Türk’ün büyük Ata’sı !

İstiklâl ve Cumhuriyetimizi korumak gerektiği zaman, içinde bulunacağımız durumlar ve şartlar ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp her güçlüğü yenmek azmindeyiz.

Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize, namus ve şeref sözü verir, kendimizi büyük Türk ulusuna adarız.

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

', 'auto'); ga('send', 'pageview');