<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
  <channel>
<title>Gazete Doğu - Doğu&#39;nun Haber Merkezi</title>
<link>https://www.gazetedogu.com</link>
<description>Gazete Doğu, Erzurum Haberleri, Erzincan Haberleri, Ağrı Haberleri, Kars Haberleri, Ardahan Haberleri, Bingöl Haberleri, Ajans Doğu, Doğunun sesi, Erzurumspor</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.gazetedogu.com</copyright>
<image>
<title>https://www.gazetedogu.com</title>
<url>https://www.gazetedogu.com/images/genel/grgrgrgr_1_1.jpg
</url>
<link>https://www.gazetedogu.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>Türkiye'de enflasyon</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşın enerji fiyatları üzerinden etkileyebileceği en önemli göstergelerden birisi de <strong>enflasyondur</strong>.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu nedenle, uzun süredir devam eden dezenflasyon sürecinin yara almaması için üzerinde titizlikle durulan konuların başında enflasyon gelmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>MART AYI AYLIK VE YILLIK ENFLASYON ORANLARI</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Savaşın devam ettiği mart ayında açıklanan aylık ve yıllık enflasyon oranları ile 2026 yılının ilk çeyreği itibarıyla fiyat artış hızının yıllık bazda yavaşladığı görülmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">TÜİK tarafından mart ayında açıklanan verilere göre <strong>yıllık enflasyon yüzde 30,87 seviyesine gerilerken, aylık enflasyon yüzde 1,94 </strong>olarak gerçekleşti.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Özellikle yıllık bazda enflasyonda meydana gelen bu düşüşün bir önceki yılın (2025) aynı ayındaki yüzde 38,10 ve iki yıl önceki (2024) yüzde 68,50’lik seviyelerle kıyaslandığında, <strong>enflasyon oranında önemli bir düşüşü</strong> işaret etmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yani dezenflasyon sürecinin devam ettiğini göstermektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>ENFLASYONU ŞEKİLLENDİREN FAKTÖRLER</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dezenflasyon sürecinin en dirençli sektörü, <strong>hizmet sektörü</strong> olmaya devam ediyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Diğer yandan, <strong>gıda enflasyonu</strong> yüzde 32,36’lık yıllık artışla ve toplam enflasyona 8,25 puanlık ciddi katkısıyla genel enflasyonun üzerinde kalamaya devam etmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Konuttaki </strong>yüzde 42,06 ile genel endeksin çok üzerinde artışın ve toplam enflasyona yüzde 6,04 oranındaki katkısının enflasyon için diğer önemli bir katılık olduğu görülmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Ulaştırmada </strong>da yüzde 34,35 oranındaki artış ve enflasyona 5,45 puan katkısı ve aylık değişimin yüzde 4,52 olması küresel enerji fiyatları üzerinden gelebilecek maliyet şoklarının enflasyonu yukarı çekme riskinin olduğunu açıkça göstermektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dolayısıyla, <strong>gıda, ulaştırma ve konut ve eğitim fiyatlarındaki katılık</strong>, enflasyonun düşüş hızını yavaşlatması nedeniyle dezenflasyon sürecinin en zorlu kısmını oluşturuyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>ENFLASYON VE TCMB FAİZ KARARI</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Mart ayında gerçekleşen enflasyon oranı, küresel ekonomik koşullar ve ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşta ateşkes sağlanmasına rağmen devam eden belirsizlikler Merkez Bankası’nın 22 Nisan’da faiz konusunda alacağı karar açısından önemli.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Merkez Bankası, <strong>bekle-gör politikasıyla </strong>alacağı faiz kararıyla, bir yandan <strong>dezenflasyon sürecinde elde edilen kazanımlarını kaybetmemek</strong> diğer yandan da meydana gelecek olası şoklarda kullanmak için biriktirdiği<strong> rezervleri korumak </strong>isteyecektir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Erdal Tanas Karagöl</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/erdal-tanas-karagol/turkiye-de-enflasyon/1640/</link>
<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 18:49:10 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Oltayı yutmuş balık gibiyiz!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İslam dünyası olarak halimize bakar mısınız, bilgisayarımız onların. Bilgisayarımızdaki yazılımların, işletim sistemi, Securty’si onların. Sosyal Media onların, Mail Server onların, onları ürettikleri telefonu kullanıyoruz, onların ürettikleri araçlara sahip, onların ürettiği uçaklarla seyahat ediyoruz. </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İlaçlarımız, gıdalarımız, kullandığımız birçok şeyin ya teknolojisi ya da hammaddesi onlara ait. Yediğimiz içtiğimiz şeylerin çoğu onların. <strong>“İsrail’den tohum ithal etmiyoruz”</strong> diyorlar ama artık İsrail Türkiye’de satılan hibrit tohumları Türkiye’de üretiyor, <strong>“yerli ve milli”</strong> olarak! Hele ilaç konusuna gelirsek halimiz daha da yürekler acısı. Zaten bitkisel ilaç kavramına bile izin vermiyorlar. O konuda tamamen dışa bağımlıyız. FDI’ın onayı dışında bir şeyi kabul etmiyoruz! Unutmayalım ki, İlaç ve Gıda mafyası dünyanın en büyük mafyalarındandır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Gazze, Lübnan, İran derken gizli gerçek bütün yönleri ortaya çıktı! Şimdi kendi kendimize <strong>“Biz nerede yanlış yaptık”</strong> diye sormalıyız. Sahi <strong>“Fe eyne tezhebun/ Biz böyle nereye gidiyoruz” </strong>ve ne zaman uyanacağız bu derin uykudan. Tarihle övünmenin ve dövünmenin kimseye bir faydası yok. Ham hayallerle süslenmiş bir gelecek tasavvuru da bir teselli kaynağı olamaz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Evet evet, Hak ararken bile onların kavramları ve kurumları ile kendimizi savunmaya çalışıyoruz. Çünkü tercüme yasalar bize bunu dayatıyor. <strong>Tercüme yasalar, tercüme sözleşmelerle elimiz ayağımız bağlanmış.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">AB üyesi değiliz ama, AİHM bizim yargımızı denetliyor, kendi hükümetimizi onlara şikâyet etmek zorunda kalıyoruz. Ramazan’da bile iftar sofralarından Cola eksik olmuyor. Kredi kartlarımızda onların mührü var. Onların modasını takip ediyoruz, onların filmlerini izliyor, müziklerini dinliyoruz. Çevrenize bakın, tabelalarda onların imzasını göreceksiniz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Biz bağımsız bir ülkede özgür bir halkız değil mi? Ha ha haaaa!</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Geçen gün <strong>Black Rock</strong> ve WEF başkanı Fink geldi, fink attı gitti. Meğerse bizden ne kadar çok şirket bunlarla fink atıyormuş. Gıdadan bankacılığa, savunmadan, GSM şirketine birçok büyük şirket bunlarla ortak. Hani Kahrolsun Globalistler, “<strong>Kahrolsun Kapitalizm</strong>” diyorsunuz ya, bu adam hem baş Globalist, hem de baş Kapitalist. Yönettikleri fon birçok devletin bütçesi ile kıyaslanamayacak kadar büyük. Bakalım bundan sonra ne olacak. Şimdiden Boğaza NATO deniz üssü için bir karargâh kuruluyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">“<strong>Şimdi döğün Sakarya, dövünme vakti şu an / Kehkeşanlara kaçmış, eski güneşleri an</strong>”</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şimdi anladık mı Türkiye neden böyle, İslam dünyası neden böyle. Biz Trump gibi, Netanyahu gibi şarlatanların kanlı oyunları ile oyalanırken, fırtınaların çalkaladığı okyanusların derinliklerinde, hiç hareket etmez gibi görünen, ışık da geçirmeyen adeta derin bir sessizlik var. Birçok şey bu derin karanlık dünyada kotarılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Nitekim “<strong>oltayı yutan balık yem istemez</strong>”... İşte o zaman “<strong>Hayır diyebilen bir ülke</strong>” olamazsınız. Halka esip gürlerken bu derin gerçeklerle karşı karşıya kaldığınız zaman derin bir sessizliğe gömülür, uysal bir kediye dönersiniz. İşte o zaman “<strong>Minik fare kükrediğinde bir aslan miyav der</strong>”</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bazı zalim yöneticiler, kendi halkına karşı ne kadar zalimseler, bu güç karşısında o kadar uysaldırlar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ölmüşüz de ağlayanımız yok. Kimimiz de gülüyor ağlanacak halimize.</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Veresettüşşeytan Trump</strong> çağırınca olun liderliğinde hemen uslu çocuklar olarak bu davete icabet ediyorlar da <strong>Allah’ın daveti</strong>ne uymuyorlar. Kimi İngiliz yanlısı, kimi Amerikan, kimi AB’ci, kimi NATO’cu, kimi Rusya yanlısı kimi Çin, Kimi <strong>Epstein çetesi</strong>nin şantajı ile sessizliğe mahkûm.! Kimi “<strong>rüzgâr gülü</strong>”, kimi “<strong>mavi boncuk</strong>”çu. Bunların hiçbirinden hayır gelmeyeceğini ne zaman anlayacağız. Hani <strong>”Allah</strong>’a (cc) dayanacak, sa’ye sarılacak, hikmete ram olacaktık!” Hani “<strong>Allah’ın rızası</strong>”nın tecellisinin vesilesi olacaktık. “<strong>Masa, Kasa, Nisa</strong>” “<strong>Şeytan üçgeni</strong>”ne hapsolduk!</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Onları taklit ederek, onların peşinden koşarak onların önüne geçemezsiniz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Önce övünüp-dövünmeyi bir kenara bırakıp, “<strong>inni küntü minezzalimiyn</strong>” dememiz, sonra tövbe etmemiz gerek. Daha sonra iyi şeyler yapmamız gerek. Yoksa içimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bir millet helak olup gideceğiz. <strong>Allah’ın yardımı</strong> olmadan iki yakamız bir araya gelmeyecek. <strong>Allah’ın yardımı</strong>nın bize ulaşması için ise cahillerden ve zalimlerden olmayacağız.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Allah</strong>’tan (cc) başka “<strong>Kurtarıcı</strong>” maskesi takmış, İlah’lık ve Rab’lik iddiasındaki ya da kendilerine, mana olarak o tür sıfatlar yakıştırılan din ve devlet, ya da ideolojik ve politik önderlerden kurutulmadan kurtuluş yok, bunu bilelim. Kader de rızık da Ecel de O’nun iradesine bağlıdır. O’nun yardımının bize ulaşmasının şartı ise, O’nun rızasına tabi olmaktan geçer.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>“Ağlayın su yükselsin / Belki kurtulur gemi”.</strong> Adalet, siyaset, bürokrasi, piyasa, ekonomi, Aile, ahlak, fuhuş, uyuşturucu, kumar, gençlik, halimiz ortada. Gelecek günler geçen günleri aratacak gibi. Biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz, o ne diyordu “fitne zamanı” diye tanımlanan kıyamete giden günler için: “bildiğimi bilseydiniz, çok ağlar, az gülerdiniz”. Evet evet “Allah’a yemin olsun ki, insanoğlu büyük bir imtihanlar, fitneyle karşı karşıya ve insanların neredeyse tamamı bir Hüsran tehdidi ile karşı karşıya, İhtida mevsimi değil, İrtidat mevsimindeyiz. Kitap’ta kurtuluşa erecek olanlar “istisna” olarak sayılır: iman edenler, Amel-i Salih olanlar hayırlı işler yapıp sabredenler ve bunları tavsiye edenler müstesna!</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Zor zamanın dostlukları değerlidir. Öyle zamanlarda Allah’ın dostları ile dost olmak, Allah’ın rızası için çabalamak diğer zamanlardan çok daha değerlidir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Zor zamanlarda haksızlığa uğrayanların yalnızlığını biliyorum. Dünya mal makam ve keyfine talip olanların zor günlerde nasıl ortadan kaybolduklarını da bilirim. Oysa onların bir kısmı işler yolundayken, nasıl da esip gürlüyorlardı. Güvenilirlikleri test edilmemiş radikallere hemen kanmayalım. Bunun sağcısı, solcusu, İslamcısı, Milliyetçisi, Kemalist’i yok. Aslında bunlar batini anlamda zihniyet ikizleridir. Farklılıkları çıkarları, tehdit algıları ile ilgilidir. Onun için Allah kim kimdir bize göstermek için bizi kolaylık ve zorluk, zenginlik ve yoksulluk, zafer ve yenilgi ile imtihan etmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu dünya hayatının bizler için tek gerçeği, anlamı ve değeri var o da yaratılış gayemize uygun olarak yalnız <strong>Allah</strong>’a (cc) kul olmak, kula kulluk etmemek! <strong>Allah</strong>’a (cc) ve ahiret günü’ ne iman edenler için bu böyle. “<strong>Kalubela</strong>” zamanında, “<strong>elestü bezmi</strong>”ndeki ahdimize bağlı kalmak ’tan söz ediyorum. Hani “<strong>söz verdiğimizde sözümüzde duracaktık</strong>”!</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çaresiz değilsiniz, çare siz’siniz. Allah (cc) sizin/bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek ister. O zaman ne duruyoruz. Bu ahitle <strong>Allah</strong> (cc) bizde Şikâyet etmeme sözü aldı. Dünya yıkılsa, deprem olsa, malımız, canlarımız, sevdiklerimiz zarar görseler, namaz vakti girdiğinde, ilk kelimemiz ne olacak: “<strong>Allahu Ekber</strong>” değil mi? Sonra devamında “<strong>Elhamdülillahi Rabbil alemin</strong>” Alemlerin rabbine hamdolsun. Ardından “<strong>Er Rahmani rahim</strong>” O Rahman ve Rahimdir. O başımıza gelenleri biliyor, görüyor, çünkü o da <strong>Allah’ın iradesi</strong> içindedir. Bir sonraki cümle: “<strong>Maliki yevmiddin</strong>”. Evet, o din gününün sahibidir. Her şey bu dünyada başlayıp bitmiyor. Kaderimiz, rızkımız, ecelimiz Onun iradesine bağlıdır ve biz O’nun rızasına talip olacağız, her ahval ve şart’ta.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şimdi Gazze’yi hatırlayın. Unutmayalım ki biz, Alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz ve bu anlamda yeryüzünden imtihana çekileceğiz. Bu anlamda Hakkın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli ve haykıran sesi olacağız.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hu!.. Hu... Sesim geliyor mu? Duymak istemeyenden daha sağır görmek istemeyenden daha kör, bilmek istemeyenlerden daha cahil, dünyada olup bitenleri görmez, duymaz, bilmez ötesinde hissetmeyenden daha kalpsiz, vicdansız kim olabilir? Hiç kimse dünyada olup-bitenleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip değildir. Haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz Şeytanlardır! Aman efendim aman, galiba ahir zaman”. “<strong>Karanlığın en koyu anı, aydınlığa en yakın olduğu zamandır.</strong>” Kim bilir belki de <strong>Kudüs-ü Şerif’</strong>teki<strong> Mescid-i Aksa</strong>’nın tehdit altında olduğu, <strong>Mekke-i Mük</strong>errem’e ve <strong>Medine-i Münevvere</strong> de hal böyle iken, Gazze’de, Lübnan’ da İran’da, dünyanın başka yerlerinde yaşananlar ortada iken <strong>Ehli Salip ve Siyonistler</strong>, İslam dünyasını soyup soğana çevirirken zulmün kemal vaktinde zevali anını yaşıyor olabilir miyiz? Biz layık olursak ve Rabbim dilerse neden olmasın. Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/oltayi-yutmus-balik-gibiyiz/1639/</link>
<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 18:47:28 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hürmüz Boğazı ve 2026 enerji arz şoku</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hürmüz Boğazı’nın kapanması, dünya ekonomisinde 1970’lerden bu yana görülen en büyük enerji arz şoklarından birine yol açtığı gibi küresel ekonomiyi yüksek maliyet ve arz krizi kıskacına alan en büyük stratejik engel haline gelmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hürmüz Boğazı’nı kapanması, hem petrol ve doğalgaz gelirlerine bağımlı olan Körfez ülkelerini hem de enerjide bu bölge ülkelerine bağımlı olan başta da Asya ülkelerini aynı zamanda olumsuz etkilemektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dolayısıyla, Hürmüz Boğazı’nın kapanması, küresel ekonomiyi bir çok açıdan tehdit etmeye devam etmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>MAKRO EKONOMİK ETKİLERİ</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hürmüz Boğazı’nın ekonomiler üzerindeki etkisini arz güvenliği ile ham petrolün fiyatlarında meydana gelen artış ile kendini gösterdi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Savaşın başladığı gün uluslararası referans kabul edilen Brent türü ham petrolün vadeli varil fiyatı 72,48 dolar iken şimdi ise yaklaşık 110 dolar olması ekonomiler için ciddi bir şok olduğu açıktır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hürmüz Boğazı enerji arz güvenliği açısından da başta da Asya ülkelerini derinden etkilemeye devam etmektedir. Bu bölgenin enerji kaynaklarının büyük kısmı Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore’ye gitmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Körfez ülkelerine bağımlılığı en yüksek ülke ise Güney Kore’dir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kullandıkları enerji miktarları ve sahip oldukları büyüme potansiyeli sebebiyle başta da Çin ve Hindistan gibi ülkeler, artan petrol fiyatları ve tedarik aksamaları nedeniyle ciddi üretim ve enflasyonist baskı altındadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Hürmüz Boğazı enerji talep güvenliğini de etkiliyor.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Enerji gelirlerine bağımlı olan Suudi Arabistan, BAE, Irak, Kuveyt, Katar toplam ekonomik kayıplarının yanın da petrolü ihraç edecek rotanın olmaması ve depolama kapasiteleri dolduğu için bölge ülkeleri günlük üretimlerini azaltmak zorunda kalmıştır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu koşullar, enerji arz güvenliğini olumsuz etkilediği gibi enerji talep güvenliğini de tehdit etmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>KÜRESEL TİCARET ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Diğer yandan, enerji fiyatlarındaki artış ve enerji arz güvenliğindeki sorunlar nedeniyle gübre, alüminyum ve helyum gibi bölgeden ihraç edilen diğer kritik ürünlerin de fiyatlarını yükselterek küresel tedarik zincirini bozmuştur.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu da bir çok üretim sektörünü etkileyeceği açıktır.</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ayrıca, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ile beraber kullanılan alternatif taşıma rotaları nakliye sürelerini arttırdığı gibi küresel ticaretin maliyetini de artırmıştır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>HÜRMÜZ BOĞAZI VE TÜRKİYE EKONOMİSİ</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye körfez ülkelerine yüksek bağımlılığı olmamasına rağmen enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle enflasyonu artırmasına, merkez bankasının faiz indirimlerini ertelemesine ve ithalat faturasının artırması üzerinden bir yük oluşturur.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Erdal Tanas Karagöl</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/erdal-tanas-karagol/hurmuz-bogazi-ve-2026-enerji-arz-soku/1638/</link>
<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 20:09:23 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İstikbal Denizlerde mi, Göklerde mi, nerede?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Osmanlı donanma mecmuası</strong>nın serlevhası “<strong>İstikbal Denizlerdedir</strong>” yazıyordu., <strong>Mustafa Kemal</strong> Wright kardeşlerin ilk uçuşlarının ardından yaptıkları konuşmadan esinlenerek “<strong>İstikbal göklerdedir</strong>” dedi. 12 Aralık 1928’de <strong>ABD savaş bakanlığı</strong>’nın desteğinde Uluslararası sivil havacılık konferansı düzenlendi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugün istikbal <strong>Uzay</strong>da da değil. Gök, artık <strong>Starlink</strong>lerle dolduruldu. <strong>RF ve Lazer silahları </strong>ile hedeflerini hep takip ediyor, hem de vurabiliyorlardı. Yerden, havadan, denizden fırlatılan füzelerde aslında siber donanıma sahiptiler. Artık kara savaşı, deniz savaşı, hava savaşı değil, bir <strong>siber savaş</strong>tan söz ediyoruz. Komuta merkezinde kararları insanlar değil, <strong>Palantir</strong> adını verdikleri yapay zekâ karar veriyor. Her yerde gözleri, kulakları var, <strong>Humanoid, Avatar</strong> ve <strong>Bio Hackerler</strong>den oluşan askerleri var.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">O pahalı dev uçak gemileri aslında artık kolay ve açık bir hedef. Uçaklar da pahalı, Akıllı, otonom füzelere koordinatı veriyorsunuz, ya da hedefi tanımlıyorsunuz, o icabında alçak irtifa uyduları üzerinden hava, kara ve denizdeki hedefi tanımlayıp imha edebiliyor. Dronlarla çelik kubbeyi kilitleyebiliyorsunuz bu arada, Nano gümüş ya da nano ölçekli metalleri havaya püskürterek <strong>Patroit</strong>leri, ya da çelik kubbeleri başlarına çökertmek mümkün. Dev Denizaltıları, daha küçük ölçekli akıllı, otonom, insansız deniz araçları ile vurabilirsiniz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İran’a ABD saldırıları gösterdi ki o dev askeri üsler, uçak filoları, limanlardaki gemiler çok kolay hedefler. Füzelerle hava, kara, denizlerdeki hedefleri vurmak çok kolay.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Siber savaşta buna da gerek yok. Cep telefonları, akıllı evlerdeki kombiler, akıllı otomobiller hepsi patlamaya hazır bir bombaya dönüştürülebileceği gibi, o güvenlik kameraları, trafik kameraları, <strong>Wifi</strong>ler, röleler hepsi bir ajan olarak askeri bir gaye için kullanılabilir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Siber savaşta, mesela bir ülkedeki mekân tanımı ya da kişilerin profillerini ya da adreslerini verirseniz onları ortadan kaldırmak çok basit, sıradan bir iş. İsterseniz, mesela şu yaşta, şu cinsiyette, şu gelir düzeyinde, şu din, mezhep, tarikat, etnik kimlikteki, ideolojik ya da politik kişi ya da toplulukları, gerektiğinde coğrafi konumlarına göre hedef gösterebilirsiniz. Evler, sanayi tesisleri, kişiler, otomobiller çok kolay hedefler. <strong>Bio Hacker</strong>ler çok uzak yerlerden, aynı anda dünyanın birçok yerinde benzer operasyonlar yapabilirler.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kara operasyonları siber ordular şimdi şehir hayatında düzenleyici rollerle test ediliyor. Gelecekte birçok meslek erbabına gerek kalmayacağı gibi asker ve istihbarat elemanına da gerek duyulmayacak. Zaten kafanıza bir de çip taktıklarında bir ülkenin bütün insanlarını siber kölelere dönüştürebilirsiniz. Ve artık onları hayatını sonlandırmak bilgisayarlardaki sanal savaş oyunlarında olduğu gibi TEK TIK ile mümkün olacak.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Aya gittik, uzaktan gelecekler dedikleri hikayeler birer hayal ürünü. Ama <strong>Starlink</strong>ler, hatta dron kolonileri ile insanlara gaip ’den gelen sesler duyurmak, artırılmış sanal gerçeklik yöntemleri ile gökten <strong>Mesih</strong>’i indirmek de mümkün olabilecek.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Savaş sadece insanlara karşı değil, bitkileri, hayvanları da hedef almak ya da ekinleri yakıp, yağmalayıp, hayvanları öldürmek de mümkün. Mesela <strong>5G</strong> üzerinden Frekans bombaları ile bulutları sağabilirsiniz, ya da çekirgeleri yönlendirebilirsiniz. Oksijen atomlarının frekansını değiştirerek belli bir bölgede yaşayan insanlar, hayvanları öldürüp oksijene ihtiyaç duyan ekinleri ve ağaçları kurutabilirsiniz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Savaşın şekli, ahlakı, hukuku, teknolojisi her şey değişecek. Zaten UCM, BM Güvenlik konseyi, hatta NATO bile eski NATO değil artık.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugün hemen hemen her ülke Siber donanımları, düşmanlarına karşı rakiplerine karşı savunma ve onların planlarını bozmak için kullanıyor da peki yarın Şeytani bir akla sahip sapkın insanlar iktidara gelir, bu gücü ele geçirirse ne olacak?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ya da yapay zekaya sahip İnsanımsı robotlar, bu gücü kendi sahiplerine, diğer insanlara karşı kontrol dışı bir şekilde kullanmaya kalkarlarsa ne olacak? Bunun sebep olacağı bir yıkım, nükleer silahların yıkım gücünden daha büyük olabilir. Bunu kontrol edecek bir mekanizma var mı? Teknolojinin sunduğu birtakım imkanlardan söz ediyoruz da artık Hackerlerin, Bio Hackerlerin köşe başlarını tuttuğu bu dünyada kötü kullanıma karşı ne tedbirimiz var?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Sahi, Siber savaşa ne kadar hazırız. İran-ABD savaşı son konvansiyonel savaş olabilir. Bu konvansiyonel, hantal, eski tip silahların tasfiyesi, tüketilmesi, hedef ülkelerin altyapılarının çökertilmesi için bir araç olabilir ama, sonrasında görünmeyen ordular ve silahlar, ses hızını aşan değil, ışık hızı ile hedeflerini vuran silahlarla belki havada ve yerde sarsıntılar oluşturmak ya da oluşan riskleri tetiklemek mümkün olabilecek.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İstikbal Göklerde ve denizlerde değil, Adalet, barış ve özgürlüktedir. İnsanların birbirine İlahlık ve Rablik taslamadığı bir dünyada için, akleden dürüst/ahlaklı, bilgili/tefekkür ve sorumluluk sahibi, cesur akıl ve hikmet sahibi insanları öne çıkartılması ile mümkündür. Merhameti gazabından, sevgisi nefretinden büyük insanları öne çıkartmalıyız, zalim, müstekbir, şöhret budalası, haramzade birilerini değil. Bu olmadan farklılıklarımıza rağmen barış içinde bir arada yaşamamız mümkün değil. <strong>Münkir, Münafık, Mütrefin</strong> insanlar bugün İsrail ve ABD’de ve daha dünyanın birçok yerinde gördüğümüz Şeytanlaşmış “<strong>belhum adal</strong>”lerden uzak durmalıyız. Bunların elinde silah ve para insanlığa yöneltilmiş bir tehdittir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bunların gözleri var görmez olmuş, kulakları var duymaz olsun, kalpleri var hissetmez olmuş. İstanbul sözleşmesini de böyle imzaladılar, COVID-19 / mRNA’yı da. Bugün aynı inatla <strong>Chemtrails</strong> ve 5G’yi imzalıyorlar, <strong>iklim yalanı</strong>nın peşinden koşuyorlar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">5G kararı ile insanı NESNE olarak tanımlayan “<strong>Nesneler arası İletişim</strong>”e, <strong>Trans Hümanizme</strong>, Cinsiyetsizleştirilmiş bir topluma daha yakınız. Hele <strong>5G</strong> ve <strong>Starlink</strong> entegrasyonundan sonra bir de <strong>NeuraLink</strong> devreye sokulunda insanlar artık <strong>biyonik robot</strong>a dönüştürülmüş olacak.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Göz göre göre cehennemi bir karanlığa doğru sürükleniyoruz. Ve bugün kendilerini ıslah ediciler olarak gösteren bozguncuların şerrinden Allaha sığınmak tek çare. <strong>Epstein</strong>’i, WEF’i, Zamane Karun’u <strong>Block Rock</strong>’u hatırlayın. Mescid-i Aksa’yı, Gazze’yi, Lübnan’ı, İran’ı hatırlayın. Bu fitneleri başımıza bela edenlerle diğer fitneleri başımıza bela edenler aynı Şeytanın çocukları ve onların yerli ve yabancı dostları.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Sonuçta, şairin dediği gibi, “<strong>Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek, siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek!</strong>” Ahir zaman fitnesine sebep olanlar öbür dünyada diriltildiklerinde asıl kazananlar ve kaybedenler o gün orada belli olacak!</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ya Rab! Güç ve kuvvet sahibi olan sensin. Mülk sana ait. Hüküm senindir!<br />
<br />
Selam ve dua ile.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><img alt="" src="https://www.gazetedogu.com/images/files/2026/04/69d3dfd6e3b39.jpg" style="width: 208px; height: 270px;" /></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">15.06.2021</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Broadbandits:</strong> Ülkelerin İstihbarat Örgütlerinin ve Dolandırıcıların Artan Siber Tehdidi</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><img alt="" src="https://www.gazetedogu.com/images/files/2026/04/69d3dff32b46e.jpg" style="width: 209px; height: 277px;" /></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">03.07.2010</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Siber Savaş</strong>: İnternetten Gelen Tehdit</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/istikbal-denizlerde-mi-goklerde-mi-nerede/1637/</link>
<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 19:28:37 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>5G Sadece İnternet Değil</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Son günlerde her yerde aynı konu konuşuluyor: <strong>5G geliyor.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ama bu cümlenin arkasında iki farklı dünya var. Bir taraf diyor ki: “Bu teknoloji hayatı hızlandıracak.” Diğer taraf soruyor: “Peki ya bedeli ne olacak?”</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çünkü 5G sadece daha hızlı internet demek değil. Bu, aslında <strong>dünyanın çalışma biçiminin değişmesi</strong> demek.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Otonom araçlar, uzaktan ameliyatlar, akıllı şehirler, nesnelerin interneti…<br />
Hepsi 5G ile mümkün hale geliyor. Yani sadece telefonumuz değil, <strong>yaşadığımız şehir bile internete bağlanıyor.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ama tam da burada şüphe başlıyor.</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">“Bu kadar güçlü bir teknoloji gerçekten sadece hız için mi?”<br />
“Yoksa görünmeyen başka etkileri var mı?”</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kulaktan kulağa dolaşan en büyük iddia şu: <strong>5G sağlığa zararlı.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bilimsel olarak bakıldığında, 5G’nin kullandığı frekanslar iyonlaştırıcı değildir. Yani DNA’yı doğrudan bozacak, radyasyon yayacak türden değildir. Bu konuda yapılan araştırmaların büyük kısmı, mevcut sınırlar içinde kullanıldığında ciddi bir sağlık riski göstermemektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ama bu, insanların neden şüphelendiğini ortadan kaldırmıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çünkü mesele sadece “zarar veriyor mu?” değil. Asıl soru şu:<br />
<strong>Bu teknoloji bizi neye dönüştürüyor?</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">5G ile birlikte her şey birbirine bağlanıyor. Evimiz, arabamız, saatimiz, hatta kullandığımız cihazların tamamı veri üretmeye başlıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ve şu gerçekle karşılaşıyoruz: <strong>Veri = yeni petrol.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yani 5G sadece bir iletişim teknolojisi değil; aynı zamanda <strong>veri toplama ve yönetme sistemi</strong>.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İşte bazı insanların rahatsız olduğu nokta tam olarak bu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">“Her şeyimiz kayıt altına alınırsa ne olacak?”<br />
“Davranışlarımız analiz edilirse kim kontrol edecek?”<br />
“Teknoloji bizi özgürleştiriyor mu, yoksa daha görünmez bir kontrol mü kuruyor?”</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir diğer tartışma da şu: <strong>5G bir silah olabilir mi?</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Doğrudan bir “silah” olarak kullanıldığına dair somut bir kanıt yok. Ama teknoloji tarihine baktığımızda şunu biliyoruz:<br />
Her güçlü teknoloji, bir noktada <strong>askeri ve stratejik amaçlarla da kullanılmıştır.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yani mesele şu: 5G tek başına silah değil.<br />
Ama <strong>onu kullanan sistemler</strong>, bir güce dönüşebilir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Peki kullanılmalı mı?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Eğer kullanılmazsa, dünya çok hızlı ilerlerken geride kalma riski var.<br />
Eğer kullanılırsa, beraberinde yeni sorumluluklar geliyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yani mesele teknoloji değil; <strong>onu nasıl kullandığımız.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Belki de en doğru yaklaşım şu:</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ne körü körüne kabul etmek,<br />
ne de korkuyla reddetmek.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Anlamak.<br />
Sorgulamak.<br />
Ve bilinçli kullanmak.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çünkü bu çağda en büyük risk, teknolojinin kendisi değil…<br />
<strong>Onu sorgulamadan kullanmak.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ve belki de asıl soru şu:<br />
5G dünyayı daha hızlı mı yapacak,<br />
yoksa daha kontrol edilebilir mi?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Pusulanız bilgi olsun.</strong></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Emre Okumuş</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/emre-okumus/5g-sadece-internet-degil/1636/</link>
<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:38:12 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hürmüz'e alternatif rota var mı?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hürmüz Boğazı’nın bundan sonraki statüsü; ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın seyrini, süresini ve sonucunu doğrudan etkileyeceği gibi enerjinin de rotasını değiştirme potansiyeli bulunmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çünkü, savaşın uzamasının ya da Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının petrol arz ve talep güvenliğindeki sorunlara ve dolayısıyla da dünya ekonomisinde büyük ekonomik şoklara neden olacağı açıktır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu durum özellikle petrol ve doğalgaz kaynaklarının uluslararası piyasalara taşınmasında alternatif rotaların gündeme gelmesini zorunlu hale getirmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ayrıca bu koşullar, dünyada enerji arz ve talep güvenliğinde yeni bir mimariyi de zorlayacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Peki, Hürmüz Boğazı kapatılırsa, bu bölgeden dünyaya akması gereken petrol için alternatif rota var mı?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px;">ALTERNATİF ROTALAR</strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Mevcut durumda Suudi Arabistan’da petrolü Doğu-Batı Boru Hattı ile Kızıl deniz de bulunan Yanbu Limanı’na oradan da Kızıldeniz’e ulaştıran bir rota var.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Diğer yandan Birleşik Arap Emirlikleri’nden petrolü Ummam Körfezi’nde bulunan Füceyre Limanı’na aktaran diğer bir boru hattı bulunmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu iki hat ile Hürmüz Boğazı kullanılmadan küresel enerji sevkiyatının kesintisiz devam etmesini sağlıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ancak, bu iki hat ile bölgeden dünyaya aktarılan yüzde 20 oranındaki petrolün ancak yüzde 10’nu (yani günlük 20 milyon varil petrolün ancak 2 milyon varili) Hürmüz Boğazı kullanılmadan taşınmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dolayısıyla; bu boru hatların yetersiz kapasitesi, bölgede oluşacak yeni güvenlik sorunları ve olası diğer engellemeler bu alternatiflerin dünya petrol arzı için güçlü bir alternatif olmadıkları açıktır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>ALTERNATİF ÜLKE: TÜRKİYE</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Son günlerde öne çıkan alternatif rotalardan birisi de yıllarca Irak’tan petrol aktaran bölgedeki enerji arz güvenliğinin can damarları olarak kabul edilen Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’dır. Bu hattın diğer adı da (ITP) Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’dır.</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu boru hattı, Irak petrolü için Hürmüz Boğazı’nı tamamen devre dışı bırakan en güvenli, en doğrudan ve en stratejik enerji rotasıdır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Diğer yandan, Hazar Denizi petrolü de Rusya veya İran topraklarına girmeden Ceyhan’a ulaştırılmaktadır.</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dolayısıyla, körfez ülkelerinin petrolünün de Akdeniz üzerinden dünya pazarlarına ulaştırılmasında Ceyhan Limanı en güvenilir rota konumundadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye’nin son yıllarda enerjide merkez ülke olma hedefi için hayata geçirdiği büyük enerji projeleri, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları ve Türkiye’nin coğrafi konumu yeni enerji mimarisi için önemli bir referanstır.</span></span></strong></p>
]]></content:encoded>
<author>Erdal Tanas Karagöl</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/erdal-tanas-karagol/hurmuz-e-alternatif-rota-var-mi/1635/</link>
<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 17:09:46 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İsrail için tarihin sonu mu?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Netenyahu</strong> toprak kazanımları ile övünüyordu.<br />
Daha önce <strong>Cebel-i Dürz</strong> ve <strong>Bekaa</strong> vadisinde ilerleyerek <strong>Şam</strong>’a 20 km kadar yaklaşmışlardı.<br />
Ürdün’den Batı Şeria’yı istiyordu. Kuzey’de Lübnan’ın içlerinde ilerleyerek <strong>Litani</strong> Irmağının kontrolünü ele geçirdi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Gazze</strong> konusu <strong>Trump</strong>’a emanet edilmişti. <strong>Trump Mısır'</strong>dan Sina ve Doğu Akdeniz’deki petrol havzasını istemeye hazırlanıyordu.<br />
Mısır’a diz çöktürdükten sonra, <strong>Kudüs, Mescid-i Aksa</strong>, Ortadoğu dedikleri coğrafyanın yeniden dizayn edilerek sınır, rejim ve iktidarlarının yeniden düzenlenmesine gelmişti sıra. İran’ı kaç parçaya bölecekler onu konuşuyorlardı.<br />
Suriye ve <strong>Irak</strong> da 3’e bölünecekti.<br />
<strong>Irak ve İran Kürdistan'ı</strong> birleşip <strong>bağımsız Kürdistan'</strong>ı kuracaklardı.<br />
Irak da bir de <strong>Şii devlet</strong> planları vardı. Bir de <strong>Sünni.<br />
Kürt</strong> konusu artık örgütlerle değil, bağımsız bir devlet olan <strong>ABD ve İsrail</strong>’in himayesindeki <strong>bağımsız Kürdistan</strong>’la konuşulacaktı.<br />
Suriye de <strong>Arab, Kürt ve Lazkiye</strong>’deki <strong>Nuseyri</strong>’ler arasında taksim edilecekti. Lübnan duruma göre defterden silinebilirdi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Artık içeriden muhalefet sesleri yükseliyor. Ülkeden kaçan kaçana. Daha düne kadar AB ülkelerinde, ABD’de <strong>Siyonizm</strong>i eleştirmek “ırkçılık” sayılıyordu. Bu gün gelinen noktada <strong>Siyonizm</strong> tüm dünyada lanetleniyor.<br />
İsrail kurulduğu günden bu güne en kötü günlerini yaşıyor.<br />
Bu gün İsrail’e sahip çıkan <strong>Trump+Aliyev+ Hindu </strong><strong>Narendra Modi</strong> kaldı.<br />
Bir de <strong>SomaliLand</strong> ve <strong>Uganda</strong> da sanırım.<br />
Tabi <strong>Kushner/Dahlan</strong> projesine destek veren <strong>işbirlikçi Arab rejimleri</strong>ni de unutmamak gerek.<br />
Ha! Bir de aynı durumda olan <strong>Yunanistan</strong>. Yunan halkının büyük bir kısmı <strong>İsrail</strong>’e karşı ama yönetim İsrail’le birlikte hareket ediyor.<br />
Fas da aynı durumda aslında. <strong>Ukrayna</strong>’yı ayrı bir devlet sayarsanız, bir de <strong>Ukrayna </strong>var tabi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>İsrail</strong> batarken peşinden ABD’yi de sürüklüyor.<br />
<strong>Evengelik</strong>leri de.<br />
<strong>Katolik</strong>, <strong>Protestan</strong> ve <strong>Ortodoks</strong> kiliseleri daha ihtiyatlı davrandılar.<br />
Bugün İsrail hukuken, meşru anlamda var olma imkanını kaybetmiştir.<br />
Bizimkilerde (İslam Dünyası) bu evlat acısı, onlarda bu kuyruk acısı varken barış çok mümkün değil.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bizimkiler İsrail, Lübnan, İran krizi ile ilgili olarak savaş dışı kalmak, arabuluculuk yapmak, savaşı bitirmek için lobi yapıyor.<br />
Bakın İsrail oradan atılmadan ve ABD’nin bölgeden eli-ayağı kesilmeden bu coğrafyada kimseye rahat yok.<br />
Yarın ABD ve İsrail’in kontrolünde Kürdista'nı kurarlar Türkiye, İran, Irak, Suriye Kürt devleti ile uğraşırken İsrail Gazze’yi de işgal eder, Suriye, Ürdün ve Lübnan’dan gasbettiği topraklara yerleşir ve Mescid-i Aksa’yı yıkar. İşte o zaman görürsünüz BADE HARABÜL AKSA’yı!</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Bakın İslam Savaş hukukunda Müslümanlar arasında bir çatışma olursa arabuluculuk yapabilirsiniz. Yoksa saldırganın karşısında saldırıya uğrayan tarafın yanında yer alınır. Ta ki saldırgan taraf teslim olur ya da tazminat ödemeyi kabul ederse savaş durdurulabilir. Bunlar Ramazan ayında, Kadir gecesinde vurmaya devam ettiler. Gazze’de zaten yıllardır katliam yapılıyor. Ve biz hal arabuluculuk, ateşkes için lobi yapmaya çalışıyoruz. Siyonist Azerbaycan rejiminin İsrail’e petrol sevkiyatına aracılık yapıyoruz. İsrail şirketleri ile ortaklık kuruyor ve ticari faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İsrail İsrail’den ibaret değil. Afrika ve Türk dünyasından gelen altın elmas, yakut gibi değerli taşlar ve madenler, o ülkelerdeki Yahudi şirketleri üzerinden Türkiye’ye geliyor. Burada işleniyor ve tekrar Zürih, Berlin, Antwerpen, Londra, Paris, New York, Tokyo’ya gönderiliyor. Ama bu işlemler %100 Yahudiler tarafından yapılıyor. Siz İsrail’den bir şey almak isterseniz, size hangi ülkenin markası ile isterseniz, o ülkeden satış yapabilirler. Hatta bu işe Hacı-hoca ya da milliyetçi, solcu birileri(!?)ni de ortak, aracı olarak dahil edebilirler.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İsrail gidici. Netenyahu da. Bakarsınız Trump ve Netenyahu’yu günah keçisi yapıp onlar için görkemli bir cenaze töreni de düzenleyenler. 11 Eylül’ü ve <strong>Kennedy suikastı</strong>nı nasıl MOSSAD yapıp suçu başkasına yıktılarsa, Suçu üzerine yıkacaklar bir İranlıyı bulurlar. Bu onlar için zor değil ve bu işleri ilk kez yapmıyorlar. Ama <strong>Lucifer</strong>’e Trump ve Netenyahu’yu kurban etmekle bu hesaplaşmanın biteceğini sanmıyorum. Onların kehanetlerine göre bir <strong>8. On yıl kehaneti</strong> var. Mesih/Meşiah kehaneti var.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Armagedon</strong> kehaneti var. Önlerinde acil çözüm bekleyen <strong>Süleyman Mabedi</strong> konusu var. Sonra sıra <strong>Arz-ı Mev’ud</strong>’a ardından <strong>Hazara</strong> ve <strong>Karay</strong> projesine gelecek sıra.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kimileri Türkiye’de uyumlu bir iktidar için Epstein dosyalarını kullanmak isterken, İran'da başarılı olduklarını varsayarak sıranın Türkiye’ye gelmesi gerektiğini söylüyorlardı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şeytanın dostlarının servetlerini yöneten. Fink geçtiğimiz günlerde Ankara'da idi. Bu servetin nasıl oluştuğunu biliyor musunuz? Westefelya’ya giderken Papalığın servetini Borgia, Daria, Erte, Farnese, Meddici, Orsini, Palavicini, Sforza aileleri yönetiyordu, Derebeylerin servetini ise Stuart, Habsburg, Hannover, Lancester, Orsini, Palavicini, Windsor, York gibi aileler yönetiyordu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">1150 yılı gibi, Tapınakçılar, sermayeyi belli aileler üzerinde toplayarak, bankacılık sistemi üzerinden yeni bir model oluşturdular. Sistem 13 Aile üzerinden işletilecekti. Bunlar Astor, Bundy, Collins, Dupont, Freeman, Kennedy, Lee, Morgan, Onassis, Russel, Rodhchild, Rockefeller, Warburg, Van Duyn, “Kutsal kan”, “Mavi kan” sayılan grubun 13. Ailesi Merovingian hattından oluşuyor. Ülkeleri borçlandırıp, faiz bataklığında boğan, tahvil, borsa oyunları, petrol, altın, elmas, değerli madenler ve taşlar bunların kontrolünde büyük ölçüde. Uyuşturucu, Fuhuş, Kumar, Turizm yanında gıda, ilaç şirketleri, silah üreticileri bunlar. Media’yı, Sivil toplumu fonlayarak toplumların algıları ile oynayanlar da bunlar. Küresel şirketlerin ve bilişim sektörü ve sosyal ağlar bunların kontrolünde. Adeta çağdaş Karunlardır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugüne gelince, düne kadar bu sıralamada <strong>Walton, Al Nahyan, Al Suud, Hermes, Koch, Mars, Ambani, Wertheimer</strong> ailesi eklendi listeye ama Grub olarak bugün 14 trilyon dolar mal varlığı ile <strong>BlackRoc</strong>k ilk sırada. 2. Sırada <strong>Wanguard</strong> var, 9,5 trilyon dolar yönetiyor. 3. Sırada <strong>State Street</strong> var. 4.8 trilyon dolar. Diğer aile servetleri ile birlikte bu mal varlığı 100 trilyon doları buluyor. Ama, karşılıksız olarak basılıp dünyaya dağıtılan dolarlar ve dolar karşılığında borçlanılan miktarla 300 trilyon dolarlık bir borç yükü ve bunun giderek artan faiz geliri ve gideri söz konusu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu kanlı serveti yöneten adam, <strong>Laurence Douglas Fink</strong> Presbiteryen Kilisesi'nin sermayesini de yönetiyor. <strong>Presbiteryen Kilisesi</strong> aynı zamanda Roma, Venedik, Amsterdam, Londra, Washington soylu ailelerin Sermayesini ve Politikalarını yöneten yapılardan biri. Bu ailelerin Mafia kiliseyle bağları kadar istibrat örgütleri ve mafia ile de bağlantıları var ve kara parayı, off-Shoreleri yönetenler de bunlar!</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Bunların kanlı bir geçmişi var. Bu kara para baronları 1150'de Tapınakçılar tarafından kurulan bankacılık sisteminin bugünkü sahibleri 1307 Fransa Kralı 4. Philip tapınakçı tarikattan 20 bin’e yakın kişiyi acımasızca, işkence ile öldürdü. 1789'da Fransız Devrimi aynı zamanda Tapınakçılar intikamlarını almış oldular.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Cumhurbaşkanı Erdoğan, BlackRock Başkanı Laurence D. Fink'i kabul edip el sıkıştıkları fotoğrafı yayınlayınca birden Macbeth geldi aklıma, ne alakaysa!? Sahi bu adam niçin geldi, ne konuştular ve bakalım bundan sonra ne olacak?<br />
William Shakespeare’in “Macbeth” adlı eserinde Macbeth (<em>2. Perde, 2. Sahne’de</em>): <strong>Kral Duncan’ı öldürdükten hemen sonra ellerindeki kana bakar ve ünlü repliğini söyler: “Bu eller ne böyle? Ah, gözlerimi oyuyorlar. Acaba bütün okyanusların suyu elimi bu kandan temizler mi? Hayır, bu elim bütün denizleri kırmızıya boyar, yeşili kırmızı yapar.”</strong> Lady Macbeth (<em>5. Perde, 1. Sahne / Uyurgezerlik sahnesi</em>): Cinayetten yıllar sonra bile vicdan azabı çekerken ellerini ovuşturur ve <strong>“Çık, lanetli leke!”</strong> diye bağırır. Ardından: <strong>“Hâlâ ellerimde kan kokusu var. Arabistan’ın bütün kokuları bu küçük elimi güzel kokulu yapamaz”</strong> der.<br />
Bu Fink'in elleri kanlı!<br />
Tüm coğrafyanın kanı bunların elinde! Ve bu kanı dünyanın tüm okyanusları gelse temizlemez!<br />
<strong>Çok dikkatli olmalı!</strong><br />
Selam ve dua ile.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>NOT:</strong> BlackRock Türkiye’de halen şu şirketlerle çalışıyor: Aselsan, Bim, Akbank, Tüpraş, Türk Hava Yolları, Koç Holding, MLP Sağlık Hizmetleri, Turkcell, İş Bankası, Yapı Kredi, Sabancı Holding, Ereğli Demir Çelik, iShares MSCI Turkiye ETF adlı pasif fonu yönetir. Bu ETF, Borsa İstanbul’daki geniş bir Türk hisse sepetini takip eder.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><img alt="" src="https://www.gazetedogu.com/images/files/2026/03/69cbd592208a2.jpg" style="width: 603px; height: 653px;" /></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/israil-icin-tarihin-sonu-mu/1634/</link>
<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 17:07:33 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Venezuela'dan Hürmüz'e: ABD'nin enerji kuşatması</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ABD için enerji kaynaklarını kontrol etmek ve rakiplerinin bu kaynaklara erişimini kısıtlamak<strong> stratejik bir önceliktir.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px;">Bu öncellik, ABD tarafından dünya ekonomisi üzerindeki hegemonyasını koruyabilmesi için </span><strong style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px;">vazgeçilmez bir stratejik gereklilik</strong><span style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px;"> olarak görülmektedir.</span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>ABD, ENERJİDE MUTLAK HAKİMİYET İSTİYOR</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu kapsamda, ABD, enerjide tek hakim güç olma hedefini yükseltmiş gözüküyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dünyanın, en büyük petrol rezervlerine sahip olan Venezuela’nın kaynakları üzerinde hakimiyet kuran ABD, böylece ülkenin en büyük petrol alıcısı olan <strong>Çin’in bu kaynaklara erişimini de engellemiş oldu.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Benzer şekilde, ABD-İsrail ekseni ile İran arasındaki çatışma, ABD'nin Ortadoğu'daki <strong>petrol ve doğalgaz kaynakları ile stratejik enerji rotalarını</strong> kendi kontrolü altına alma çabasının bir parçasıdır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ABD’nin körfez bölgesindeki enerji kaynakları üzerindeki ve Hürmüz Boğazı üzerindeki olası hamiyeti, bu bölgeden <strong>Çin’e giden petrolün akışının durmasına</strong> neden olacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çünkü <strong>Çin, petrol ithalatının yaklaşık yüzde kırkını Hürmüz Boğazı </strong>üzerinden gerçekleştirmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Başka bir deyişle, Çin petrol ithalatının önemli bir kısmını <strong>Basra Körfezi ülkelerinden başta da Suudi Arabistan, Irak, İran, BAE ve Kuveyt</strong> gibi ülkelerden sağlamaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dolayısıyla, ABD-İsrail ve İran arasındaki devam eden savaş ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, Çin’in enerji arz güvenliğini doğrudan tehdit eden, ekonomik istikrarını sarsabilecek bir senaryodur.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>ÇİN İÇİN KÖTÜ SENARYO</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çin için en kötü senaryo ise İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden hakimiyetini kaybetmesidir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu durum, Çin’in dünyanın en büyük GSYH’sine sahip olma süresini uzatacak ve ABD ile Çin arasındaki GSYH farkının açılmasına neden olacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çin’in enerji kaynaklarına erişiminin engellenmesi, yalnızca Çin ekonomisinde derin bir şoka ve Çin’in GSYH büyümesini yavaşlatmaya neden olmaz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Aynı zamanda, küresel tedarik zincirleri yavaşlayacağı için <strong>enflasyon, finansal istikrarsızlık ve jeopolitik gerilim</strong> gibi ciddi sorunları da artacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dolayısıyla ABD, <strong>Çin’in yükselişini engellemeyi ve dünya ekonomisindeki liderliğini pekiştirecektir.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ABD'nin temel stratejik hedefi tam olarak budur.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Erdal Tanas Karagöl</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/erdal-tanas-karagol/venezuela-dan-hurmuz-e-abd-nin-enerji-kusatmasi/1633/</link>
<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 16:25:38 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yeni bir Dil'e ihtiyacımız var!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İlk Müslümanlarla ilgili şöyle diyorlardı: <strong>“Onlar bilirler ve yalan söylemezler, söz verdiklerinde sözlerinde dururlar”</strong>.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ama artık neredeyse böyle birini bulmak zor. Dindarlık artık bir etiket, bir algı.<br />
Yoksa fırsat bulduklarında onlar da büyük çoğunlukla ötekilerden farklı davranmıyorlar.<br />
Ama bu böyle devam etmeyecek. Bizim konuşurken de dinlerken de yeni bir Dil’e ihtiyacımız.<br />
Önce böyle bir dil için sevgimizin nefretimizden, merhametimizin gazabımızdan büyük olması gerekiyor.<br />
Unutmayalım ki, benim bir başkasına uzaklığım, onun bana uzaklığına eşittir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Biz henüz İslam ülkeleri ve Müslüman bir halk olarak kendi aramızda ortak bir Dil’e sahip değilken, ötekilerle nasıl olacak bu? Birbirimizi kazanmak ve ötekinin lehine onu uyarmak gibi bir erdem ve bir ahlaka sahip olmadan bu mümkün değil. Bu anlamda farklılıklarımıza rağmen barış içinde bir arada yaşayacaksak adalet ve birbirimize karşı sabırlı olmak, tahammülümüzün sınırlarını genişletmek zorundayız. Birbirimizi dinlemeden anlayamayız, anlamadan da bir araya gelip konuşamayız bile. Ancak birbirimizi tehdit eder, küfreder, aşağılar, parmak sallarız. Sesimizi öfkeye sebep olan söz ya da davranışlardan, bu tür kişilerden uzaklaşmalıyız. Ceza suç ile mütenasip olmalı. Zira “haddinden fazla şiddet gayedeki hikmeti yok eder”. Aşırılıklardan sakınmamız gerekli</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Muhafazakâr partiler genellikle, çok rasyonel, determinist ve pragmatik bir dil kullanıyorlar. Din kendi söz, eylem ve niyetlerini meşrulaştırmak için kullanılıyor. Tarihi gerçekler bu anlayışla manipüle edilerek bugün yapılan işleri meşrulaştırma aracı olarak kullanılıyor. Tarihi Mefahire, din <strong>menâkibelere</strong> bağlandı. Dizi filmler, medya ve sosyal medyadaki trol hesaplarla artırılmış sanal gerçeklik dünyasında, toplum mühendislerinin algı operasyonları ile gerçekler çarpıtılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Siyasilerin çoğunun dili de bozuk. Günlük hayatlarında da argo konuşuyor ve bu dili kürsülere yansıtıyorlar. Siz bir şikâyette bulunuyorsunuz, o size başka bir şey söylüyor. Adaletten, pahalılıktan şikâyet ediyorsunuz, ama biz size şu imkânı sunduk diyorlar. Karşıt partilerin birbirlerinin açıkları üzerinden kendilerine oy devşirmeye çalışıyorlar. Bunun kimi dini, kimi mezhebi, kimi etnik yapıyı, kimi hemşehriciliği, hatta kimi futbol takımı taraftarlığını kullanıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kim kime hitap ediyorsa, onların duymak istediklerini söylüyorlar onlara, ama yapacaklarını gizliyor, ambalajını değiştirip sunuyorlar. <strong>“Islah edicileriz”</strong> diye getirmediler mi İstanbul sözleşmesini, ya da Chemtrails, COVID-19 / mRNA, 5G, Nesneler arası iletişim, Akıllı şehirler hep bu “ıslah edicileriz” diye gelenlerin bozgunculuklarının eseri değil mi?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Siyasiler, Bürokrasi, Media, STK yöneticilerinin sözlerine kulağınızı verirken, gözleriniz onların ayaklarında olsun, bakın bakalım ayaklar nereye gidiyor?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Siyaset vekalet. Müessesidir, velayet değil. Siyasiler ve bürokratlar <strong>“cam ev”</strong>lerde oturmalıdır, kapalı kapılar arasında ihale pazarlığı yapmamalılar. Kapıları her zaman açık olmalı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye’de Siyaset – Sivil toplum dengesi bozuldu. Aslında bu hemen hemen hiç olmadı. Hatta bugün bile kim sivil, kim siyasal belli değil. Aslında Sivil olmak, asker olmamak değil, siyasal olmamak demektir. Ama Türkiye’deki STK denilen örgütlerin 3’te ikisinin yönetiminde, sağ-sol, laik-İslamcı, Liberal-Kemalist fark etmiyor, siyasi kişiler, bürokratlar, bu dernek, vakıf, sendika, odaların yönetiminde yer alıyor. STK, Media, Cemaat denen yapılar Siyasetin arka bahçesine hapsedildiler. Aslında öte yandan sivil maskeli birtakım adamlar da STK’ların yönetiminde yer alıyor. Burada siyasete ya da bürokrasiye sıçramak, ihale pazarlığına oy pazarlığını da katarak menfaat temin etmek için STK’ları kullanıyorlar. Bu adamlar yarın bir yere gelince de <strong>“Dava”</strong> dedikleri ideolojilerini ve partilerini iktidara taşımak için bu dava ve siyasetin finansmanı konusunda gayeye giden yolda her haltı meşrulaştırıyorlar. Bu kayıt dışı kaynak, toplumun manipülasyonu için kullanılıyor. Ve süreç için bu kaynaklar giderek birilerinin kişisel kasalarını doldurmaya başlıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>“Dil”</strong> aslında birkaç anlama gelir. Mesela ağzımızdaki <strong>“tat”</strong> alan organ. Ya da “Lisan”. 3 anlamı kalp demek. Akıl mantık ve bilimin merkezi Kalp ise sevginin, merhametin, sezginin, hislerin merkezi. Biz işin içine sevgi ve merhameti katmazsak, kalp, beyin ve dil birlikte çalışmazsa dil yaralayıcı bir hale dönüşebilir. Sevgi ve merhametin yerini kin ve öfke alır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu dil kesinlikle. Kendi çıkarlarını gözeten ve malını öven bir tüccarın ya da aynı şekilde kendi siyasetini öven ve ötekileri yeren bir siyasetçinin dili olamaz, olmamalı. Bugün artırılmış sanal gerçeklik düzleminde muhteris politikacı iş adamları, eğitim, medya, sosyal medya, reklam ve PR şirketleri üzerinden sürekli algı ve tehditlerle sürekli korku üretiyorlar. Kalabalıklar hayali hedeflere yönlendirilebiliyorlar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>“Cehaletin bu kadarı ancak eğitimle mümkündür”</strong> diye bir söz var ya, eğitilmiş insan biyonik robot gibidir. Onlara yüklenen bilgi dışında bir gerçeği gözleri olsa da görmezler, kulakları olsa da duymazlar. Kalpleri olsa da hissetmezler. Onun için biz bu kitap yüklü eşeklerin pençesinden kurtulmak için akletme ve şahitlik görevimizi ihmal etmeyelim ve sorumluluk duygusunu tabi. Bu da ahlakla ilgili. Doğru yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin, Hak ve batıl konusunda insanın özgür bir fert olarak karar verme ve sorumluk duyma melekesine sahip olması gerek... O zaman gerçek bir alim, <strong>kâmil</strong> bir <strong>münevver, hikmet sahibi</strong> bir <strong>Hekim</strong>, adil bir <strong>Hâkim</strong>, varlığı ile hayata renk katan bir <strong>Arif insan</strong> çıkar ortaya. Öğrenmeden önce anlamak gerekiyor. Anlamadan önce de düşünmek. Bunun için eğitim, Kolej değil, <strong>Maarif</strong> gerekiyor. O zaman insanoğlu, gerçeğin basamaklarından yükselerek Hakikate doğru bir manevi tekâmül yolculuğuna çıkar. Dünya onu kendine çekse de o kökü toprak olan özgür bir ruh olarak yücelecektir. Dünyayı ve kâinatı görme, algılama seviyesi büyüyecektir. Bu anlamda büyüme yaş, kilo ve hacim olarak büyümeden farklı bir büyümeden söz ediyorum. Yücelerek büyüyenlerin, kilosu, hacmi değil. Çapı büyür.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Kaht-ı rical</strong> döneminde çapsız insanlar toprakta debelenen çocukların oyuncak için kavga etmelerine benzeyen bir didişme içinde tüketirler ömürlerini. Doymak bilmeyen iştihaları ve ihtirasları sonunda toprak tarafında yutulur. Ruhları bedenden ayrılıp, canları çıkınca ölüm meleğinin dokunuşu ile dünya hayatı sona erer Gözleri, kulakları, ağızları-dilleri toprak olur. <strong>Din günü</strong> için algılayacakları geçen zaman, <strong>Ashâb-ı Kehf</strong> uykusu gibi, ya 1 ya da 1,5 gün olacaktır. Ömrünü dünyevi ihtiraslar, mal, makam, para uğruna heba edenlere ve dilleri ile fitne ve fesada sebep olarak, yalan söyleyenlere, bu şekilde başkalarını tehdit edenlere, küfredenlere veyl olsun. Biz insanları (iyi olsun kötü olsun) güzel söz ve hikmetle, Hakk’a, hakikate, İyi’ye, Doğru’ya, Güzel’e, çağıranlardan olalım.<br />
<br />
Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/yeni-bir-dil-e-ihtiyacimiz-var/1632/</link>
<pubDate>Sat, 28 Mar 2026 16:19:07 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir Dron 20 Bin, Onu Düşürmek 1 Milyon Dolar</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Savaş dediğimiz şey uzun yıllar boyunca güçle ölçüldü. Daha çok asker, daha fazla tank, daha güçlü uçak… Kazananın kim olacağı çoğu zaman bu sayılarla tahmin edilirdi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ama bugün savaşın dili değişiyor. Artık mesele sadece güç değil; matematik.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ekranlarda gördüğümüz çatışmaların arkasında sessiz bir hesap var. Hangi teknoloji ne kadar maliyetle üretildi, onu durdurmanın bedeli ne kadar, bu denklemin sonunda kim daha hızlı yıpranacak? Modern savaş artık biraz mühendislik, biraz yazılım, biraz da ekonomik bir denklem.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Son yıllarda bu denklemi en net gösteren araçlardan biri kamikaze dronlar oldu. İran’ın geliştirdiği ve farklı çatışma bölgelerinde kullanılan bazı kamikaze dronların maliyeti yaklaşık 20–40 bin dolar civarında. Basit bir motor, GPS sistemi, kamera ve patlayıcı taşıyan bir platform. Görünüşte basit, ama etkisi büyük.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şimdi savunma tarafına bakalım.</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu tür dronları durdurmak için kullanılan bazı hava savunma füzeleri 300 bin dolardan başlayıp 1 milyon doların üzerine kadar çıkabiliyor. Yani bazen 30 bin dolarlık bir aracı durdurmak için milyon dolarlık bir sistem kullanmak gerekiyor.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İşte modern savaşın yeni matematiği burada başlıyor.</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Eğer bir taraf ucuz araçlarla sürekli saldırı yapabiliyor ve diğer taraf her saldırıyı pahalı sistemlerle durdurmak zorunda kalıyorsa, zaman içinde bir yıpratma dengesi oluşuyor. Bu klasik askeri güçten çok ekonomik dayanıklılıkla ilgili bir mesele.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Benzer bir durum siber savaşta da var. Bir ülkenin enerji altyapısını hedef alan bir siber saldırı bazen birkaç bilgisayar ve küçük bir ekip tarafından yapılabiliyor. Ama bu saldırının verdiği zararı onarmak için milyonlarca dolarlık yatırımlar gerekebiliyor. Yani saldırı ucuz, savunma pahalı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu yüzden modern savaşın en önemli kavramlarından biri <b>asimetrik teknoloji</b>. Büyük ve pahalı sistemler yerine küçük ama akıllı sistemler. Tank yerine dron sürüleri, dev üsler yerine mobil platformlar, ağır silahlar yerine yazılım tabanlı saldırılar.</span></span></p>

<p><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Peki bu tabloda Türkiye nerede duruyor?</span></span></strong></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Son yıllarda savunma teknolojilerinde yapılan yatırımlar aslında tam da bu yeni savaş matematiğini anlamaya yönelik. İnsansız sistemler, otonom platformlar, elektronik harp çözümleri ve yazılım tabanlı savunma sistemleri bu yüzden önem kazanıyor. Çünkü yeni savaşta sadece güçlü olmak yetmiyor; akıllı ve maliyet etkin olmak gerekiyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir başka deyişle modern savaşta kazanan taraf bazen en güçlü olan değil, en doğru denklemi kuran oluyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Belki de bu yüzden geleceğin savaşları tank sayısıyla değil, algoritmalarla ölçülecek. Mühendisler, yazılımcılar ve veri analistleri artık savaşın görünmeyen planlayıcıları.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ve bugünün en önemli gerçeği şu:<br />
Savaş artık sadece silahlarla değil, hesaplarla kazanılıyor.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Ama burada asıl soru şu:</strong><br />
Eğer geleceğin savaşını matematik belirleyecekse, bu denklemi kuran ülkeler mi kazanacak, yoksa sadece silah satın alanlar mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Pusulanız bilgi olsun.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Emre Okumuş</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/emre-okumus/bir-dron-20-bin-onu-dusurmek-1-milyon-dolar/1631/</link>
<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 16:48:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Küresel ekonomi nereye gidiyor?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ABD-İsrail ve İran arasındaki çatışmalar nedeniyle dalgalanan<strong> enerji fiyatları </strong>küresel ekonomide ciddi belirsizliğe neden oluyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>HÜRMÜZ BOĞAZI KRİTİK DERECEDE ÖNEMLİDİR</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hürmüz Boğazı, ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşın gidişatını belirleyeceği gibi burada meydana gelecek kısıtlamalar dünya ekonomisini de etkileyecektir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İran'ın küresel enerji arzdaki payının düşük olmasına rağmen dünya petrol arzının önemli bir kısmının geçtiği Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin tehlikeye girmesi<strong> petrol arz güvenliği ve fiyatları için ciddi risk oluşturmaktadır.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Petrol fiyatlarında olası yüksek artışların yanında artacak olan navlun maliyetleri ve yeniden şekillenecek tedarik rotaları nedeniyle, bu bölgeden Avrupa ve Asya pazarlarına giden sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) sevkiyatlarını da olumsuz etkilenecektir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>1973 VE 1977 PETROL KRİZİ GİBİ BİR KRİZ GERÇEKLEŞİR Mi?</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">1973 ve 1979 yılında gerçekleşen petrol krizleri dünya ekonomisini ciddi şekilde etkilemişti.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>1973 yılında gerçekleşen ilk petrol krizi</strong>, petrol ihraç eden Arap ülkelerinin, savaşta İsrail’i destekleyen ülkelere petrol sevkiyatını durdurması nedeniyle fiyatlar 3-4 kat artmıştı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu krizin ardında,<strong> İran’da Şah’ın 1979 yılında </strong>devrilmesiyle petrol üretiminde meydana gelen belirsizlik ve başlayan İran-Irak savaş ile petrol arz güvenliğindeki sorunlar petrol fiyatlarını ciddi şekilde artırmıştı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu da dünya ekonomisinde <strong>hem yüksek fiyat artışlarına hem de ciddi ekonomik durgunluğa </strong>neden olmuştu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dolayısıyla, <strong>Hürmüz Boğazı’nın güvenliği, enerji krizi</strong> (petrol ve doğalgaz) olup olmayacağı açısından daha kritik hale geliyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ama şu bir gerçek ki, artık dünyada 1970’li yıllara kıyaslandığında enerji arz güvenliği için alternatif enerji kaynakları da bulunmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>BELİRSİZLİKLER KIRILGANLIKLARI ARTIRABİLİR</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ABD-İsrail ve İran arasındaki çatışmalar nedeniyle dalgalanan <strong>enerji fiyatları</strong> küresel finansal piyasalar için de ciddi bir sınav haline geldi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Küresel ekonomi, artan jeopolitik riskler, tedarik zincirindeki kırılmalar ve artan enerji fiyatıyla birlikte daha <strong>düşük büyüme ve yüksek enflasyon </strong>tehdidiyle karşı karşıyadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Belirsizliğin arttığı bu dönemde, hem enerji gelirlerine bağımlı ülkeler hem de yüksek enerji ithalatı nedeniyle finansal kırılganlıkları bulunan ekonomiler açısından riskler doğacağı açıktır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dolayısıyla, çatışmaların uzaması ve bölgesel bir savaşa dönüşmesi, küresel ekonomide yapacağı etki daha da derinleşecek ve küresel ekonomiye getireceği maliyet artacaktır.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Erdal Tanas Karagöl</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/erdal-tanas-karagol/kuresel-ekonomi-nereye-gidiyor/1630/</link>
<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 20:28:35 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İslam ülkeleri için tarihi fırsat!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ABD’nin İrana saldırısı Müslümanların bazı şeyler üzerinden yeniden düşünmesi için tarihi bir fırsat.</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Mesela en başta İslam’da bugünkü gibi babadan oğula geçen bir Hilafet rejimi de yok, İmamet rejimi de yok. İçtihat kabiliyetine sahip, ya da Tefsir, hadis, fıkıh ilmine sahip her Müslüman, açıklayacağı konuda efradına cami, ağyarına mâni bir şekilde ilim ve tecrübe sahibi ise o kişi ümmete önderlik edebilir, imam olabilir. 3 Müslüman bir araya geldiğinde, namaz kılacaksa da yola çıkacaklarsa da bir işe girişeceklerse de en alim ve en tecrübeli, ehli ve ahd anlayışına göre yüce bir ahlaka ve adalet duygusuna, merhamete sahipse, o kişi imam olacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İmamların herhangi bir soydan gelmesi şart değildir, peygamber soyundan biri de olsa. Peygamber soyundan gelen biri, teberrüken, eşitler arasında birincidir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>İmam-ı Caferi Sadık, İmam-ı Azam Ebu Hanife</strong>’nin hocası idi. Mezhepleri farklı da olsalar, onlar dinde kardeştiler. Bu günkü <strong>Caferi</strong>lerin çoğu, <strong>İmamet</strong>i mutlaklaştırırken, <strong>tek bir İslam yorumu</strong> olduğunu iddia ediyorlar ve o yorumu da mutlaklaştırarak, “<strong>tek İslam</strong>” olarak sunuyorlar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hayır hayır İslam’da “<strong>Halife</strong>” yaratış gayesi açısından “<strong>Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi</strong>” olmak babında <strong>İnsan’</strong>ın kendisidir. Ama o insanların istisnalar dışında tamamı hüsrandadır. Kurtuluşa erenler, <strong>Fırka-i Naciye</strong>’den olanlar, iman edenler, ameli Salih olanlar, Hak ve adalet üzere yaşayanlar ve bunu insanlara hem kendi uygulamaları ile gösteren hem de bunu başkalarına anlatanlarla, sabredenler ve sabrı tavsiye edenlerdir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Madem Kur’an-ı Kerim’de müteşabih ayetler var, Mezhepler de olacaktır. Ancak bu mezheplerin görüşleri mutlak değil, beşeridir. Ama Mezhepçilik olmayacaktır.</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İran İnşallah bu savaştan alnının akı ile çıkar ve bir zafer sarhoşluna kapılmaz. Aksine bir nefs muhasebesi yapar, tövbe istiğfar ederler, “biz zalimlerden cahillerden olduk” diye günahlarını itiraf ederler, her şeyi yeniden gözden geçirirler ve yeniden iman ederek, savaşın küllerinden yeniden doğarlar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Aynı şey Türkler, Araplar, Kürtler, diğer halklar içinde geçerlidir. “Yeniden iman edeceğiz, başka bir çaremiz yok. “<strong>Seleficilik, Şiicilik, Sünnicilik, Suficilk</strong>” yok. Hepimiz, Selefiyiz, hepimiz, ehli sünnetiz, hepimizin saflaşmaya, dünyevilikten uzaklaşıp ruhaniyet kazanmamız gerekiyor. Adalet, merhamet, sadakat, Ahlak, fedakârlık, Hasbi’lik, cömertlik gibi erdemler konusunda manevi bir tekamüle ihtiyacımız var. Bu anlamda biz hepimiz ehlibeyt ’ten, Hz. Ali’den yanayız.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bunu başarabilecek miyiz bilmiyorum.</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Arab</strong>’lar da <strong>Türk</strong>’ler de Halifenin kendilerinden olmasını isteyeceklerdir, bu kafa ile giderlerse. Onları bir de biri <strong>Sünni</strong>, biri <strong>Şii</strong>, kadrolu <strong>iki Mehdi</strong> çıkartırlarsa, görürüm ben o zaman bizimkilerin halini. Biri <strong>Hasan el Askeri</strong>nin, kayıp uyuyan çocuğu <strong>Mehdi</strong>, ötekisi, görevlendirilecek biri...</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bakın bu konuda <strong>Kur’an-ı Kerim</strong>’de açık bir hüküm yok. Tevil yolu ile birileri bir şeyler bulup söyleyeceklerdir. Bu durumda kavga etmesek. Hem zaten bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikati bir gün bize gösterilecektir. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz <strong>Allah</strong> (cc) bilir. İttifak ettiğimiz konularda birlikte hareket edelim, ihtilaf etiğimiz konularda birbirimizi mazur görelim.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yanlış bir adım, bizim için ABD ve İsrail’in saldırısından daha büyük bir yıkıma sebep olabilir. Ahiretimizi de berbat edebiliriz. Ellerini Müslümanların kanı ile kirletenlere Allah merhamet etmez. <strong>Arap Şia’sı, Fars Şia’sı </strong>olmaz. Tek bir <strong>Şia</strong> yok. <strong>Yemen</strong>’deki <strong>Zeydi</strong>’lerin <strong>Şafi</strong>’lere yakınlığı bugünkü <strong>İran</strong>’daki <strong>Şia</strong>’ya yakınlığından fazladır. <strong>Şia</strong>’nın da <strong>Mufaddıla</strong>sı var <strong>Gulat</strong>ı var <strong>Sebbe</strong>si var. Her toplulukta benzer sapmalar olur, oluyor, olacak. Hem Sünni’yim diyen ya da <strong>Şii</strong> olduğunu söyleyen herkes İslam ahlakıyla ahlaklanmış değildir. Bunlardan yakamızı kurtarmamız gerek. Kur’an’la aklanan Hz. Aişe annemize iftira edenlerle aynı yolda yürüyemeyiz. <strong>Hz. Ali, Hasan-Hüseyin</strong>’in katillerini hoş görenlerle de birlikte yürüyemeyiz. Gerçek anlamda İslami düzenden söz ediyorsanız ne <strong>Osmanlı Hilafeti</strong> gibi bir <strong>Hilafet</strong>, ne <strong>Safevi İmameti</strong> gibi bir <strong>imamet</strong>in ve <strong>Mezheplerle birlikte Tarikatların</strong> de ciddi anlamda gözden geçirilmesi gerek. İslam’a o kadar çok şey eklendi ve “haram aylar gibi, Riba gibi daha birçok şey çıkartıldı ki zaman içinde, onları ayıklamamız gerek. Müslümanların da ferdan ferda kendilerini bir gözden geçirmesi şart. Başka çare yok, “<strong>Yeniden iman edeceğiz</strong>” ...</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>İmam</strong> ya da <strong>Halife </strong>olacak biri, <strong>Habeşi</strong> bir topluluk içinde büyümüş, yüzü kurumuş siyah üzüm misali birisi de olsa, benim bir oyum da olsa, bin oyum da olsa oyumu ona verirdim, onun soyuna – sopuna bakmadan. Firavun’un Karısı “<strong>Hz. Asiye</strong>”, Firavun’un sarayında hizmetkar iken bizim annemiz olan “<strong>Hz. Hacer’</strong>in soyunu araştıran var mı? Hepimiz <strong>Hz. Adem</strong>’in, hepimiz Hz. <strong>Nuh</strong>’un soyundanız. Soy davası güdenler, kan ve toprak davası güdenler bizden değildir. Hepimiz Hz. <strong>Adem</strong>’in çocuklarıyız, O da topraktan yaratıldı. Hepimiz peygamber torunlarıyız. “<strong>Fikri kavmiyeti Tel’in ediyor peygamber</strong>”. <strong>İlk Kavmiyetçi</strong> Şeytan’dı, bugünün kavmiyet iddiasının zirvesinde Siyonistler var. Ama bu hastalık farklı seviyelerde de olsa İslam dünyasından da manevi anlamda büyük tahribatlara sebep oldu. <strong>Partizanlık, Kavmiyetçilik, Mezhebçilik</strong>, kimisi dinle ilişkilendirilen, kimi kendi başına ritüeller, seremoniler, ikonalar üreten bir sürü taraftarlık hepsi kavmiyetçiliğin alt tezahürleri olarak bugün ümmetin başındaki en büyük belalardan biridir. Bu durum <strong>Gazze</strong> katliamı ve İran saldırısı, <strong>Epstein </strong>sonrası çirkin yüzlerini gördüğümüz Siyonistlerin, Şeytan’a taptıkları halde, kendilerini “<strong>Allah</strong>’ın (cc) ailesinden, Onun seçtiği ve üstün kıldığı bir halk olarak gören Yahudilerin sapkınlıkları bir temayüz olarak bugünkü Müslümanları da ciddi anlamda etkilemiş gözüküyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Din ve devlet büyüklerini umud haline getiren, mutlaklaştıran, hiçbir eleştiriyi kabul etmeyen, onları adeta İlah ve Rab edinen kalabalıklarla bu konuda nasıl uzlaşacağız bilmiyorum.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Müslümanların bugün başlarındaki en büyük bela, ABD, İsrail değil, Allah’ın (cc) yardımının bize ulaşmasını engelleyen cahiller ve zalimlere olan itibarımızdır. Yoksa <strong>Allah</strong> (cc)ın kolaylaştığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur. Sonuçta Allah (cc) bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istemektedir. Ama biz zalimleri dost ve veli edinmekten vazgeçmiyoruz. <strong>Gazze</strong> sürecinde İslam dünyasındaki siyasiler, bürokratların, sermaye sahiplerinin, cemaatlerin, Basının, STK’ların, Akademi’nin halini gördünüz. Bu kalabalıkla bir yere gidilmez. “Ey iman edenler iman ediniz”.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bakın bu <strong>imamet, hilafet, cemaat, mezhep ve tarikat</strong> konusunu biz çözmez isek bu işi (<strong>Allah</strong> (cc) korusun) İsrail ve Amerika bunu Şeytani bir plan çerçevesinde çözer(!?). Bu mesele, Gazze ve İran örneğinde de gördüğümüz gibi bugün ümmetin tefrikası olarak kıyamet alametleri içinde ahir zaman fitnelerinden en büyüklerinden birisi olarak önümüze çıkıyor. Bu dağınıklık böyle devam ederse yarın da <strong>Mescid-i Aksa </strong>için ağlayabiliriz. “<strong>Amerikano İslam</strong>” daha önce “<strong>The Cemaat</strong>” üzerinden test edildi. Bu İslam toplumda çok kabul gördü, beğenildi. İnşallah benzer bir fitne konusunda bu kadar kolay kendimizi kaptırmayız. Ama bakıyorum, yeni yeni oluşmakta olan cemaatlerin çoğunun İslam’la bir alakası olmadığı gibi, geleneksek dini vakıf ve yapılarının giderek içlerinin boşaldığı ve kontrolden çıkmakta olduklarını görüyorum. Hatta bazıları yoldan çıkalı çok olmuş ama peşlerine taktıkları insanlar hala oradalar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Tarihe tapınmak yok. Dünyevi anlamda gelecek hayalleri peşinden savrulmak da yok. Geleceği yalnız <strong>Allah</strong> (cc) bilir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Zaten biz değil mi ki, ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Ahir zaman fitnelerinin yaşandığı bir zamandayız. Etrafınıza bakın, Mekke, Medine ve <strong>Mescid-i Aksa</strong>nın durumuna bakın, Müslüman halkın yöneticilerin haline bakın, Camilerin, Cemaatin haline bakın, şehirlerin haline bakın, <strong>Lut kavmi</strong>nden daha azgın ve daha yaygın bir <strong>Epstein</strong> belasına bakın. Şeytanın ilk söylediği şeyler neydi, İnsanlık için</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">(Nisa 118-119) “Allah ona (şeytana) lânet etti. Ve o da: ‘Kullarından belli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara kaptıracağım, onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de <strong>Allah</strong>’ın (cc) yarattığını değiştirecekler’ dedi.”</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">(Araf 16-17) “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım. Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve çoğunu şükredenlerden bulamayacaksın.”</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şeytan sözünde durdu ve İnsanlar da Şeytan’ın sözüne uydu, pek-pek çoğu “<strong>Allah’ın (cc) ipi</strong>”ni bırakıp, Şeytanın ipine tutunarak Hizbuşşeytan oldu!</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Nasıl bugün <strong>Yahudiler</strong> ve <strong>Nasraniler</strong>den birçoğu dini bir hayat yaşadıklarını zannederken Şeytani bir oyunun bir parçası olduklarını fark edemediler, Ta ki, bugün <strong>Gazze</strong> ve <strong>Epstein</strong> olayı onların Şeytani yüzünü gösterdi. İslam dünyasında kendini Müslüman diye takdim eden ama <strong>Amentü</strong>den habersiz, hatta dini alay konusu haline getiren kalabalıklar da “<strong>İman ettik</strong>” demelerine rağmen iman etmiş değiller. Biz de “<strong>yeniden iman edeceğiz. Aklımızı ve işlerimizi Kur’an ve siret ve sünnet’in, risaletin rehberliği üzerinden gözden geçireceğiz</strong>”. Allah’ın (cc) yardımının bize ulaşması için başka bir çaremiz yok.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Karar sizin. Böyle gidersek gelecek günlerin geçen günleri aratması sürpriz olmayacaktır. Böyle aile olmaz, bu sadece yasa meselesi olmaz. Böyle Cami- Cemaat olmaz. Böyle bir para ile böyle bir ticaret olmaz. Böyle abur cuburla sağlıklı bir nesil olmaz. Böyle bir gençlik olmaz. Bunlar mı anne-babalarına “<strong>üf</strong>” bile demeyenler!?.. Yok canım, pek azı hariç geri kalanın hali yürekler acısı. “<strong>İmanı kalpte tutmanın, kor ateşi elde tutmak kadar zor olduğu bir zaman</strong>”a doğru gidiyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kimse kimseyi kendi partisine, mezhebine, tarikatına çağırmasın. Camilerimiz kimsenin malı olmasın, Hepimiz, herkesi, Allaha, resulüne, kitaba çağıralım ve onlar bu ölçü içinde dünyevi tercihlerini yapsınlar. İyilerin yanlışlarını kabul etmeyelim, kötülerin varsa bir iyilikleri, onu da reddetmeyelim. Bir Pusula gibi, hep yüzümüzü aynı yere dönelim. Hakka dönelim!</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Doğuculuk, batıcılık, sağ- sol yok</strong>. <strong>Hak-Batıl</strong> var! “<strong>Doğu da batı da Allah’ındır</strong>”. Söz konusu olan Hak ve adaletse, bize düşen görev, haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yani zalime karşı olmaktır. Zalim babamız, Şeyhimiz, Liderimiz de olsa, Mazlum düşmanımız da olsa! </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/islam-ulkeleri-icin-tarihi-firsat/1629/</link>
<pubDate>Sat, 14 Mar 2026 20:27:27 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İncirlik Üssü kimin?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Hulusi Akar </strong>İncirlik Hava Üssü hukuki ve fiili statüsü ile ilgili yaptığı açıklama ana sözleşme metnine göre doğru: “Üs’sün sahibi ve mülkiyeti tamamen Türkiye’ye aittir. Üssün üzerindeki tüm tesisler, arazi ve altyapı Türkiye'nin tapulu malıdır. Üssün ana komutanı her zaman bir THK 10'uncu Ana Jet Üs Komutanlığında görev yapan bir tuğgeneraldir. Türk bayrağı dalgalanır, giriş-çıkışlar ve genel yönetim resmi olarak Türk makamlarının denetimindedir”.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Tabii tek gerçek bu değil, ayrıntılar <strong>EK</strong> protokollerde gizli. Birbirine atıf yapılan ekleri bir arada okuduktan sonra, ancak o zaman asıl büyük fotoğrafa ulaşmak mümkün olabilir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Üs ABD ile ortak kullanıma açıktır.</strong> ABD Hava Kuvvetleri (<em>özellikle 39th Air Base Wing</em>) üssü yoğun şekilde kullanır ve burada kalıcı askeri varlık olarak yaklaşık 2.500 civarı ABD personeli bulundurur. Ancak bu kullanım, <strong>Türkiye-ABD arasındaki ikili anlaşmalar</strong>a (<em>1980 Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması ve ekleri</em>) ve <strong>NATO çerçevesi</strong>ne dayanır. <strong>ABD'nin bağımsız tasarruf hakkı yoktur; operasyonel kullanımlar için Türkiye'nin izni şarttır.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İncirlik üssü Resmi olarak doğrudan NATO komutasına bağlı bir tesis değildir.<strong> Ancak NATO üyesi Türkiye'nin ittifak taahhütleri kapsamında, NATO operasyonları/lojistiği için kullanılabilir ve NATO'nun güney kanadında stratejik öneme sahiptir.</strong> Üs'te ABD dışında İngiltere, İspanya, Polonya gibi diğer NATO ülkelerinden de sınırlı personel bulunur.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Üs'te esas olarak İncirlik ve İzmir-Çiğli’de nükleer başlık taşıyan Jupiter füzeleri gibi füzeler bulunuyordu. Küba Füze Krizi'nde (Ekim 1962): Krizin çözümü için gizli anlaşmada ABD, Türkiye'deki Jupiter orta menzilli nükleer başlık taşıyan balistik füzelerini (1959-1961'de yerleştirilen 15 adet) 1963 Nisan'ında geri çekti. Karşılığında Sovyetler Küba'daki füzelerini kaldırdı</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İncirlik Üssü'nde nükleer silah Federation of American Scientists - FAS, Nuclear Threat Initiative - NTI, Arms Control Association, Bulletin of the Atomic Scientists’e göre, İncirlik Hava Üssü'nde ABD'ye ait taktik nükleer silahlar bulundurulmaya devam ediyor. Bu silahlar NATO'nun "nükleer paylaşım" (nuclear sharing) programı kapsamında yer alıyor. Nükleer bombaların sayısı zamanla değişebiliyor. Sayısı yaklaşık 20-50 adet tahmin ediliyor. Nükleer silahların kontrolü ve mülkiyeti tamamen ABD kontrolünde (USAF ve NNSA). Türkiye'nin bu silahları kullanma yetkisi yok; sadece üs ev sahipliği yapıyor ve NATO çerçevesinde barındırılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2026 başı raporlarında hâlâ İncirlik'te olduğu belirtiliyor NTI, FAS, OSW analizleri 2026’da 20-50 arası B61 bombası olduğu teyit ediliyor.. ABD resmi politikası gereği İncirlikte atom bombası ne varlığını ne de yokluğunu doğrulamıyor (negligible policy), ama bağımsız uzmanlar ve sızıntılar üzerinden var olduğunda ısrarcıdırlar.. Bu silahlar Avrupa'daki diğer NATO ülkelerinde, Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya’da da benzer şekilde bulunuyor..</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ABD Hava Kuvvetleri (US Air Force) tarafından ortak kullanım (joint-use) veya NATO misyonları kapsamında erişim sağlanan bir tesis olarak nitelendirilir. ABD'nin burada kalıcı bir birliği vardır: 39th Air Base Wing (39. Hava Üs Kanadı), bu kanat üssün ev sahibi birliği (host unit) olarak görev yapar ve USAFE-AFAFRICA (US Air Forces in Europe – Air Forces Africa) komutası altındadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Üssün statüsü, başta 1980 Defense and Economic Cooperation Agreement (DECA - Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması) olmak üzere ikili anlaşmalar, NATO Status of Forces Agreement (SOFA) ve ilgili SHAPE anlaşmalarıyla düzenlenir. Bu anlaşmalar ABD'nin üssü belirli amaçlar için (NATO operasyonları, ortak savunma, lojistik destek vb.) kullanmasına izin verir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Resmi ABD kaynaklarında (örneğin <a>incirlik.af.mil</a> sitesi, ABD Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı belgeleri) sıkça şu ifadeler geçer:"A NATO installation" veya "NATO'nun güney kanadında önemli bir üs" (important NATO base in the Southern Region).</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Üs’deki ABD'nin varlığı "Turkish government-owned" ve "joint Turkish-US/NATO use" şeklinde belirtilir. Eski belgelerde (örneğin 1950'ler ve 1970'lerden kalma State Department ve Ford dönemi belgeleri) "main US NATO operating base in Turkey" veya "Incirlik Complex" olarak anılır, ancak Türkiye'nin NATO üyesi olması nedeniyle NATO çerçevesinde değerlendirilir. İncirlik ABD ve NATO ile ortak kullanılan, DECA ve NATO SOFA anlaşmalarıyla statüsü belirlenmiş stratejik bir tesistir. Bu tanım, hem Incirlik'in resmi USAF web sitesinde hem de tarihi FRUS (Foreign Relations of the United States) belgelerinde mevcuttur.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İncirliğin ne olduğunu anlamak için, Defense and Economic Cooperation Agreement (DECA) → Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması, NATO Status of Forces Agreement (SOFA) → NATO Kuvvet Statüsü Anlaşması, Foreign Relations of the United States (FRUS) ve bunların eklerine bakmak gerek. Bu durum, Türkiye’nin 1952’de NATO’ya katılmasından sonra gelişen <strong>NATO nükleer paylaşım (nuclear sharing)</strong>politikası kapsamında değerlendirilir. Benzer uygulamalar Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya, Türkiye’de de mevcut. Bu ülkelerde genel olarak ABD’ye ait nükleer silahların bulunduğu kabul edilir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Nükleer silahların <strong>kontrolü doğrudan ABD’dedir</strong>. Ev sahibi ülke, kriz durumunda NATO kararıyla kullanım sürecine dahil olabilir. Normal şartlarda yerel ülke tek başına kullanamaz NATO’nun nükleer paylaşım politikası Soğuk Savaş döneminde geliştirildi. Maksat, ABD’nin nükleer caydırıcılığını Avrupa’ya yaymak, NATO müttefiklerini karar mekanizmasına dahil etmek, SSCB’ye karşı kolektif savunma mesajı vermekti. Bu sistem nasıl yönetiliyor ve kullanılıyor? Burada işler biraz karışıyor. <strong>Silahlar ABD’ye aittir, Depolama üsleri NATO ülkelerindedir. Barış zamanında kontrol tamamen ABD’dedir. Savaş durumunda kullanım için ABD başkanının onayı gerekir + NATO siyasi kararı gerekir +Ev sahibi ülkenin onayı gerekir. Buna “çift anahtar” denir. Fiziksel ve operasyonel kontrol ABD’de, Politik karar kolektif yapıdadır</strong>.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Cevabını arayan bir diğer soru şu: 2016 sonrası silahlar taşındı mı? 15 Temmuz 2016 sonrası iddialar İncirlik Hava Üssü, darbe girişimi sırasında kısa süreliğine elektrik kesintisi ve üs çıkış yasağı yaşamıştı. Bunun ardından Batı basınında: Silahların güvenliği tartışıldı ABD’nin bombaları başka ülkeye taşıyabileceği yazıldı ama ne oldu bilinmiyor. Hatta 15 Temmuz hava operasyonundan kullanılan savaş uçaklarının havada yakıt ihtiyacını İncirlikten kalkan bir hava ikmal uçağı tarafından sağlandığı iddiaları da soruşturulmadı!?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu arada açık kaynak araştırmaları bombaların hâlâ İncirlik’te olduğu yönünde. ABD, kamuoyuna bu konuda nükleer “belirsizlik politikası” gereği net açıklama yapmıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Deprem sonrası kaçırılan çocuklarla ilgili İncirlik bağlantısı da hala soruşturulmuş değil. Her şey bizim kontrolümüzde ise bu işler nasıl oldu ya da niçin soruşturulmuyor. Yoksa yine “kedi mi kaçtı!?”..</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu “kedi kaçtı” olayı 2012 yılı Nisan ayı başlarında Malatya'daki “<strong>Kürecik Radar Üssü (NATO'nun füze kalkanı kapsamında kurulan AN/TPY-2 erken uyarı radarı”</strong> ile ilgiliydi. Üs’sün İsrail uçaklarının faaliyetleri ile İsrail'e yönelik muhtemel tehditleri izleyen kritik radar sistemlerinin bir kısmının, üste giren veya geçen bir kedi yüzünden kısa süreliğine devre dışı kaldığı konusu ile ilgili haberlerde ve yorumlarda bu durum ironik bir dille "kedi kaçtı / kedi geçti" diye alay konusu olmuştu!</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile...</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/incirlik-ussu-kimin/1628/</link>
<pubDate>Mon, 09 Mar 2026 22:13:05 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İran'ı gösterip bölgeyi işgal ediyorlar!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Rus düşünür <strong>A. Dugin</strong> 21 Ağustos 2025’te X hesabından şöyle bir mesaj atmış: <strong>“İsrail’in saldırganlığı karşısında İslâm ülkeleri ne yazık ki sanki hiç var olmamış gibi suskun ve silik birer gölgeye dönüşmüşlerdir. Bugün ortaya çıkmıştır ki, meydan okur gibi böbürlenenlerin bütün kudreti, yalnızca Washington’un emirleriyle masumların kanını dökmekten ibarettir. Dünya, İslâm’ın bu kadar açık, bu kadar çıplak bir aşağılanışına asırlardır tanıklık etmemişti. Bu zillet utanç vericidir, bu manzara kahredicidir!”</strong> Bunu bir Hristiyan söylüyor. Biz ise “Mefahire dönüştürdüğümüz tarihle ve Menakıb’larla süslenmiş, geçmişin dini menkıbeleri ile övünerek zaman geçiriyoruz. Osmanlının yakın tarihinden utanç verici işler oldu, ki Osmanlıyı asıl yıkan dıştan gelen tehditten çok içerideki çürüme ile ilgilidir. Onu da hep <strong>“içimizdeki hainler”</strong> yapmıştır (!?) Halbuki, Şeytanın ve onun dostlarının varlığı günah işlememizin bahanesi değildir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir türlü özeleştiri, Nefs muhasebesi, ne derseniz deyin bu işi başaramadık. Hep başkalarını suçladık. Peygamberler bile <strong>“Tevbe istiğfar”</strong> ederken, <strong>“inni küntü minezzalimin”</strong> derken, din ve devlet büyüklerini öyle yücelttik ki, adeta İlah ve Rab ilan ettik.<br />
<strong>“Yeni Osmanlıcılık”</strong> aslında “Jön Türk” hareketi gibi bir şeydi.<br />
Milliyetçilik soğuk savaşta Ruzi Nazarların eliyle ABD’nin gönüllü askerliğine dönüştürüldü.<br />
Sosyalizm de öyle, Liberalizm de öyle. Gülen cemaati aslında Hilafet coğrafyasının ve Osmanlı Milletler topluluğunun kontrol altına alınması için bir Truva atı idi.<br />
Türkiye merkezli, Yeni Osmanlı etiketli bir dini hareket örgütleniyordu aslında.<br />
Gülen cemaati de bu işte tek başına değildi, başkaları da vardı.<br />
Diğer İslam ülkelerinde de benzer hareketler örgütlenmişti.<br />
Üst akıl yaptığı plan gereği; işin sivil yanı, cemaat boyutu, okul ve iktisadi işletmeler, Vakıf, Dernek, Media'yı vs sistemize ederken, BOP’un siyasi yönüde yedeğe alınmıştı. Oyunu, Gülen’in siyaseti de paylaşmak istemesi bozmuştu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Tarih övgü ya da sövgü kitabı değildir. Bir toplumun ortak hafızası ve tecrübeler birikimidir. Tarihle övünülmez ve tarihle dövünülmez. Tarihin doğruları kadar yanlışları da değerlidir. Doğrularını bu şekilde geliştirirken, yanlışlıkların tevbe eder, o konuda dikkatli oluruz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bize anlatılan Osmanlı tarihi sanki “asrı saadet” gibi. 36 Osmanlı padişahından 12.’i zorla görevden alındı. Halkın “<strong>Gavur padişah</strong>” dedikleri de vardı. 2. Mahmud’un saltanatı (28.7.1808-1.71839) 31 yıl sürdü. Lale devri başka bir alem, Tanzimat başka bir alem. Mustafa Kemali eleştirenler bu dönemde ne oldu ona pek girmezler. Bizden adil şahitler olmamız istenmiyor mu idi. Osmanlıda çok güzel şeylerde oldu, ama çok kötü şeylerde. Mesela 3. Mehmed 1595’te tahta çıkınca 19 Erkek kardeşini boğdurtmuş. 60 civarında veliaht bu şekilde katledilmiş.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Mustafa Kemal’in yaptığı devrimlerin hepsi eğitim, askeriye, kıyafet, ölçü-tartı, dini kurumların kapısının hepsi 2. Mahmut döneminde de vardı. 2. Mahmut’ta İslam’ı olan yasaklanmadı, ama meşrulaştırıldı. Mustafa Kemal İslami olanını da yasakladı. 2. Mahmud döneminde Şeyhülislam padişahın emrindeydi, Padişah Şeyhülislam’a, kendi yazıp gönderdiği fetva konusunda <strong>“ya fetvayı imzala gönder ya da kelleni gönder”</strong> diyebiliyordu. Bakın bize anlatılan “İstanbul’un fethi” de, “Anadolu’nun fethi” de bize anlatıldığı gibi değil. Ya da Çanakkale, Kurtuluş savaşı nasıl? Sultanlar ve yöneticiler tarafından var olan iktidarı ve onların icraatlarını meşrulaştırmak için din ve tarih kullanılmıştır. Hiçbir coğrafyada ya da ülkede yaşayan, belli bir ırka sahip bir topluluk bütün zamanlar için hep iyi ya da kötü olamaz. Biz doğduğumuz anne babayı, toprağı, zamanı, derimizin rengi ve cinsiyetimizi biz seçmedik. Bundan dolayı insanlar üstün ya da geri olamaz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hz. İbrahim bir putperest babanın çocuğu idi. Hz. Lut onun yeğeni idi, Kavmi onu yalnız bıraktı. Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İshak’ın iki oğlu vardı, Hz. Yakub ve Esav. Esav iman edenlerden değildi. Hz. Yakub’un 13 çocuğundan 11’i anlaşıp Hz. Yusuf’u kuyuya atmadılar mı? Lanet olası Firavun’un evinde Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Asiye, Hz. Maşite ve zevcesi ile Hz. Hacer vardı. Hz. Hacer Hz. İsmail’in annesi idi. Bizim kafamızı kiraya vermekten vazgeçmemiz gerek. Ezberlerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerek. Yeniden iman ederken, tövbe istiğfar etmeden önce biz nerede yanlış yaptık sorusunun cevabını aramamız gerek. Gazze savaşı ve ABD’nin İran’a saldırısı sürerken, Mekke, Medine ve Kudüs tehdit altındayken, bugün bunlar üzerinde ciddi anlamda düşünmemiz gerek. Bize anlatılan Çanakkale savaşında yola çıkarak Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu anlayamayız. Osmanlının nasıl bir anda paramparça olduğunu anlayamayız.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bakın bugün artık bir karar vermemiz gerek. İran bahanesi ile İsrail’in daveti üzerine ABD, İngiltere, Fransa yeniden bu coğrafyada bayrak gösterdiler. Büyük İsrail için buradalar. Ve Kudüs’ten önce Mekke ve Medine’nin içinde yer alan Suudi Arabistan bu ülkelerin işgaline uğradı. Suudi hanedanı ve diğer Arap şeyhlerinin önce zihinleri ele geçirildi, sonra da Epstein üzerinden uçkurlarından yakalandılar. Oltayı yuttular. Oltayı yutan balık yem istemez.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ankara’da birileri, İran’ı, bölgedeki ABD üslerinin bulunduğu ülkelerdeki üsleri vurmasını kınıyor. Eğer bu konuda samimi iseler, aynı şekilde ABD’nin o ülkelerin topraklarını kullanarak İran’a saldırmasını da kınamalılar. Ankara Arap’larına oluşturduğu <strong>“koro”</strong>ya katılmayıp, adil şahitlik görevini yaparken daha dikkatli davranmalıydı. Sibel Edmons Ankara’nın son açıklaması ile ilgili olarak bir iddiada bulunuyor ve Trump’ın Erdoğan’ı telefonla aradığında Ondan bölge devletlerinin yanında durması, Operasyonlara doğrudan ve/veya dolaylı destek vermesini istiyor. <strong>Ömer Çeli</strong>k’in son açıklaması bu konuyla ilgili olabilir mi? Farkında mısınız değil mi, ABD İsrail’in güvenliği için bölgedeki bir düzine İslam ülkesini ateşe atabiliyor ama kendine üs veren bu ülkelerin güvenliği için kılını kıpırdatmıyor. Öte yandan Savaş bakanı KAFİR İslam dünyasına meydan okumaya devam ediyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bunların devletlerini onlara armağan eden, sınırlarını çizen, rejimlerini ve iktidarlarını oluşturan Şeytani akıl tekrar geldiği yere döndü. Onların <strong>“Vatan”</strong> dedikleri toprak da onlara tapulandı. Selam durdukları Bayraklarını da efendileri çizdi. Filistin bayrağı dediğiniz bayrak Şerif Hüseyin’in Osmanlı’ya isyan bayrağı değil mi idi. Sahi <strong>“Yurd”</strong>, <strong>“Ülke”</strong>, Memlekete ne oldu da <strong>“Ulus”</strong> diye tanımlanan bir halkın toprağı olan <strong>“Vatan”</strong>ı kabul ediverdik. Namık Kemal <strong>“Vatan yahut Silistre”</strong>yi yazdığında hapse atıldı. Çünkü <strong>“ulusun toprağı”</strong> ayırımı bölücülüktü.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Osmanlının Mimarisi, Sanatı, özellikle Tıp alanındaki çalışmaları, Emannameler, Fütüvvet nameler, Pendnameler, Vasiyetnameler, Vakıf müesseseleri birçok konuda o zamana göre çok ileri adımlar atıldı, işler başarıldı Allah’ın yardımı ile.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Osmanlı tarihini yeniden okumamız gerek. O 600 yıl hep aynı değildi. Osman Gazi yaklaşık 1258 yılında doğmuş ve 1323’te vefat etmiş. Fatih'e kadar olan dönem beylikler dönemi. Orhan Gazi sonrası 1. Murad, 1. Bayezid, 1. Mehmed ve 2. Murad olarak sıralanır, Fatih Sultan Mehmed 1432'de doğmuş ve 1481'de vefat etti. Fatihe kadar beylikler dönemi, Fatih dönemi ara dönem, geçiş dönemi. Kanuni Sultan Süleyman 1520 yılında tahta çıkmış ve 1566'da vefat etmiş. 46 yıl işbaşında kalmış. Devlet onun zamanında örgütlendi. <strong>Fuzuli “Şikayetname</strong>”sini 1534’te yazmış. Yani Saltanatın 14. Yılında. <strong>“Selam verdim rüşvet değidur deyu almadılar” </strong>diyor. Kanuninin vefatından 164 yıl sonra, batıda sömürü, işgal ve yağma, 100 yıl savaşları devam ederken biz Lale devrine giriyoruz. Yıl 1718. Kilise derebeylerle anlaşarak ulus devletler, uluslararası düzen inşa ediliyor o dönemde Westefelya’da. Lale devri başladıktan 12 yıl sonra 1730 da sona eriyor. Bizdeki Lale devri ile Tanzimat arasında batıda 1789’da Fransız devrimi var. Tanzimat dönemi 1839'da başladı ve 1876'da bitti.<br />
<br />
Batıda Protestanlığın doğması ile bizde de batı taklitçiliği şeklinde devlet, kamu düzeni, toplum hayatında dini hayatı dar bir alana sıkıştıran reform çalışmaları başladı. Zaten İttihat ve Terakki Cemiyeti 1889'da kurulacak ve 1918'de dağılacaktır ama, dağılmadan önce de “Müslümanların Halifesi sıfatını taşıyan Abdülhamid’i Selanik’e, bir Yahudi iş adamının evine sürgüne gönderip, mecburi iskana tabi tutacaktır. 2.. Abdülhamid 1909'da Selanik'e sürülmüş ve 1912'de İstanbul'a dönmüştür. Abdülhamid’den sonra halife ve sultan olan Osmanlı Hakanı Vahdettin 6. Mehmed /Vahdeddin ise 17 Kasım 1922'de İstanbul'dan ayrılıp batıya sığınmak zorunda bırakılmıştır. (<em>Bu hilafet konusunu 06 Mart’ta Mirat Haber’de yazacağım inşallah farklı bir açıdan</em>).<br />
<br />
Peygamberlerin kurdukları devletler bile 600 yıl adalet üzere yoluna devam etmedi Hiçbir devlet sürekli adalet üzre olmadı. Dünyevileşti, zulme saptı ve yıkıldı. Hz. Muhammed'in Risalet’i 610 yılında ilk vahiy ile başladı ve 632 yılında vefatı ile Risalet dönemi sona erdi. Peki daha sonra ne oldu? 4 Halife dönemi sahabeler, vahiy kâtipler, ravilerin yaşadığı dönem. Hz. Ebu Bekir 632'de göreve başladı 634'te vefatı ile sona erdi. 2 yıl görevde kaldı, Hz. Ömer 634'te göreve geldi, 644'te şehadeti ile sona erdi. 10 yıl görevde kaldı. Hz. Osman 644'te geldi, 656'da şehadeti ile sona erdi.12 yıl görevde kaldı, Hz. Ali ise 656'da göreve geldi, 661'de şehadeti ile sona erdi. Bu dönem yaklaşık 5 yıl sürdü. Peygamberimizin vefatından sadece 29 yıl sonra bu devlet Kerbela fitnesi ile son buldu. Peygamberimizin vefatından 12 yıl sonra göreve gelen Hz. Osman’ı en yakın çevresindekiler şehid etti.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Abdülhamid’i Alagini efendinin evine sürgüne gönderilmesini elbette asla kabul edemeyiz. Sevdiğimiz birinin hatalarını görmezden gelmemeliyiz, kötü birinin de iyi özellikleri görmezden gelemeyiz, sözü dinler, işe bakar ona göre karar veririz. Çok konuşan konulardan biri Yahudilere toprak satışı. Satış değil iskân izni verildi, onlardan borç da alındı, Rothshild’ler Türk Petrol imtiyazı da verildi. O İttihatçı işbirlikçilerini oraya kim tayin etmişti. Bu konulara girmeyelim. Rıza Nur’u sadece Mustafa Kemal üzerinden okumayalım, bir de Osmanlının son dönemini anlamak için okuyalım.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Tekrar bölgemizdeki savaşa dönecek olursak ABD’li tanınmış Tv program yapımcısı <strong>Tucker Carlson</strong> birkaç gün önce, Katar ve Suudi Arabistan'da yetkililer, bu ülkelerde bombalı saldırılar düzenlemeyi planlayan MOSSAD ajanlarını yakalamışlar. Bu vesile ile MOSSAD İslam ülkelerine daha fazla hasar vermek ve bunun suçunu da İran’a yüklemek istiyor. Bu arada Suud'da Aramco tesislerini İran kendilerinin vurmadığını açıkladı. Öte yandan Trump, İspanya'nın ABD ordusunun İran'a saldırmak için üslerini kullanmasına izin vermeyi reddetmesinin ardından İspanya ile tüm ticari ilişkilerini kesti. Aslında bu karar aynı zamanda Türkiye’ye de örtülü bir uyarıdır. Aba altından sopa göstermektir. Bugünlük de bu kadar.<br />
Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/iran-i-gosterip-bolgeyi-isgal-ediyorlar/1627/</link>
<pubDate>Fri, 06 Mar 2026 21:58:56 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Dahilde ıslah, hariçte ittifak uhuvvetin şartıdır.</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">İslam dünyasının içine düştüğü dağınık manzara, hakikat-i İslamiye ile yaşayan her vicdanı derinden yaralamaktadır. Bir tarafta on yıllardır İslam’ın mukaddesatına el uzatan, Filistinli mazlumların kanı üzerinden coğrafyamıza bir hançer gibi saplanan Siyonizm gerçeği, diğer tarafta ise bu büyük yangına karşı birleşmesi gereken Müslümanların kendi aralarındaki ihtilafları bulunuyor. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">Bu noktada, özellikle İran’ın bölgesel politikaları, Suriye’den Yemen’e kadar uzanan bir bölgeye sebep olduğu insanî dramlar ve kendi dindaşlarına yönelik sergilediği baskıcı, mezhepçi tutumlar, ‘zulüm’ kavramının İslam halkası içinde ne yazık ki bir karşıtlık haline gelmiştir. Müslüman feraseti, faili kim olursa olsun zulme ‘zulüm’ demekle mükelleftir. Ancak Bediüzzaman Said Nursî’nin o muazzam müsbet hareket ve uhuvvet perspektifi, bizlere bu axı tabloda çok daha geniş bir ufuk açmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">Bediüzzaman Hazretleri, Uhuvvet Risalesi’nde bizlere adeta bugünün reçetesini sunarak diyor ki: <strong>“Hâlık’ınız bir, Mâlik’iniz bir, Mabud’unuz bir, Râzık’ınız bir, bir bir bine kadar bir bir... Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir bir yüze kadar bir bir... Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir bir...”¹</strong> Bu kadar bir birler vahdeti, tevhid-i kalbîyi iktiza ediyor ve ittifakı istiyor. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">İşte bu muazzam birler silsilesi, İran’ın siyasi hatalarını veya bölgesel yanlışlarını eleştirirken dahi, asıl büyük düşmana karşı safı bozmamanın manevi gerekçesidir. İran’ın dahili ve harici yanlışlarını inkar etmeden, fakat bu yanlışları bir gareze veya İslam kardeşliğini temelden sarsacak bir adavete dönüştürmeden hareket etmek, Risale-i Nur’un bize öğrettiği adalet terazisidir. Zira İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırım ve Kudüs’ün mahremiyetine yönelik saldırıları, Müslümanlar arasındaki cüzî ihtilafların, külli bir ittifakın önüne geçmesine asla izin vermemelidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">İran’ın mezhebi taassubu veya siyasi hırsları neticesinde imza attığı zulümler ne kadar can yakıcıysa, bu ayrışmayı fırsat bilen Siyonizm’in İslam dünyasını parça parça yutması da o denli dehşetlidir. Bediüzzaman’ın tabiriyle, harici düşman gelip kapıya dayandığında, ev içindeki kardeşlerin birbirinin kusuruyla uğraşması sadece düşmanın işine yarar. Bizler, İran’ı hakka, adalete ve Ehl-i Sünnet’in geniş ve kuşatıcı şefkatine davet ederken aynı zamanda Kudüs davasında ve Siyonizm tehdidine karşı omuz omuza durma iradesini de göstermeliyiz. Bu, İran’ın yanlışlarını onaylamak değil, İslam’ın izzetini her türlü siyasi mülahazanın üzerinde tutmaktır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">Hülasaten, İttihad-ı İslam sadece bir siyasi proje değil, Kur’anî bir mecburiyettir. Mezhep ve meşrep farklılıklarını bir zenginlik değil de birer çatışma unsuru haline getirenler, bilerek veya bilmeyerek İslam dünyasının kalbine sıkılan kurşunlara yardım etmektedirler. Bugün ihtiyacımız olan şey, İran’ın bölgesel hatalarını adaletle teşhis eden, fakat İsrail zulmü karşısında Müslümanların vahdetini ve izzetini haykıran dengeli bir duruştur. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">Bediüzzaman’ın ifadesiyle,<strong> “Bizler muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur.”²</strong> demeliyiz. Husumetimiz ancak zulme, sömürüye ve İslam’ın mukaddesatına kastedenlere olmalıdır. </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">Gelin, aramızdaki suni duvarları yıkalım ve ‘Mü’min mü’minin kardeşidir.’ hakikatiyle, Kudüs’ün hürriyeti için tek bir vücut olmanın yollarını arayalım.</span></span></span></strong></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px;"><strong>Dipnot</strong>:</span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">¹: Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Yirmi İkinci Mektup s. 290 (Uhuvvet Risalesi).</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">²: Bediüzzaman Said Nursi, Eski Said Dönemi Eserleri s. 505 (26 Şubat 1324 – 11 Mart 1909 Sayı: 70 Volkan Dergisi’nde yayınlanan makale).</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Muhammet Sait Çatalkaya</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/muhammet-sait-catalkaya/dahilde-islah-haricte-ittifak-uhuvvetin-sartidir/1626/</link>
<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 20:15:17 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Enerji arz güvenliğinde Hürmüz Boğazı</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş, küresel ekonomiyi, enerji koridorlarını, lojistik rotalarını, enerji piyasalarını ve dolayısıyla petrol ve doğalgaz enerji denklemini kökten değiştirebilecek potansiyeli taşımaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px;">HÜRMÜZ BOĞAZI’NIN ÖNEMİ VE ENERJİ</strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hürmüz Boğazı, enerji arz güvenliğinin en kritik halkasını oluşturmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çünkü, Hürmüz Boğazı bölgedeki petrol ve doğalgaz üreticileri ve Asya-Avrupa ülkelerinin tüketicileri için önemli bir geçiş noktasında yer almaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dünya ham petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20-30’u ile sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracatının yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hürmüz Boğazı, Katar gibi büyük doğalgaz üreticilerin dünya pazarlarına açılan tek kapısı ve Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin petrolünün ihracatı için alternatifsiz bir rotasıdır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün yüzde 80’inden fazlası Asya pazarlarına gitmesi ve Avrupa’nın enerji arz güvenliği için Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerjinin alternatif bir kaynak olması nedeniyle bu rotanın önemi daha da artmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>HÜRMÜZ BOĞAZI’NIN KAPATILMASININ OLASI ETKİLERİ</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması Japonya, Güney Kore, Çin ve Hindistan gibi büyük ekonomilerin enerji arz güvenliği ve dolayısıyla küresel ekonomiler için ciddi bir tehdit olacağı açıktır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu nedenlerden dolayı, Hürmüz Boğazı’na alternatif nakliye rotalarının sınırlı olması nedeniyle küresel piyasalarda fiyat şoklarına ve tedarik zinciri kırılmalarına neden olabilir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Enerji arz güvenliğinde yaşanacak olası tehditler yalnızca tüketici ülkelerini değil, enerji gelirlilerine bağımlı olan bir çok bölge ülkelerinin ekonomilerini de derinden etkileyecektir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dolayısıyla, enerji arz güvenliğinde meydana kısıtlamalarının sebep olacağı enerji fiyatlarında olası artışların bölge ile sınırlı kalmayacağı bu sorunun küresel çapta tehlikeli bir süreci tetikleme potansiyeli vardır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>DÜNYADA ENERJİ DENKLEMİ YENİDEN KURULUYOR</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ABD’nin dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkesi Venezuela’daki enerji kaynakları üzerindeki kontrolünü artırması ve küresel petrol sevkiyatının şah damarı olan Hürmüz Boğazı’nda hakimiyet mücadelesi, küresel enerji denklemini kökten değiştireceği beklenmektedir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Erdal Tanas Karagöl</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/erdal-tanas-karagol/enerji-arz-guvenliginde-hurmuz-bogazi/1625/</link>
<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 21:36:41 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ve savaş başladı!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#222222"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box"><strong>Başladı, başlayacak derken, diplomatik müzakereler devam ederken, “Tanrıyı kıyamet savaşına zorlamak” isteyen, “Evengelik Satanist, Pedefolik Siyonistler”in istedikleri oldu ve savaş başladı.</strong> </font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#222222"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Onlar Moloch’u tanrı edinmişlerdi. Molch’a çocuk kurban etmek yetmemişti, insanlığı kurban etmek istiyorlardı. Ama daha ilk günden görünen o ki, evdeki hesap çarşıya uymadı. Daha ilk günden ABD ve İsrail birlikte, bölgedeki üslerini kullanarak yaptıkları ortak saldırır ardından, İran’ın askeri, lojistik, kamu yönetim binaları, füze ve nükleer kapasitelerini hedef alan savaş başladı.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#222222">“<font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Tarihin sonu”nu getirecek bir “Medeniyetlerarası savaş”tan söz ediyorlardı, o savaşı başlatmış oldular. ABD ve İsrail Iranı vururken, İran ABD ve İsrail dışında, ABD’in BAE, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Ürdün, Suudi Arabistan ve Irak’taki askeri, ABD üsleri ve ABD ve İsrail personelinin kullandıkları binaları vurdu. ABD artık sadece Doğu Akdeniz ve Hind okyanusundaki donanmalarını ve Tabi İsrail’in askeri üslerini kullanabilecek. Hatta Basra Körfezi'ne bile giremeyecek. Girerse kapana sıkışacak ve çıkamayacak.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#222222"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">İran 7 ülkedeki ABD’nin askeri tesisleri vurdu. Bu üsler, aynı zamanda o ülkeleri korumak ve caydırıcı bir etki yapması için orada inşa edilmişlerdi. Bu gün o üsler, bırakın o ülkelerini korumasını, hepsi birer savaş paratonerine döndü bir anda.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></strong></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#222222"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Geçen gün “Rusya Araştırmaları Enstitüsü” şu haberi geçti: “ABD'li emekli albay Douglas Macgregor: "İran'ı başarıyla yok ettikten sonra, dikkatler Türkiye'nin yok edilmesine çevrilecek. Kaçınılmaz olarak Türkiye, İsrail ile karşı karşıya gelecek, bu muhtemelen Suriye'de olacak. Türkiye birçok açıdan İran'dan iyi. Gerçek bir donanması var. NATO'nun en iyi ordusuna sahip. Bir sonraki adım Türkiye'yi yok etmek. O yüzden kendimizi kandırmayalım, mesele bundan ibaret. Mesele İsrail'in ne istediğidir."</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></strong></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#222222"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Dikkat ederseniz İran Türkiye’deki ABD üslerine saldırmadı. İlginçtir, ülkelerinde Amerikan üssü bulunan ülkelerin neredeyse tamamı, saldırılar karşısında ABD ve İsrail'le birlikte hareket etme kararı aldı. Oysa üsleri kapattıkları yabancı ülke askerinin ülkelerinden ayrıldıklarını açıklasalar İran'ın hedefi olmaktan çıkacaklardı. Ama bu defa da, Epstein dosyaları ortaya saçılacak, ülke ve ülke yönetimi ABD ve İsrail’in hedefinde olacaktı. Allah’ı hesaba katmıyorlardı hemen hemen hiç biri güya bunlar Müslüman ülkelerdi. Görünen o ki, bu savaş devam ederken ve savaş bittikten sonra rahat yüzü görmeyecekler. “Gideceği limanı bilmeyen kaptana hiçbir rüzgar fayda sağlamaz”. “Oltayı yutan balık yem istemez!”</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#222222"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Ben bir yandan Ramazan’da saldırmazlar diyordum, ama bunlar Müslümanların bayramlarında hep saldıra geldiler. Yine saldırabilirler diye de düşünmüyor değilim. Netanyahu birkaç gün içinde İran’ın belini kırdıktan sonra Kadir gecesi öncesi Mescid-i Aksa’ya saldırmak, oraya girişi yasaklamak istiyordu. Yani Gazze krizini bir şekilde “çözmüşlerdi(!?). Aslında topu taca atmışlardı ve “Diplomatik müzakereler yoluyla” zaman kazanmak istiyorlardı(!?) Şimdi sıra Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya gelmişti. Bu savaşın ardından Batı Şeria ve Gazze dışında işgal altındaki topraklardaki Filistinlilerin yaşadıkları Öbekleri oradan çıkartıp, Suriye ve Lübnan’a, Ürdün’e ve Sina’ya doğru sürmek istiyorlardı.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Ve Ankara’nın çözüm diye önerdiği şeyler, savaşa hazırlık sürecinde zaman kazanmaya yönelikti. Yani o yöntem savaşın hazırlık dönemi ile ilgili oyunun bir parçası idi.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#222222"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419">Diplomatik çözüm aslında sahada kaybedenlerin masada kazanmaları için onlara bir fırsat verir, tehditler, şantajlar her </span></span><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#000000">şey mümkün. Bir de işin Psikolojik harp yönü tabi. Dünya kamuoyuna, hedef ülke halkına ve kendi, kamuoyunuza bir mesaj vermeniz gerekiyordu tabi. Bütün bu tedbirlere rağmen, İran'a saldırılar başlayınca sokakta dans eden kadınlar, Türkiye’de Atatürk posterli laiklik mesajları İsrail’in psikolojik harp tak</span></span><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#000000">ti</span></span><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#000000">klerinin </span></span><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419">devrede olduğunu gösteriyor. Sahi bu süreçte neden hiç kimse Chabat’dan söz etmiyor.</span></span></font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Geçen günler lehlerine bir sonuç doğurmayıp, aksine dünyada giderek daha fazla tepki almaya başlayınca, daha ilk günden paniklemiş gözüküyorlar. Trump İran’da kaybederse, ilk ara seçimde de çoğunluğu kaybeder. Hatta koltuğunu da!.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">İsrail'in hesabına göre, İran operasyonunun ardından İran ve sınır komşuları ayrıca Irak, Suriye, Ürdün ve Lübnan’ın sınırları, rejimleri, iktidar yapılarının yeniden düzenlenmesi için bir konferans düzenlenebilir. Aslında “Gazze forumu”, buraya giden yolda bir adımdı.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">TeoPolitik bir savaş için, Mehdi ve Mesih tartışmalarının öncesinde, İran’ın İmamet Misyonun Necef/Kerbela’da kurulacak yeni bir “Kutsal Şia devleti” üzerinden hem Arab ve Fars Şia’sı, he de Şii-Sünni çatışması için yeni bir zemin üretilebilir.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Bölgede kirli bir oyun oynanıyor. Uluslararası örgütler, ülkeler, ülkelerin yöneticileri büyük ölçüde bu kirli oyunun figüranları durumuna düşürüldü. Bölgede oynanan oyun “Hisseli Harikalar Kumpanyası”na döndü. Her sabah Trump’un bir demagojisi ile uyanıyor. Onun yanında Netanyahu dünyaya meydan okuyor. Siyasiler ve uluslararası örgütler, sert açıklamalar, daha daha sert açıklamalar yaparak günlerini geçiriyor. Tabi ki bunların hiç biri sadra şifa değil? Peki ABD savaş cephelerini genişleterek, kendini geri dönülmez bir noktada, emri vakilerle İran savaşını dünya savaşına dönüştürmek için Kuzey Kore ve Tayvan’a saldırır mı? Her şey mümkün ama bu işlerin bugün bir garantisi çok. Siyaset çok kırılgan bir zeminde devam ediyor. Öte yandan Trump ve Netenyahu gibi Şeytani profillerin ne yapacaklarından emin olmak çok mümkün değil.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Sahi gelinen noktada İsrail’le ticaret kesildi mi? İsrail’e destek veren firmaların mallarını boykot nasıl gidiyor?. Yeni bir Filonun Gazze için yola çıkması bekleniyordu, bu durumda onun akıbetini tahmin etmek de kolay olmayacak.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></strong></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Benim anlamakta zorluk çektiğim, bir yandan İsrail’e çok sert (!?) mesajlar verilirken, Chabat’a dokunan yok. Epstein bütün dünyada lanetleniyor ama yargı 3 maymunları oynuyor tüm dünyada. UCM Netenyahu ve İsrail’i savaş suçlusu olarak mahkum etti, uygulanmıyor. ABD Mahkemeyi ve üyelerini tehdit ediyor, kimsenin sesi çıkmıyor. Ankara hem uluslararası sistemle birlikte hareket ediyor, hem uluslararası sistemin dayatmalarına sözel olarak karşı çıkıyor. İklim konferansı Türkiye’de yapılacak. Chemtrails, 5G, Nesnelerarası iletişim, Trans Humanizm, Biyolojik cinsiyet tartışması, Aşı, UN WOMAN ve İstanbul sözleşmesi tartışılmaya devam ediyor.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Bir yandan İsrail’e karşı savunma sanayimizi güçlendiriyor, öte yandan İsrail’in savunma sanayi şirketi ile ortaklık kurup onu İstanbul’daki fuara davet ediyoruz. Onu protesto eden gençleri de sanık sandalyesine oturtuyoruz. Tabi bu ortaklık rasgele bir ortaklık değil. Savunma sanayinin ihtiyaç duyduğu bir çok malzemeyi, doğrudan ve dolaylı olarak İsrail’den temin ediyoruz.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Bu mavi boncuk siyaseti ile bir yere varmak mümkün değil. Müslüman ülkeler için tek çözüm, “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Allah’a ve ahiret günü</strong>”ne iman olmalı. Allah’ın kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur. <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Allah</strong> (cc) bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istiyor” da, peki biz ne yapıyoruz? Aslında bütün sır bu sorunun cevabında.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419">“<font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Laik devlet” dedikleriniz hadiseye tamamen teo-politik açıdan bakıyor, biz Hz. Ömer beyannamesinden bile bahsedemiyoruz?</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Ha! Bu arada <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Net</strong><strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">a</strong><strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">nyahu ve Suudi Veliahd prensi Selman</strong> İran’a müdahale edilmesi konusun en fazla ısrarcı olan ülkelerin başında geliyormuş. Ama Selman öte yandan müzakere sürecini destekleyen grubun içindeki en aktif ülkelerden biri idi. Burada Selman’ın ikili oynadığı sonucu ortaya çıkıyor.. Günümüzde siyaset böyle yapılıyor!? Selman’ın Netanyahu ile birlikte Trump’a operasyon baskısı haberinin kaynağı Washington Post’du.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Savaşın ilk aşamasında taraflar şimdi kendi hasarların tesbit edip, karşı tarafın gücü ve imkanları, planları üzerinden yeniden düşünmeleri gerek. Görünen o ki, ABD bölgedeki üslerini bundan sonra rahat bir şekilde kullanamayacak. Çünkü açık, kolay ve yakın bir hedef. O ülkelerde kendi topraklarından İran’a saldırmalarına razı olmayacak. ABD yarın çekip gittiğinde bu ülkeler, orada birlikte yaşamaya devam edecekler. </font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Bu arada ABD ve İsrail kendi ülkeleri ve dünya halkları nezdinde bekledikleri desteği görmediler. Selman gibi bazıları ABD’ye bizi İran’dan kurtar derken, öte yandan İran'ın tepkisinden korkarak soruna diplomatik çözüm bulunması için müzakere ve diyalog çağrısı yapıyordu, Türkiye ile beraber. </font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Eğer bundan sonra ABD ve İsrail köşeye çok sıkışırsa ve kaybettiklerini anlamaya başlarlarsa, “arka kapı diplomasisi” yoluyla, İslam ülkelerinden bir grubu harekete geçirip, Kendilerine (ABD, İsrail ve İran’la) ateşkes ve diyalog yapmaları için çağrı yaptırıp, sonra da “biz diyaloğa hazırız ve açığız, siz buna önce İran’ı ikna edin” diyebilirler. Trump’dan ve Netanyahu’dan her şey beklenir. </font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><span style="box-sizing:border-box"><span style="color:#0f1419"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Selam ve dua ile..</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/ve-savas-basladi/1624/</link>
<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 21:09:28 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yeni Cehalet: Çok Bilgi, Az Anlama</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Tarihte hiçbir dönem bu kadar çok bilgiye sahip olmadık. Cebimizde milyonlarca kitap var. Dünyanın her yerinden haberlere saniyeler içinde ulaşıyoruz. Bir konuyu merak ettiğimizde tek tıkla “uzman” oluyoruz. Ama garip bir şey oluyor: Bildiğimizi sanıyoruz, anladığımızdan emin değiliz. </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yeni bir cehalet türüyle karşı karşıyayız. Bu, eskisi gibi “bilmeme” hâli değil. Aksine, her şeyi bildiğini sanma hâli. Okumadan fikir sahibi olma, anlamadan hüküm verme, derinleşmeden kesin konuşma çağı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Eskiden cehalet sessizdi. Şimdi cehalet çok konuşuyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir başlık görüyoruz, içeriği okumaya gerek duymadan fikrimizi söylüyoruz. Bir videonun ilk 20 saniyesiyle kanaat oluşturuyoruz. Uzun metinler sıkıcı geliyor, karmaşık meseleler “abartı” sayılıyor. Çünkü hız çağındayız. Hızlı tüketiyoruz, hızlı unutuyoruz, hızlı yargılıyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">En tehlikelisi de şu:<br />
Yanlış bilgiyle donanmış bir insan, bilgisiz bir insandan daha tehlikelidir. Çünkü cahil olduğunu bilmez.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Sosyal medya bu yeni cehaleti besleyen en güçlü alan. Algoritmalar bize gerçeği değil, hoşumuza gideni gösteriyor. Karşıt fikirle karşılaşmadıkça, kendi doğrularımızı mutlak sanıyoruz. Böylece herkes haklı, kimse anlamaya çalışmıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu yüzden tartışmalar çözülmüyor, sadece sertleşiyor. Çünkü artık kimse öğrenmek için konuşmuyor; kazanmak için konuşuyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir başka sessiz dönüşüm de okumada yaşandı. Okumuyoruz demek yanlış olur; bakıyoruz. Metinlerle ilişkimizi kaydırarak kuruyoruz. Derin okuma yerine yüzeysel tarama yapıyoruz. Ama taradığımız şeyleri bilgi sanıyoruz. Oysa bilgi, emek ister. Sabır ister. Zaman ister.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Teknoloji bize her şeyi verdi ama bir şeyi geri aldı: <b>Odaklanmayı</b>.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugün bir insanın aynı anda onlarca konuda fikri var ama hiçbirinde derinliği yok. Herkes her şeyi biliyor ama kimse kimseyi ikna edemiyor. Çünkü ikna, bilgiyle değil; anlayışla olur.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Belki de asıl soru şu: Bu kadar bilgiye rağmen neden bu kadar az anlıyoruz?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Cevap rahatsız edici olabilir. Çünkü sorun teknoloji değil sadece. Sorun, teknolojiyi kullanma biçimimiz. Bilgiyi güç değil, kimlik haline getirdik. Yanlış çıkmak istemiyoruz. Fikrimizden vazgeçmek istemiyoruz. Öğrenmekten çok, haklı çıkmak istiyoruz. Yeni cehalet tam olarak burada başlıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ve belki de bu çağda en devrimci şey şudur:<br />
“Bilmiyorum” diyebilmek.<br />
Durup düşünmek.<br />
Okumak.<br />
Anlamaya çalışmak.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çünkü bilgi çok, evet.<br />
Ama anlamak hâlâ emek istiyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><b>Pusulanız bilgi olsun.</b></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Emre Okumuş</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/emre-okumus/yeni-cehalet-cok-bilgi-az-anlama/1623/</link>
<pubDate>Tue, 24 Feb 2026 20:13:51 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ülkeler "siber işgal"e açık hale mi getirildi!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Gerçekten anlamıyorlar mı, anlamak mı istemiyorlar, bilmiyorum. <strong>DarkWeb’den haberleri olmayabilir mi, Türkiye’deki ve daha bir çok ülkedeki kişisel veriler haraç mezat satılıyor.</strong> </font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Eski MERNİS verileri çok önceden, yıllar önce İsrail tarafından klonlanmıştı. CoVID sürecinde sağlık verileri de klonlandı. Bugün artık klonlamaya da gerek kalmadı, “dijital veriler Kuantum yazılımlara sahip, NanoChip’le çalışan, yapay zekaya entegre edilmiş bilgisayarlar üzerinden, şifreyi ele geçirmeden ve firewall engeline takılmadan istedikleri herhangi bir servet ya da bilgisayara girip bilgileri kopyalayabiliyor, silebiliyor, değiştirebiliyor, sonra da arkasında bir iz bırakmadan çekip gidebiliyor.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Bu anlamda içinde mikroChip bulunan, ve bu HW’lerin kullandığı, kapalı (gömülü yazılım)ve açık Chip'le üretilen cihazlar bu yeni teknolojiler için açık bir havuz hükmünde. İsterseniz bütün yazılımı siz yapın, değişen bir şey olmaz. Bakın bu sabit bilgisayarlar, ya da akıllı otomobiller, Kapalı devre çalışan otonom sistemler için de geçerli.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Bu sistem, bir BioHacker üzerinden hedefteki bir canlıya Bio rezonans / frekans göndererek hayati fonksiyonlarına zarar verebilir. Subliminal mesajlarla, ipnoz etkisi meydana getirerek onu intihara ya da başkalarına zarar vermeye yönlendirebilir. Bunun için ille de bilgisayarınızın başına olmanıza gerek yok. Wifi bulunan bütün ortamlarda canlı ve cansız her şey açık hedef. Hele akıllı ev, akıllı otomobil örneğinde siz onun içinde “siber esir”siniz demektir. Siz “kişisel verilerin korunması” için yasa çıkartıp, yönetmelik yayınlayıp, bir müdürlük kurunca bu işlerin yoluna gireceğini mi sanıyorsunuz? Kendinizi kandırırken, toplumu da kandırıyorsunuz aslında.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Bu yöntemle istedikleri zaman, InterConnect sistemine sahip mesela trafoları istedikleri zaman patlatıp, şehirleri, sanayi bölgelerini elektriksiz bırakabilirler. Uçaklarınız, içinde elektronik devrelerin yer aldığı savunma sistemleriniz içinde durum aynı. Akıllı evlerinizde, gece yarısı ya da siz evde yokken ya da uyurken, kombinizin çakmağını kapatıp, gazını açıp, sonra çakmağını çakınca evinizi başınıza yıkabilirler, bu yangınla apartmanınızı küle çevirebilirler.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box"><strong>Siz her yere 5G+ istasyonları kurarak aslında siber işgal ordularının, Otonom olarak hareket edebilen Humanoid askerlerin yollarını döşediğinizin farkında bile değilsiniz.</strong> Chemtrails'le kelebekleri, uğur böceklerini, arıları öldürüyorsunuz, sıra insanlarda, Zaten onları salgın hastalık bahanesinden önce yeni doğanların aşıları ile kısırlaştırıyor, ha sağlık diye hastalıklı bir nesil yetiştiriyorsunuz.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Dünyanın en büyük mafiası, gıda ve sağlık mafiasıdır. İklim yalanı da bunların uydurduğu bir yalan, iklim dalgalanması, Shuman rezonansının dalgalanması gibi bir şey. Döngüsel kısmı var, kozmik kısmı var, kurgulanan kısmı var. Mesela cep telefonları inanılmaz ısı üretir. 5G'ler oksijen atomlarının titreşimine sürtünme yoluyla ısıya sebeb olur bir de oksijen atomlarının frekansını değiştirerek, insan hayvan ve bitkiler, nefes aldıkları a-halde, akciğer bu frekansı değiştirmiş oksijeni kendi içine almaz, geri püskürtür. Her yer plastik, Plastik boyalara, tekstil’e çarpan oksijen atomları da frekans değiştiriyor. Arabalarınız sizden fazla oksijen tüketiyor.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Alçak irtifa uyduları, RF ve Laser silahları ile ormanlarınızı yakıp, tesislerinize zarar verebilirler.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">The ekonomist’in Wifi’leri silah olarak gösteren kapağını görmediniz mi? 19-25 Haziran (June 19TH-25 TH 2021) 2021 tarihli The Economist’i bulun bakın bakalım ne yazıyor kapakta: <strong>“Brodbandits / The surging cyberthreat from spies and croks (</strong></font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span><strong>Brodbandits / Casuslar ve dolandırıcıların oluşturduğu artan siber tehdit)</strong></span></span><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box"><strong>”.</strong> Adamlar gizleme gereği bile duymuyorlar. Ama birilerinin gözleri var görmüyor, kulakları var duymuyor, kalpleri var hissetmiyor.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">İthal ikamesi ile savunma sanayi olmaz. Hammaddeyi dışarıdan alacaksınız, Chipleri dışarıdan alacaksınız, yazılımını siz yapsanız ne olur, yapmasanız ne olur. Daha siz o yazılıma başlarken sizi izleyip klonluyorlar. Biz tekno parklar, Teknoloji fuarları, sergilerinde neyiniz varsa sergiliyorsunuz. Ya da “açık kaynak(!?). Siber güvenlik protokolleri uygulanmıyor. Zaten birileri yerli ya da yabancı da olabilir, fark etmiyor. Yerli dediklerinizin çoğu Truva atı değil mi? Lokalizmi de onlar örgütledi, Glokalizmi de. Bugün geldiler Globalizme. Kurbağa haşlaması ile haşladılar bizi.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Ya hu, bir gerçek anlamda Milli BigData merkezimiz yok, Miror’leriniz ve yedekleme sistemimiz yok. Bunlar yeraltında olmalı, üstten atom düşmedikçe, alttan mağma püskürtmedikçe zarar görmemeli. Siz gidip Bilişim vadisini fay hattının yakınına kuruyorsunuz. bir işletim sistemimiz yok, Milli bir güvenlik yazılımımız yok, bir arama motorumuz yok, Yapay zekamız yok. Yarı iletken konusu ile yeni ilgileniyor, Chip üretimimiz yok. Sosyal media dediğiniz yerdeki platformlar, uluslararası istihbarat örgütlerinin manipülasyon ve sağım merkezlerine dönüştür. Bir sürü fake hesab, aynı merkezden, yapay zeka bağlantılı olarak İslamcı, laik, sağcı, solcu, Kürt-Türk, alevi, Kemalist, ne ararsan var. Platformdaki kişileri tanıyor, geriye dönük tarıyor, yandaş ve rakip ajanlar üzerinden kışkırtıcı ajanları ile bizimkileri birbirine düşürüyor, ya da onların fikirlerini sağmaya devam ediyor. Sosyal Media platformları, kamu kurumlarında, dini yapılarda, meslek örgütlerinde, STK'larda her yerde varlar ve herkes bu mayınlı tarlada top oynuyor. İşin içine bir de troller girince deme gitsin. Sözünü ettiğim fake hesapların kimi İsrail’den yönetiliyor, kimi Hindistan’dan, Türkiye’den çıkış yapan hesabı Mossad yönetebiliyor. Bu rezalet sanal kumardan daha büyük bir rezalet. Buralarda fuhuş da var, uyuşturucu da, sadece sanal kumar yok. DarkWeb’e gerek de kalmadı zaten, ama “derin devlet”, “derin internet”te “Derin Mafia” ile “dans ediyor.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Yahu, Mavi balina oyununu biliyorsunuz, gencecik çocuklar oyun oynarken “Beyin kontrol” yöntemleri ile subliminal mesajlar üzerinden bir seri katile, çete elemanına dönüştürülebiliyor. Bunları yurt içinde yasaklamanız bir işe yaramıyor. VPN üzerinden herkes her yere ulaşıyor zaten. Siz aleyhinde olduğunuz bir dosyayı sildirdiğinizi sanıyorsunuz. Sizin “sil” komutunu kaybet diğer algılayan sitelerde anında yayınlanıyor bu dosyalar. Birileri onu geri çağırıp, başka bir ülkedeki bir sayfada yayınlayabiliyor. Bu şekilde ülkeler, “siber işgal”e açık hale getirildiler.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Bizimkiler bir türlü şunu anlamak istemiyor: Def-i mazarrat, celbi menafiden evladır. Bugün övündüğünüz şeyler, yarın dövünmenizin sebebi olabilir. CoVID, mRNA belası da aklımızı başımıza getirmedi. Korkarım kaçtığımızı sandığımız şeye doğru koşuyoruz, hem de yokuş aşağı koşar gibi.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Uyuşturucu ağrı ve acıları engeller, mutluluk hormonu ve adrenalin salgılatır. İnsanlar onun için uyuşturucu kullanır. Ve bu durum bağımlılığa sebeb olur. Buradan bakarsanız, çok güzel ama öte yandan aklı zail eder. Teknoloji bağımlılığı da böyle, Akıllı evler, akıllı şehirler, akıllı otomobiller, akıllı dedikleri her şey sizin için ölümcül, telafisi mümkün olmayan. Zararlara yol açabilir. Sahi bu kimin umurunda. Aslında Media, Siyaset, Sivil toplum dediğiniz şey de doğru yönetilmezse, faydadan çok zarar verebilir. İlaç diye CoVID döneminde verdikleri hapı yutanlar “Hapı yutmuş”(!?) olmadı mı. Bize yedirdikleri ekmek bile zehirli. Hormonlu, geni ile oynanmış bitkiler, hayvanlar ekonomiklik, lezzet ve sağlık etiketinin yanına bir de helal sertifikası alıp geliyorlar. Klonlanmış hayvanlar da var piyasa da, ithal çerezlerde böcek de var artık. Memleketimizde sentetik et ve yumurta için bilim adamlarımız çalışmalarını tamamladı, sermaye sahipleri yatırım için bakanlıklardan onay bekliyorlar.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Buyurun size bir son dakika haberi: Yapay zeka tabanlı kimlik doğrulama hizmeti veren “IDMerit”, yanlışlıkla (!?) 26 ülkeden 1.000.000.000 (Yazıyla: 1 Milyar) insanın kişisel verilerini sızdırdı. O 26 ülkeden biri de Türkiye! Bizden 49.000.000 kişinin verileri sızdırılmış.. Bu veriler şöyle sınıflandırılıyor: Tam isim ve soy isim, Adresler, Posta kodu, Doğum tarihi, Kimlik numarası / Vatandaşlık numarası, Telefon numarası, Cinsiyet, E-posta adresi, Telekomünikasyon meta verileri, Veri ihlali durumu ile ilgili veriler.. N’olcek şimdi!</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Şunu da söyleyeyim, 5G ile, Oksijenin bulunduğu her yerdeki tüm canlılar, kuşlar, kediler, çiçekler, çocuklar, yaşlılar, gençler, herkes açık tehdit altında, hepsinin de TEK TIK’lık canı var. Kendilerini Tanrı ilan edenler ya da yapay zekanın karar vereceği nesneler, yapay zekanın bir hatası ile, ya da Bio Hackerlerin hedefinde iseniz güvende değilsiniz. Teknoloji hayranlığınız, kendi celladınızı kendi paranızla desteklemekten vazgeçin. Ajanlar evinizde, iş yerinizde cirit atıyor. Yediğiniz ekmek, içtiğiniz su, teneffüs ettiğiniz hava ve üzerinde yürüdüğünüz toprağı zehirlediler. Uyanın artık, Yavaş yavaş öldürülüyorsunuz. Soyunuz kurutuluyor. 8 Milyarı bulan insan nüfusunu 500 Milyona indirmek isteyen birileri var. Savaşlar, darbeler, Terör, Mafia büyük ölçüde onların kontrolünde. Onları bu gün her yerde görebiliyoruz. Gazze trajedisi birilerinin gözlerindeki perdeyi kaldırdı, ama birileri hala Chabat’ı, bu Pedefolik, Satanist, Siyonist çeteleri ve onların içimizdeki dostlarını, işbirlikçilerini görmezden geliyor. Yeni bir dünya savaşına doğru sanki sürükleniyoruz. Deccal geldi habersiz miyiz? Yarın Mehdi-Mesih fitnesi çıkarsa, aynı ülkenin çocukları birbirini kesebilir. Aklımızı başımıza toplayalım. Ülkemizin namuslu, ahlaklı, dürüst, akıllı, cesur insanları birleşin. Aslında bu çağrı herkese olmalı. Dünyanın ahlaklı, akıllı ve cesur insanları birleşin. Yarın çok geç olabilir. </font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Selam ve dua ile.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box"><strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">NOT:</strong></font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box"><strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder"><img alt="" src="https://www.gazetedogu.com/images/files/2026/02/699c882b50168.jpg" style="width: 635px; height: 835px;" /></strong></font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>The Economist'in Sözkonusu kapağı</strong>. <strong>CoVID! Ve mRNA</strong> aşısından sonraki silahları <strong>Wifi modem</strong>ler ve <strong>5G+. RF</strong> ve <strong>Lazer</strong> silahları ile <strong>Humanoid askerler</strong>in cepheye sürüleceği <strong>siber savaş</strong> başlıyor.. <strong>Dijital Virüs! Bio Hackerler, Subliminal mesajlar, yapay zeka, IoT, Trans Humanizm, İklim komplosu, Chentrails ve NeuraLink</strong> üzerinden “<strong>Beyin Kontrolü</strong>”! “<strong>Islah edicileriz</strong>” diye gelip, <strong>bozgunculuk yapıyorlar..</strong></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/ulkeler-siber-isgal-e-acik-hale-mi-getirildi/1622/</link>
<pubDate>Mon, 23 Feb 2026 20:00:08 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ve Ramazan geldi!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ramazan ayı ve Kadir Gecesi, Kur’an-ı Kerim de doğrudan belirtilen en önemli ibadet ve manevi zaman dilimlerindendir. İşte ilgili başlıca ayetler (genellikle Diyanet İşleri Başkanlığı mealine yakın, yaygın kabul gören meallerle) Ramazan Ayı ile İlgili Ayetler en temel ve detaylı açıklama <strong>(Bakara 183-185) “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç farz kılındı ki korunup sakınasınız (takva sahibi olasınız)”.</strong><br />
<br />
<strong>“(Oruç) sayılı günlerde tutulur. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan kimse, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksulu doyuracak kadar fidye verir. Kim gönülden iyilik yaparsa (fidye olarak daha fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”</strong><br />
<br />
<strong>“Ramazan Ay’ı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Sizden kim bu aya ulaşırsa orucunu tutsun. Kim hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiği için Allah’ı yüceltmeniz ve umulur ki şükredersiniz diye (böyle hükmetmiştir)”</strong>.<br />
<br />
Kadir gecesi ile ilgili ayetlere gelince, (Kadir 5)’de anlatılır: <strong>“Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen ne bileceksin! Kadir gecesi (içinde kadir gecesi bulunmayan) bin aydan daha hayırlıdır. O gecede melekler ve Ruh (Cebrail), Rablerinin izniyle her iş için iner de iner. O gece, tan yeri ağarıncaya kadar esenlik (selam) doludur”.</strong> Ayrıca (Duhân 3)’de de <strong>“Biz onu (Kur’an’ı) mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz uyarıcıyız”.</strong> Bu ayetlerde Kadir Gecesi’nin üstünlüğü (bin aydan hayırlı oluşu), Kur’an’ın indirilişi ve meleklerin inişi vurgulanır. Genellikle Ramazan’ın son on gününde (özellikle 27. gecede) aranması tavsiye edilir, çünkü (Bakara 185) ile bağlantılı olarak Kur’an’ın Ramazan da indirildiği belirtilir. Ramazan’ın ve Kadir gecesinin ruhaniyeti bizi kuşatsın, çokça tövbe istiğfar edelim de aklımız başımıza gelsin bu vesile ile bu ay ve geceler bizi mübarek kılsın.<br />
<br />
Bunun için kendi hatalarımızı, günahlarımızı hatırlayalım ve tövbe istiğfar edelim, Kul hakkı varsa tazmin edelim ve helalleşelim. Nefs muhasebesi yaparken, hem asıl kitabı okuyalım, eş zamanlı olarak, hemen ardından manasını okuyalım. Manasını okurken de yanımızda bir not defteri olsun, not alalım. Bazı ayetlerin esbab-ı nüzulü’ne bakmak gerekebilir. Bazı ayetlerin tefsirine bakmak gerekebilir. Yoksa sadece namaz kılmak ve tesbihle bu iş olmaz. Aslında Akaid’den başlamak gerek. İbadetten önce ahlaktan başlamak gerek. Ahlaksızın ibadeti, münafıklık işareti olabilir.<br />
<br />
Bu ay gelmeden küsler barışmalı. Akrabalar sıla-i rahim yapmalı. Yoksullar, yetimler, dullar, yurtlarından çıkartılanlar, yolda kalanlar, miskinler ziyaret edilmeli. Hastalar ve hapse düşenler. Sadece iyiler değil, kötüler de ziyaret edilmeli, beşerî temas sağlanmalı, güzel söz ve hikmetle insanlar Hakka çağırılmalı.<br />
<br />
Ramazan zekât ayıdır. Ramazan fitresi ve fidyesi var. Fitre bu sene 2026 yılı için Türkiye de fitre miktarı, DİB Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından 240 TL olarak belirlenmiştir. Tutulamayan her oruç günü için de aynı miktar (240 TL) fidye olarak verilir. Örneğin, 30 günlük fidye toplamı 7.200 TL olur. Esasen <strong>fitrenin mevcut sosyo-ekonomik şartlar ve bir kişinin günlük gıda ihtiyacı dikkate alınarak belirlenmesi gerekir.</strong> Bir ailenin aylık mutfak gideri 30’a bölündüğünde çıkan sonuç aile fertleri başına bölündükten sonra çıkan sonuç en doğru sonuçtur. Yani Fitre bir kişinin bir günlük gıda ihtiyacı kadardır. Bunun anlamı şu, Ramazan ayı içinde, potansiyel olarak 1,5 milyar kişi, kişi başına ortalama 250 lira sadaka verecek. Toplamda bu servet transferinin toplam değeri. 375 Milyar liradır. Tutulmayan oruç için her gün bir fitre bedeli kadar da Fidye ödenir. Fitre vermeyen yoksullar ve dini açıdan bu emri dikkate almayanların sebep olduğu boşluğu bu dolduracaktır. Tabi, yüksek gelir grubundakiler daha yüksek bir bedel ödeyecekler.<br />
<br />
Yine Ramazan ayı hem zekât hem hayır ayıdır. Zekât, Servetten %2,5 (40’ta 1), Tarım ve Denizde yapılan Çiftlik balıkçılığında %10, Madencilik ve doğrudan denizde yapılacak balık avında elde edilen hasılatın %20si Zekât olarak verilecektir. Tabi tarım ve hayvancılıkta, sulu-susuz tarım, elde edilen tarım ürünü ve üretilen hayvanlarda, yıllık %10’u öşür olarak alınacak ve bu para yoksullara, ihtiyaç sahiplerine harcanacaktır. Bunun Global anlamda ederini düşünebiliyor musunuz?<br />
<br />
Müslümanlar bunu gider olarak görmezler. Bu aslında Müslümanlar açısından bir borcun edasıdır ve Allah (cc) bu zekât ve sadakaların, fitrenin karşılığını bu dünyada ve ahiret de kat kat fazlası ile geri verecektir. Malı ve serveti bereketlendirecek, insanları kaza ve beladan muhafaza edecektir.<br />
<br />
Kitap birçok ayette<strong> “Namaz”</strong> ve Zekâtı birlik anar. Buna örnek olarak birkaç ayet meali veriyorum:</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><u>(Enfal 3)</u><strong> “Onlar ki namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar”.</strong><br />
<u>(Maide 55)</u><strong> “Sizin dostunuz ancak Allah, Resulü ve iman edenlerdir; onlar ki namazı kılarlar, zekâtı verirler ve rükû edenlerdir”.</strong><br />
<u>(Nisa 77)</u><strong> “...Namazı kılın, zekâtı verin...”.</strong><br />
<u>(Maide 12)</u><strong> “Andolsun, Allah İsrailoğulları’ndan söz almıştı: “...Namazı kılın, zekâtı verin, peygamberlere iman edin ve onları destekleyin...”.</strong><br />
<u>(Bakara 43)</u><strong> “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin”.</strong><br />
<u>(Bakara 110)</u><strong> “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz (yaparsanız), onu Allah katında bulursunuz...</strong><br />
<u>(Bakara 277)</u><strong> “İman edip Salih amel işleyenler, namazı dosdoğru kılanlar ve zekâtı verenler var ya, onların mükâfatı Rableri katındadır...”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu ayetler, namazın yalnız başına değil, genellikle zekât, sabır, infak, huşû, salih amel gibi diğer farz ve güzelliklerle birlikte emredildiğini gösterir. Namaz, İslam’ın direği olarak hem bireysel hem toplumsal bir ibadet olarak vurgulanır.<br />
<br />
Bu büyük kaynak maalesef olması gerektiği gibi tam olarak doğru kullanılmıyor. Çünkü bir zekât muhasebesi yok. Artı bu iş muhasebeleştirilirken, aslında dini vergi olarak, yoksula verildiğinden matrahtan düşülebilmesi gerekir. Bakalım Maliye Bakanlığına da bir Hafız bakan geldi, belki o bu konunun ciddiyetinin farkına varır. İşin ironik yanı ne biliyor musunuz, Hafız maliye bakanı Faiz/Riba kararnamesini nasıl imzalayacak. Sanki bakan <strong>“hafız”</strong> olmayınca bu konuda yaptıkları meşru olur mu? Yeni Adalet bakanı<strong> “Hafız”</strong> değil, Yasa dışı sanal kumarla mücadele edeceğini söylüyor. Sorun o pis işe kural koymak ve vergi almak mı? Yapılan iş kötü ise kuralı biz koyunca, usul ve çerçevesini biz tanımlayınca iş meşru mu oluyor? Yasal Kumar da suç ve günah, piyangosu, Spor toto da da öyle olmalı değil mi? <strong>“Nimet abla”</strong> yapınca haram olan şey, politikacı tarafından yapılınca <strong>“Helal” </strong>mı oluyor? Helal Kumar, helal kumar, helal şampanya! Anya, manya, kumpanya! İşte bizim asıl dilemmamız bu! </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/ve-ramazan-geldi/1621/</link>
<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 21:58:01 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>2026 yılı enflasyon beklentileri</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2026’nın ilk Enflasyon Raporu’nu açıkladı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılının ilk Enflasyon Raporu’nda yıl sonu enflasyon beklentilerini yukarı yönlü yeniledi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Özellikle gıda fiyatlarındaki hareketlilik, hizmet enflasyonu ve ithalat maliyetlerindeki artışı gerekçe göstererek daha önce yüzde 13–19 olarak açıkladığı tahmin aralığını yüzde 15–21 seviyesine yükseltti.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Buna karşın TCMB, yıl sonu için belirlediği yüzde16 ara hedefini de korudu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bununla beraber, dezenflasyon sürecine bağlı olarak, 2027 sonunda enflasyonun yüzde 6 ile yüzde 12 aralığına gerileyeceği ve ara hedef ise yüzde 9 olarak teyit edildi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2028 yılı için ise ara hedef yüzde 8 olarak belirlendi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>ENFLASYONDA PİYASA BEKLENTİLERİ</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ancak Orta Vadeli Program’da da yer alan yüzde 16’lık resmi hedef ve TCMB’nin yıl sonu için belirlediği yüzde 16 ara hedefini rağmen, Şubat 2026 Merkez Bankası Piyasa Katılımcıları Anketi’nde enflasyon beklentisi yüksek çıktı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şubat 2026 Merkez Bankası Piyasa Katılımcıları Anketi’nde enflasyon beklentisi yüzde 24,1’e çıkması, enflasyonda hedef ve gerçekleşecek olası sapmayı işaret etmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>DEZENFLASYON SÜRECİ İÇİN BEKLENTİLER ÇOK ÖNEMLİ</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dezenflasyon sürecinin devam etmesi ve hedeflenen enflasyon rakamlarına ulaşılması için para politikasının yanı sıra maliye politikası ve arz yönlü adımların da dezenflasyon sürecini desteklemesi önemli hale geldi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bununla beraber, dezenflasyon sürecinin sorunsuz sürdürülmesi için özellikle beklentilerin de olumlu anlamda değişmesi önemli.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çünkü biliyoruz ki, enflasyon sadece maliyet, talep, maliyet, kur ve para politikası ile ilgili değil, ekonomideki tüm aktörlerin geleceğe dair beklentilerine de bağlıdır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu nedenle, dezenflasyon programında beklentilerin yönetilmesi enflasyonu düşürmek için kullanılan para ve maliye politikası araçları kadar önem taşımaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hanehalkının ve firmaların merkez bankasına olan inancı ve merkez bankasının enflasyonu düşüreceği konusundaki verdiği güven, enflasyonun düşürülmesi ya da dezenflasyon sürecinin başarılı olması için ciddi derecede önemli hale geldi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın beklentileri yönetmesi bu yüzden kritiktir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Erdal Tanas Karagöl</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/erdal-tanas-karagol/2026-yili-enflasyon-beklentileri/1620/</link>
<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 15:36:42 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Çin, Hindistan, Rusya</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çoğu kimse pek farkında olmasa da,<strong> Çin yeni bir oyun kuruyor.</strong> ABD, İngiltere ve İsrail de farklı bir oyun peşinde. Böyle giderse, <strong>Hindistan’ın hızla zenginleştirileceği</strong> anlaşılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çin, Amerikan tahvillerini ve dolarını satarak Afrika’nın sahil şeridinde limanlar inşa ederken, maden alanlarına yerleşiyor. Afrika’da toprak alıyor, maden işletme ruhsatları alıyor, yerel aşiretlerle yakın ve sıcak ilişki kurmaya çalışıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çin’deki Amerikan, İngiliz ve İsrail şirketleri ile Hindistan’a taşınıyor sessiz ve derinden. Hindistan’da da emek ucuz, hem üretim, hem tüketim için ciddi bir altyapı ve pazar var. Hindistan’da toprak Çine göre yetersiz olsa da hemen karşıda bir kıta büyüklüğünde tek bir ülke var: Avusturalya. Daha önce olduğu gibi Hindistanlı işçiler, Avusturalya’daki maden sahalarında ucuz iş gücü olarak değerlendirilebilir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ABD aslında sessizden ve derinden Çin’i kuşatmaya çalışıyor. Çin’in güneyinde, yumuşak karnı, Nükleer teknolojiye sahip bir ülke var: Hindistan. Çin'in doğusunda Japonya ve Çin var, ABD var zaten. Batısında Türk dünyası var.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Onu AB’ye entegre çalışmalarında şimdiden önemli bir mesafe katledildi. Kuzeyde Rusya var ama, Rusya’nın güneyinde, yumuşak karnını gıdıklayabilecek batıya yakınlaştırılan, İsrail’in Hazara ve Karay politikası ile genişleme kadrajına giren bir Türk dünyası var.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hindistan zaten <strong>Commenwaldh</strong> ülkesi. Çin bu kuşatmayı kırmak için nefes alacak daha geniş bölgelere koridor açması gerek. Açılacak koridor belli, Türkiye, İran, Hint okyanusu üzerinden Afrika’ya ulaşmak. Hindistan ise bu bölgede ABD, AB, İsrail’le yakınlık kurarak, Akdeniz’e, Hint okyanusu üzerinden Basra körfezi ve Kızıldeniz’den Akdeniz’e ulaşması gerek.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hindistan artık İsrail’de, Kıbrıs Rum kesiminde ve Yunanistan ile bağlantılı olarak Ege denizinde.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ABD, İngiltere ve İsrail’in Hindistan’la ilişkisi çok eskilere dayanıyor. Yeni Delhi G20 zirvesi aslında bu anlamda önemli idi. WEF / World Economic Forum, yani Davos Forumu Hindistan’da etkin. Şimdi Hindistan’da beklenen kontrollü bir Demokratikleşme.. Burada asıl sorun, Hint Müslümanları. Onlar için Türkiye’deki Gülen cemaatine benzer ılımlı islam, dinler arası diyaloğa açık yeni bir İslamizasyon hareketi başlatmak, FG/BÇG dengesine benzer, “ılımlı İslam’a havuç, radikal İslam’a sopa” göstermek. Radikal İslam ile terörizme karşı, <strong>“Yeni Hint Demokrasisini</strong>'' koruma görünümlü bir istihbarat ve operasyon merkezi oluşturmak.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hindistan’da Laiklik komedisinin olmayacağını biliyorlar, onun için Laiklik tartışmalarını Hindistan’da görmeyeceğiz. Ama ABD birliği gibi, farklı dini, mezhebi, ideolojik, politik toplulukları, “Yeniden Büyük Hindistan” sloganı etrafında bir araya getirmek. Mondi bu rolü üslenmeye hazır. Mesela Hindistan İran operasyonunda ABD ve İsrail’in yanında yer alacak. Hint okyanusundaki <strong>Dieo Garcia’daki </strong>Amerikan deniz üssü zaten İran operasyonu için şimdiden hazır hale getirildi. Hindistan’ı yarın Belücistan operasyonunda önde bir ülke olarak görebiliriz. Yani, Hindistan sadece İran ve İran Belücistan’ı konusunda ABD’nin yanında durmayacak, Pakistan ve Afganistan Belücistanı’nın birleşmesi içinde Pakistan ve Afganistan’a karşı operasyonlarda da ABD ve İsrail’le birlikte hareket edecek.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hindistan’daki bu hareketlilik sadece Çin, Türkiye ve İslam ülkelerini değil Rusya’yı da rahatsız ediyor. Rusya Çin’in daha fazla büyümesini istemez. Hatta biraz küçülmesi Rusya’nın işine gelir. Onun için Rusya bu senaryoda, Hindistan’a karşı açıkça Çin’in yanında durmak istemiyor. Zaten kapalı kapılar arkasında Hindistan’la Rusya arasında bir dirsek teması var.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu konuda <strong>BRICS’in</strong> kuruluşu, süreç aslında bir çok açıdan önemli ipuçları veriyor. Bu ipuçları umuttan çok korku temelli. <strong>BRICS’in</strong> ilk 5 üyesi kurucu babalardan oluşuyor: Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika.. Diğerleri: Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya. Bu 11 ülke, dünya nüfusunun yaklaşık %43-45'ini, küresel GSYİH'nın %35-40'ını (bazı tahminlerde daha yüksek) ve petrol üretiminin önemli bir kısmını, %45 civarında temsil ediyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yeni Delhi 18. G20 liderler Zirvesi, Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de 9-10 Eylül 2023 tarihlerinde gerçekleştirildi. Zirvenin sloganı: <strong>"Tek Dünya, Tek Aile, Tek Gelecek"</strong>. Türkiye’nin de imzaladığı nihai bildiri 51 sayfa idi ama, mesela Türkiye’de tek sayfada 10 başlık altına açıklandı. Bu tarih çok önemli idi. Yeni dünya düzeninin inşası için yapılan ön toplantılarda, Çin ve Rusya masada olmak istiyordu. Yani BM Güvenlik konseyi daimi ülkeleri olarak böyle olacağını düşünüyorlardı. Ama Global sistem <strong>ABD</strong> ve<strong> İngiltere’nin</strong> dışında masada kimseyi istemiyordu.<strong> Çin, Rusya, Hindistan</strong> gibi ülkeler, BRICS formülü ile torbada tutulacak, onlar bu şekilde sisteme eklemleneceklerdi. Bu şekilde bütün dünya kontrol altına alınmış olacaktı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hatırlarsanız Brezilya başkanlığı döneminde (Rio Zirvesi, Temmuz 2025) Global sistemin dayattığı gündemler<strong> BRICS’in</strong> de gündemindeydi. iklim finansmanı, yapay zeka yönetimi ve sağlık işbirliği gibi konular öne çıktı. Daha sonra Hindistan, 1 Ocak 2026'dan itibaren başkanlığı devraldı ve odak noktaları terörle mücadele, enerji güvenliği, yükselen teknolojiler, AI, dijital işbirliği ve sürdürülebilirlik gibi global sistemin dayattığı gündemeler tartışıldı... Bugüne geldiğimizde, Şubat 2026'da Yeni Delhi'de, Zirve öncesi ülke liderleri adına, özel temsilcilerin katılımı ile <strong>BRICS Sherpa</strong> toplantısı yapıldı; Hindistan'ın 2026 gündemi tartışıldı. Hindistan Çin’e karşı denge unsuru olmak üzere ABD ve İsrail, İngiltere üçgeninde yer aldı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">BRICS’de eski heyecan olmasa da Ocak 2026'da Çin, Rusya ve İran, Güney Afrika açıklarında BRICS+ ortak deniz tatbikatı yaptı. Bu arada BRICS içi ticarette yerel para birimleri kullanımı %60-67'ye ulaştı. Grup içinde yeni dijital ödeme sistemleri <strong>“BRICS Pay”</strong> ve <strong>"The Unit" </strong>gibi dijital para girişimleri konuşuluyor, ancak bu süreç, öte yandan ABD’nin global Kripto para sistemi için politik bir zemin, açık bir kapı da bırakıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu arada <strong>BRICS’e</strong> Ortak ülkeler (partner status) 2025'te Belarus , Bolivya, Küba, Kazakistan, Malezya, Nijerya, Tayland, Uganda, Özbekistan, Vietnam gibi 10+ ülke "partner" statüsü kazanırken, Türkiye de bu grupta, 2024 Kazan Zirvesi sonrası resmi ortak üye oldu. Türkiye <strong>BRICS’in </strong>2026 başı itibarıyla hâlâ tam üye değil.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">BRICS, Türkiye'ye NATO üyeliği nedeniyle jeopolitik hassasiyetler ve iç konsensüs eksikliği yüzünden tam üyelik yerine partner ülke (partner country) statüsü teklif ediyor. Ankara’da partner statüsünü bir geçiş aşaması olarak görenler de var. Zaten Ankara’nın genel yaklaşımı dış politikada her tezgahta bezi olsun istiyor. ve tam üyelik ısrarını sürdürüyor. 2026’de de Ankara, tam üyelik hedefini terk etmedi. Çin'deki Türk büyükelçi, 2026 Şubat başında <strong>"BRICS üyesi</strong> <strong>olmak istiyoruz, yükselen ekonomilerle yakınlaşma stratejik açıdan bizim için önemli"</strong> açıklaması yapmıştı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu arada Hindistan'ın 2026 BRICS başkanlığında Yeni Delhi zirvesi hazırlıkları sürüyor. Çin, Rusya, Hindistan, İran bir arada olduğu bir yapıdan söz ediyoruz. Bu arada Ankara’dan romantik yorumlar da geliyor Global sistem ve BRICS etkileşimi ile ilgili. Ankara’da kimilerine göre “BRICS'i Batı'ya alternatif değil, tamamlayıcı bir girişim”. Ankara’da bunu çok kutuplu dünyada stratejik özerklik aracı olarak görenler de var.. Bu arada şunu da görmek lazım, BRICS üzerinde <strong>Rotschild’lerin </strong>gölgesi olduğunu unutmamak gerek. Yani Global sistem, kendi rakibini üretiyor olabilir.(!?)</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">BRICS henüz tam olarak efradına cami, ağyarına mani bir yapı değil. Her ülke birlikte <strong>VETO</strong> yetkisine sahip olacaksa, buradan bir karar çıkmaz. Değilse VETO yetkisine sahip olacak ülkeler hangileri?. Çin, Hindistan, Rusya mı, kurucu babalar mı? BRICS henüz yolun başında. Cevabını arayan bir çok soru var. Bugün için hiçbir ülke tek taraflı karar alma veya veto yetkisine sahip değildir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çin, Rusya ve Hindistan’ın merkezinde yer aldığı bu ülkeler, ekonomik işbirliğinden söz etseler de, peki, yarın ABD İran’ı vuracak olursa, Hindistan İran’a karşı kimin yanında yer alacak? Daha söylenecek çok şey var da, bugünlük bu kadar..</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/cin-hindistan-rusya/1619/</link>
<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 15:33:59 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>ORTAK PAYDA</title>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>ORTAK PAYDA                                                                                                     </strong></span></span><br />
 </p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İttihadı milletle mezara dek beşikten,</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Toplu vursa yürekler farkı olmaz çelikten.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Nur saçan güneş gibi kuvvet doğar birlikten.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kenetlenip sımsıkı el ele vermeliyiz.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Cemre düşen gönülden baharı dermeliyiz.</span></span><br />
 </p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Buzdan kılıçlarını çekerken ihtilafın,</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Köprüleri bombalar iması kötü lafın.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yaralara tuz basar öfkesi her tarafın.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Can postunu uhuvvet ufkuna sermeliyiz.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Muhabbet dergahında vuslata ermeliyiz.</span></span><br />
 </p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Nice ibret almalı haset adlı ateşten,</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Akla kelepçe vuran esrarlı keşmekeşten,</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şeytanın yadigârı kan döken o kardeşten.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İçimizde suizan varsa ürpermeliyiz.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Nifak sokan bu sinsi duyguyu yermeliyiz.</span></span><br />
 </p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Sarıyorken kalpleri Hucurat’ın nidası,</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Serapa, kardeşliğin budur ortak paydası.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kem gözlü tefrikanın kime var ki faydası?</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Adavete yılmadan göğüsler germeliyiz.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Zemheri bakışlarda bile yeşermeliyiz.</span></span><br />
 </p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Mengeneye hapsolmuş kolları açmak için,</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Her yüze avuç avuç tebessüm saçmak için,</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Simurg’un kanadında vahdete uçmak için,</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Gece gündüz, beraber çaba göstermeliyiz.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ferdamıza şimdiden muştu göndermeliyiz.</span></span><br />
 </p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Düş kıran yangınlara seller gibi coşalım.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İmdat çığlıklarına karlı dağlar aşalım.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Omuz omuza verip itimada koşalım.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu amansız hasreti aşkla gidermeliyiz.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Orman gibi kardeşçe yine gövermeliyiz.</span></span></p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"> </p>

<p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yahya ÖZKÖK</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Yahya Özkök</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/yahya-ozkok/ortak-payda/1618/</link>
<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 15:30:26 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yeni Savaşta Güç Artık Çelikte Değil, Kodda</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Geçen hafta şunu konuştuk: Savaş artık cephede değil, sistemlerde kazanılıyor. Kurşun sıkılmadan şehirler karartılabiliyor, bir bomba atmadan ülkeler felç edilebiliyor. Bu tabloyu gördükten sonra ister istemez şu soru geliyor akla: </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Peki biz bu yeni savaşın neresindeyiz?</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye uzun yıllar savunma denince çeliği, tankı, topu konuştu. Bugün ise fark edilmesi gereken sessiz bir gerçek var: Gücün ağırlık merkezi yazılıma kayıyor. Donanım hâlâ önemli ama donanımı anlamlı kılan şey artık kod.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İnsansız hava araçları bunun en somut örneği. Dünyada birçok ülke İHA üretebilir. Ama fark yaratan şey gövde değil; uçuş algoritmaları, hedef tanıma yazılımları, veri aktarım güvenliği ve o sistemlerin birlikte çalışabilmesi. Yani asıl savaş, görünmeyen satırlarda kazanılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye bu alanda sanılandan daha ileride. Özellikle son yıllarda geliştirilen savunma sistemlerinde yerli yazılım oranı ciddi biçimde arttı. Radarlar, komuta-kontrol sistemleri, elektronik harp yazılımları, otonom karar mekanizmaları… Bunlar artık dışarıdan alınan hazır paketler değil; içeride yazılan, içeride geliştirilen sistemler.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ama burada durursak yetmez. Çünkü yeni savaşın en kritik cephesi siber alan. Bugün bir ülkenin sınırı artık sadece haritada çizili değil. Veri merkezleri, haberleşme altyapıları, enerji ağları da sınır sayılıyor. Türkiye bu alanda savunma refleksleri geliştirdi, evet. Ancak saldırı-savunma dengesinde yazılım gücünü sürekli güncellemek zorunda. Çünkü siber savaşta “tamam olduk” denilen an, geri kalınan andır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Olmamız gereken yer neresi?</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye’nin avantajı genç nüfus, teknik zekâ ve pratik çözüm üretme kültürü. Dezavantajı ise yazılımı hâlâ yeterince stratejik bir savunma silahı olarak görmemesi. Kod yazmak hâlâ sivil bir iş gibi algılanıyor. Oysa gelecekte cephede asker kadar, masada yazılımcı da belirleyici olacak.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yeni savaşın askerleri üniforma giymeyebilir. Klavye başında olabilirler. Ama yaptıkları iş, bir tugayın kaderini değiştirebilir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir başka kritik mesele: bağımsızlık. Kullandığınız yazılım size ait değilse, o silah size ait değildir. Güncellemesini başkası yapıyorsa, kontrol sizde değildir. Bu yüzden savunma teknolojilerinde yazılım yerli değilse, sistem güçlü görünse bile kırılgandır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye’nin atması gereken adım çok net:<br />
Savunma sanayisini sadece metal ve mühimmat üzerinden değil, algoritma ve veri güvenliği üzerinden yeniden tanımlamak.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çünkü geleceğin savaşında üstünlük, daha çok silaha sahip olanın değil;<br />
daha akıllı yazılım kullananın olacak.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ve belki de en önemli gerçek şu:<br />
Bu çağda güçlü olmak için bağırmaya gerek yok.<br />
Sessiz çalışan sistemler, en yüksek sesi çıkarıyor.</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Pusulanız bilgi olsun.</span></span><br />
 </p>
]]></content:encoded>
<author>Emre Okumuş</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/emre-okumus/yeni-savasta-guc-artik-celikte-degil-kodda/1617/</link>
<pubDate>Mon, 16 Feb 2026 15:27:49 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>"Epstein Olayı"nın tarihi arka planı</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Lut kavmi</strong>’nden, <strong>Sodom Gomore</strong>’den başlayabiliriz. (<em>Araf 80-84</em>)’de <strong>Hz. Lut</strong>'un kavmine hitabı, onların kadınları bırakıp erkeklere yönelmeleri, "<strong>sizden önce hiç kimsenin yapmadığı fahşa’yı mı yapıyorsunuz?</strong>" uyarısı ve ardından gelen helakı anlatır. <strong>Hud, Şuara, Hicr, Neml, Şuara</strong> surelerinde de bu ayetten söz edilir.. <strong>Hz. Lut</strong>’un adı Kur’an-ı Kerim’de 27 defa geçer. <strong>Sodom </strong>ve<strong> Gomora</strong>, Tevrat'tın “<strong>Yaratılış kitabı</strong>” bölümünde geçer. Günahkâr bir halkın ahlaksızlıkları sebebi ile ilahi cezayla yok edildiği söylenen iki antik şehirden söz edilir. Bu şehirlerin <strong>Lut Gölü</strong> (Ölü Deniz / Dead Sea) civarında olduğunu gösterir. <strong>Lut Gölü, İsrail</strong> ile <strong>Ürdün</strong> arasında yer alır. Ya da o çevrede bir yer.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Hz. Lut, Hz. İbrahim</strong>’in yeğeni, kardeşi <strong>Haran</strong>’ın oğludur. <strong>Hz. İbrahim</strong>’in (a.s.) yaşadığı dönem genellikle M.Ö. 2000 – 1800 arası olarak kabul edilir. <strong>Lut kavmi</strong>nin helakı da bu çerçevede M.Ö. 1900 – 1800 yılları arasında gerçekleştiği tahmin ediliyor. <strong>Epstein</strong>’in ya da LGBT’nin kökleri buraya kadar gider. Ya da Karnavallar, Genelev geleneği o günlerden izler taşır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Lut kavmi</strong>ne benzer bir başka topluluk ta <strong>İtalya</strong>’da, <strong>Pompei</strong>’de, <strong>Vezüv yanardağı</strong>nın patlaması ile MS 79’da yaşandı. Roma İmparatoru <strong>Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus</strong>, (nam-ı diğer <strong>Caligula</strong>) MS 12 – 41 yılları arasında yaşadı.. Bir suikast sonucu öldürüldüğünde 24 veya 29 yaşında idi.. Onun 3 yıl 10 ay süren iktidarı döneminde her türlü ahlaksızlığın yapıldığı çılgınca fuhuş, delice işler, savurganlık, zulüm ve tanrılık iddialarının yaşandığı bir dönemden söz ediyoruz..</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yani yaklaşık 4 yıl (3 yıl 10 ay) hüküm sürdü. Dönemi, başlangıçta halk tarafından sevilse de sonradan nefret edildi, Epstein örneğinde olduğu gibi <strong>Pompeii felaketi </strong>(<strong>Vezüv Yanardağı</strong> patlaması) ise MS 79 yılında meydana geldi. <strong>Caligula</strong>'nın ölümünden yaklaşık 38 yıl sonra gerçekleşti. <strong>Vezüv</strong>’ün patladığı ilk gün yaklaşık 18-20 saat süreyle <strong>Pompeii</strong>'ye 2.8-3 metre pomza ve kül yağdı, çatılar çöktü. İkinci gün sıcak gaz, kül ve kaya karışımı, 700°C'ye varan sıcaklıkta şehre ulaştı. Bu akıntılar 10-20 dakika arası sürdü. Yaklaşık 15 dakika içinde binlerce kişi küller altında kaldı ve boğuldu. 2 gün içinde <strong>Pompeii</strong> 6-7 metre kül ve ponza altında kaldı. 16.000 kişinin bu iki günde hayatını kaybettiği söylenir. Kül tabakası şehri mumyaladı; evler, freskler, günlük eşyalar, hatta ekmekler ve insan kalıntıları (alçı kalıplar) mükemmel şekilde korundu. <strong>Caligula</strong> 3 kız kardeşi ile Ensest ilişkiler yaşıyordu. Kız kardeşi <strong>Drusilla</strong>'yı tanrıca ilan etti. Sarayını resmi bir genelev haline getirdiği, soylu kadınları ve erkekleri 'fuhuş’a zorladığı iddia edilir. Toplu Sapkınlık. Grub seks, eş değiştirmeyi zorunlu hale getirdiği, ziyafetlerde, tiyatroda, arenada alenî cinsel ilişkiler düzenlediği, izleyicilerin önünde kadın-erkek, erkek-erkek ilişkiler yaşattığı. Kraliyet’teki yöneticilerin eşleriyle ilişkiye girip sonra onları kocalarına yasakladığı. Erkek aktörler, fahişeler, kölelerle sınırsız ilişki; bazen sadistçe unsurlar, işkenceyle birleşen cinsellik, eş cinsel evlilikler, hayvanlarla cinsel ilişki meşrulaştırıldı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Epstein'e</strong> giden yolda şu 5 ismi not edin (5’i de Yahudi): <strong>Karl Marx</strong> (5.5.1818-14.3.1883), <strong>Charles Robert</strong> <strong>Darwin</strong> (12.2.1809-19.4.1882), Avusturyalı psikanalist <strong>Sigmund Freud</strong> (6.5.1856-23.9.1939), pozitivizmin kurucusu <strong>August Comte</strong> (19.1.1798-5.9.1857) ve sosyolog <strong>Emile Durkheim</strong> (15.4.1858-15.11.1917). En yaşlıları <strong>Auguste Comte</strong>. Geri kalan hepsi 1800’lü yıllarda doğmuş. Yani 1789 Fransız devriminden sonra.. Şeyhülislam <strong>Mustafa Sabri Efendi</strong> (22.6.1869- 12.3.1954) bunlar hakkında “İnsanlık âleminin akıl, fikir, düşünce, anlayış ve ahlakını bunlar perişan ettiler. Yahudiler bu insanları büyüttüler, insanların gözünde yücelttiler ve neticede bunları küfre öncülük eden kişiler olarak karşımıza çıkardılar” der ve devam eder, “…biliyorum ki bir gün gelecek bunların maskeleri düşecek ve ilim adına işledikleri cinayetler ortaya çıkacaktır. Çünkü hakkın dışında delaletten başka bir şey yoktur.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu fitnenin yakın tarihte köklerini bizdeki Tanzimat ve İttihat Terakki döneminde aramak gerek. <strong>Rıza Nur</strong> hatıratında, Osmanlının son dönemindeki ahlaki zaafiyeti ayrıntıları ile anlatır. Bizimkiler onu daha çok <strong>Mustafa Kemal</strong> üzerinden okumayı tercih ederler. Yani her şey, bir anda <strong>Mustafa Kemal</strong>le başlamadı. <strong>Mustafa Kemal</strong> ve yakın arkadaşları da Osmanlı döneminde yetiştiler. Cumhuriyetten sonra da uyuşturucu, alkol ve fuhuş <strong>Ankara, İstanbul, Bursa, İzmir</strong> gibi şehirlerde almış başını gidiyordu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Marks Kapitalizme karşı eleştirilerde bulunurken, çözümü, Rasyonalist, Determinist ve Pragmatik bir şekilde, din dışı bir anlayışla, Hakikati dışlayarak, Pozitif bir akılla var olan gerçeklik üzerinden bir çözüm öneriyordu. Aslında Kemalistler de ideolojik olmasa da Metodik anlamda Kemalist’tirler. Bizim “<strong>Yeşil Kemalistler</strong>” de aynı zaman bu şekilde “<strong>Metodik Kemalist</strong>”tirler.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Darwin</strong>’e gelince, o Avusturalya’daki Aborjinleri “<strong>insanlaşma aşamasını tamamlamamış maymunlar</strong>” olarak tanımladı. Siyahi topluluklar, Tasmanyalılar, Pigmeler ve dünyanın başka yerlerindeki bazı insan türleri de “insanlaşma aşamasını tamamlamamış maymunlar” tanımına sokularak, bunlar zarar verdiklerinde ya da ihtiyaç duyulduğunda öldürülebilecekleri ya da hayvan gibi kullanılabileceğine ilişkin <strong>Talmud</strong>’daki, bu siyonistlerin söylediklerine ilişkin, aynı sonuca giden sözde bilimsel bir teori sundu. <strong>Epstein, LGBT+ Darvin</strong>’in <strong>Evrim teorisi</strong> ile açtığı kapıdan ilerleyen topluluklardır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Freud</strong> ise 1905'te yayımlanan "<strong>Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme</strong>"si ile yeni bir tartışma başlattı. <strong>Freud</strong>’un felsefesi Ahlak anlayışı dışında, tamamen pozitivist bir anlayıştır. Ona göre cinsellik içgüdüseldir. Çocukların doğuştan cinsel bir davranışa sahib olduğunu savunur. Libidonun beden üzerindeki farklı erojen bölgelerde yoğunlaşması cinselliğin bütün bedende haz enerjisi şeklinde hissedilebileceğini savunur. <strong>Pan seksüel</strong> bir anlayışla, herşeyi cinsellikle ilişkilendirir. Psikanaliz yöntemi ile erişkin yaştaki davranışların bebeklik/çocukluk evresindeki gelişimle ilişkilendirir. <strong>Freud Oedipus </strong>ve <strong>Elektra konpleksi</strong>ni <strong>Ensest</strong> ilişkiyle temellendirir. Onun için <strong>Freud </strong>için <strong>Oedipus</strong> kompleksi, çocuğun ensest arzusu ile kastrasyon korkusu arasındaki çatışmadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Auguste Comte</strong> ve <strong>Émile Durkheim</strong>, modern sosyolojinin kurucuları olarak kabul edilir. Her ikisi de pozitivist yaklaşıma dayanır; yani toplumu bilimsel yöntemlerle, gözlem ve deneyle incelemeyi savunur. Ancak <strong>Comte</strong> sosyolojiyi bir felsefi sistem olarak kurarken, <strong>Durkheim</strong> onu daha ampirik ve bağımsız bir bilim dalı haline getirmiştir. <strong>Comte</strong> Sosyolojiyi bilimler hiyerarşisinin zirvesi olarak görür. Matematik, astronomi, fizik, kimya, biyoloji, sosyoloji hepsi bir arada insan ve toplum ilişkilerini anlamak için zorunludur. <strong>Comte</strong> daha sonra Sosyolojiyi Tanrıya ihtiyaç duymayan “<strong>İnsanlık Dini</strong>” (Religion of Humanity) olarak tanımlar. ve Pozitivizmi seküler bir din haline getirir, “insan”ı tanrılaştırır. Bugünkü <strong>Noah Harari “İnsan Tanrı olacak”</strong> derken referansı bellidir. <strong>Moiz Kohen Kemalizm</strong>i de, Allaha ve peygambere gerek duymayan seküler bir dindir bu anlamda. “<strong>Türkün dini Kemalizmdir</strong>” fikri buradan geliyor. Bu görüşe göre insan da evrilir, toplum da. Fransız devrimi sonrası kaosu önlemek için o dönemde çıkış yolu arayanlar, bu fikirlerle sürece müdahil oldular.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Durkhaim</strong>’e göre bu yeni din toplumu birleştiren kolektif bilinç ve kutsal kavramıdır. Bu din seküler bir din anlayışıdır. Ona göre <strong>Tanrı aslında toplumun kendisidir</strong>. Din de ahlak da norm koyar. İnsan ve toplum bu normları kendi belirleyebilir. Bu anlamda <strong>Comte </strong>sosyolojiyi icat etti ve <strong>pozitivizmi bir felsefe/din haline</strong> getirdi. <strong>Durkheim </strong>ise sosyolojiyi bilim yaptı!?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">1900’lere geldiğimizde <strong>Carl Gustav Jung</strong> (1875–1961) bu günkü anlama yakın bir anlayışla, din, ahlak, gelenekten bağımsız bir şekilde, <strong>Ferd, Şahıs, kişi</strong> yerine bir “<strong>BİREY</strong>” tanımı yaptı ve kişinin kendini gerçekleştirme süreci ile cinselliği ilişkilendirdi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">"<strong>LGBT</strong>" fikri (yani lezbiyen, gey, biseksüel ve trans bireyleri kapsayan bu çatı kavram ve kısaltma) modern anlamda 1990'larda ortaya çıktı. LGB kısaltması 1980'lerin ortası-sonunda "gay" yerine kullanılmaya başladı. Bu süreçte Modern kimlik kavramı, yani "<strong>eşcinsel olmak bir kimliktir</strong>" fikri 19. YY sonunda doğar. Aslında 1869: "<strong>Homoseksüel</strong>" terimi ilk kez Macar gazeteci/aktivista <strong>Karl-Maria Kertbeny</strong> tarafından kullanılır. 19 YY sonu, 20. YY başı <strong>Seksoloji Havelock Ellis, Krafft-Ebing</strong> ile "<strong>cinsel yönelim</strong>" tıbbi bir kategori olur. Artık cinsiyet değişikliği konusuna bu şekilde bir kapı açılmış oldu. Bu arada <strong>@mgultekin11 </strong>bu konuda çok değerli bir makale yayınladı. 1935’lerden başlayarak bu güne kadar getiren bu makaleye <a>https://x.com/mgultekin11/<wbr />status/2018658340352467127?s=<wbr />20</a> adresinden ulaşabilirsiniz. </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Burada kilit isim <strong>Alfred Kinsey</strong>’dir. <strong>Kinsey</strong> (2021’de 86 yaşında öldü)’in mimarı olduğu “<strong>cinsel devrim</strong>” batıda, ABD’de <strong>Seks fuarları, Seks Show’lar, Seks Shop</strong>’ları, <strong>filimler, tiyatro, müzikaller, Dergiler ve diğer yayınlar</strong>a sebeb oldu. İş <strong>Karnavallar</strong>a, “<strong>Onur yürüyüşleri</strong>”ne, <strong>Satanist seks törenler</strong>de insan kurban etmeye kadar uzandı. Mesela ülkemizde Marina Abramović, <strong>Akbank</strong>'ın desteğiyle, <strong>Sakıp Sabancı Müzesi</strong> ile <strong>Marina Abramović Institute</strong> işbirliğiyle 31.1.2020’dee düzenlenen "<strong>Akış / Flux</strong>" adlı sergi kapsamında İstanbul'a gelmişti. Türkiye'ye gelen <strong>Jacop Rothschild </strong>ve<strong> Marina Abramoviç</strong> ile birlikte <strong>Sir Thomas Lawrence</strong>'ın "<strong>Şeytan Lejyonlarını Çağırıyor</strong>" (1797) adlı eseri önünde adeta Şeytani bir meydan okuma gerçekleştirdi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>M. Gültekin</strong>’in söz konusu makalesinden kısa bir özet sunmak istiyorum: “<strong>Kinsey</strong>”in “bilimsel”(!?) çalışmalarının üstüne kurulmuş devasa bir endüstri vardır. Bu endüstri, “bilim”, “siyaset”, “hukuk” ve “ekonomi” tarafından korunmaktadır. Nitekim <strong>Time</strong> dergisi Ağustos 1953’te <strong>Kinsey</strong>’i kapağına taşımış, <strong>Hollywood</strong> ise ona olan şükran borcunu başrolünü <strong>Liam Neeson</strong>’un oynadığı “<strong>Kinsey</strong>” filmiyle ödemiştir.” (…) 1948’de yazılmış olan “<strong>İnsan Erkeğinde Cinsel Davranış</strong>”, diğeri de, <strong>Epstein</strong>’in doğduğu yılda, 1953’te yayınlanmış olan “<strong>İnsan Dişisinde Cinsel Davranış</strong>” isimli kitaplardır. Her iki araştırma da günümüz dünyasının “<strong>cinsiyet ve “cinsellik</strong>” anlayışını radikal bir şekilde değiştirmiştir. Değiştirdiği ilk şey ABD’deki “hukuk” sistemidir. Bununla birlikte “<strong>playboy endüstrisi</strong>” olarak tanımlayabileceğimiz güçlü bir endüstrinin temelleri de bu araştırma raporlarına dayanarak atılacaktır.” (…) Amerikan ceza sistemi <strong>Kinsey raporları</strong> temel alınarak 1962’de değiştirilmiştir. <strong>Dr. Linda Jeffrey</strong> şöyle yazar: “<strong>Amerikan Hukuk Enstitüsü</strong>’nün (ALI) yasama organlarına ve avukatlara önerdiği ceza hukuku reformları, 1960-1980 yılları arasında büyük ölçüde benimsendi ve <strong>Kinsey</strong>'in anormal cinsel davranışlarının Amerikan çocuklarına cinsel eğitim yoluyla öğretilmesine izin verdi.” Friedman 1962’de tamamlanan yeni ceza sisteminin <strong>Rockefeller</strong>’in parasıyla gerçekleştirildiğini ama Vakfın sadece para vermediğini Amerikan ceza sistemi değişikliğini “<strong>denetlediğini</strong>” ve “<strong>yönettiğini</strong>” belirtir. <strong>Dr. Reisman</strong> bu endüstrinin pedofilinin “legal” ve “popüler” kaynağını oluşturduğunu düşünür. NAMBLA, BM’de danışmanlık statüsü bulunan ILGA isimli çatı kuruluşun bir üyesi olur. ILGA’nın statüsü 1993’e kadar devam eder. Bünyesinde “<strong>pedofilik</strong>” kuruluşları bulundurduğu için üyeliği askıya alınır. ILGA 2002 ve 2006 yıllarında tekrar BM’ye başvurur. Peşinden başka STK’lar da kurulur. 2006 yılında ise çocuklarla ilişkiyi savunan ilk siyasal parti <strong>Hollanda</strong>’da PNVD ismiyle kurulur. 1947 yılında <strong>Indiana Üniversitesi’ne bağlı Kinsey Enstitüsü </strong>kurulmuştur. Enstitünün şimdiki başkanı <strong>Justin Garcia</strong>’dır. <strong>Indiana Public Media</strong>’nın yayınladığı haberde <strong>Garcia’nın Epstein’le iletişim içinde olduğu </strong>son açıklanan <strong>Epstein belgeleri</strong>nde ortaya çıktı. Bugün gelinen son noktayı söyleyeyim mi? <strong>Arnavutluk'</strong>taki “<strong>Sazan adası / Şeytan adası</strong>” <strong>Kushner'in şeytani projesi</strong> olarak “hizmet” vermeye hazır. <strong>Epstein adası</strong>nın bir benzeri olan ada uyuşturucu, fuhuş, organ kaçakçılığı ve %100 mafya kontrolünde. Ve bu ada <strong>Epstein adası</strong>nın yerini alacak gibi gözüküyor. Uyuşturucu konusunda <strong>Kolombiy</strong>a'yı bile gölgede bırakacak gibi görülüyor. Ada, <strong>Arab, Türk, Fars, Rus</strong> ve <strong>Avrupalı</strong> müşterilerini bekliyor. Bazı Arab Şeyhlerinin bu projeye işin başında ciddi destek verdikleri söyleniyor. Yarın aynısını ya da bir benzerini <strong>Gazze</strong>’de ve <strong>Tur-u Sina</strong> eteklerindeki <strong>Şarm el Şeyh</strong>te yapmak isteyeceklerinden kuşku olmasa gerek. “<strong>Müslüman müşteriler</strong>” için <strong>Arnavutluk'</strong>ta kurulan, Vatikan benzeri “<strong>Bektaşi kutsal devleti</strong>” belki helal sertifikası bile verebilir! </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/epstein-olayi-nin-tarihi-arka-plani/1616/</link>
<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 12:22:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Yeni Savaş: Kurşun Atılmadan Kazanılan Cephe</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Haberleri açıyoruz, haritalara bakıyoruz, sürekli “gerilim tırmanıyor” cümlelerini duyuyoruz. Çoğumuzun zihninde savaş hâlâ tankların ilerlediği, uçakların bombaladığı, askerlerin cephede çatıştığı bir tablo. Oysa dünya çoktan başka bir savaşa geçti. Gürültüsü az, etkisi büyük, izi derin bir savaş bu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugünün savaşları artık sadece cephede kazanılmıyor. Klavyede, sunucularda, uydularda, algoritmalarda kazanılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir ülkenin elektrik şebekesi uzaktan çökertilebiliyor. Banka sistemleri kilitlenebiliyor. Hava savunma sistemleri kör edilebiliyor. Tek bir füze atmadan milyonlarca insanın hayatı felç edilebiliyor. Ve çoğu zaman kim yaptı, nasıl yaptı, nereden yaptı bilinmiyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">En bilinen ama en az anlaşılan alanlardan biri insansız sistemler. İnsansız hava araçları, kara robotları, deniz dronları artık sadece keşif yapmıyor. Hedef seçiyor, takip ediyor, vuruyor. Üstelik bunu yapan bir pilot değil, bir yazılım olabiliyor. Yani karar mekanizması giderek insandan makineye kayıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu noktada insanın içini ürperten soru şudur:<br />
Bir makine kimin yaşayıp kimin öleceğine karar verebilir mi?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bazı ülkeler bu teknolojinin etik sınırlarını tartışıyor. Bazıları ise tartışmayı beklemeden geliştiriyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir diğer cephe siber savaş. Artık orduların yanında “siber birlikler” var. Bu birliklerin silahı klavye. Ama etkisi bombadan küçük değil. Hastanelerin sistemleri çökertilebiliyor. Ulaşım ağları kilitlenebiliyor. Devlet arşivleri sızdırılabiliyor. İnsanlar farkında bile olmadan bir savaşın ortasında yaşayabiliyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir de görünmeyen ama en tehlikeli alan var: bilgi savaşı. Sosyal medyada yayılan sahte görüntüler, kurgulanmış videolar, yapay zekâ ile üretilmiş lider konuşmaları… Amaç kafa karıştırmak, toplumu bölmek, güvensizlik oluşturmak. Mermi yok, kan yok ama sonuç çok ağır: Kaos.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Peki filmlerde gördüğümüz bazı teknolojiler efsane mi?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Görünmez uçaklar, hipersonik füzeler, lazer silahları, elektromanyetik silahlar… Bunların büyük kısmı artık bilim kurgu değil. Bazıları prototip aşamasında, bazıları sınırlı kullanımda, bazıları ise gizli tutuluyor. Yani bildiğimizden fazlası var, ama tamamını bilmiyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Gelecekte ne olabilir?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Asker taşımayan ordular.<br />
Tamamen otonom savaş sistemleri.<br />
Uzayda hedef imha eden platformlar.<br />
Beyni hedef alan, sinir sistemini geçici olarak devre dışı bırakan silahlar.<br />
Daha az asker, daha çok yazılım.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İnsan savaşmaktan çıkıp, savaş tasarlayan varlığa dönüşebilir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Peki biz bu tablonun neresindeyiz?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şunu kabul etmek gerekiyor: Bu teknolojiye sahip olmayan ülkeler, geleceğin dünyasında masada değil, menüde olabilir. O yüzden savunma teknolojileri artık sadece askerî mesele değil, bir <b>ulusal hayatta kalma meselesi</b>.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ama burada başka bir soru daha var:<br />
Teknoloji ilerledikçe savaşlar azalacak mı, yoksa daha mı kolaylaşacak?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir tuşa basmak, bir askeri cepheye göndermekten daha kolaydır. Kolaylaşan her şey, daha çok yapılır. Bu da insanı korkutuyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Belki de en ürkütücü gerçek şu:<br />
Yeni savaşın en büyük silahı artık bomba değil…<br />
<b>Teknoloji.</b></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ve bu silah sessiz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><b>Pusulanız bilgi olsun.</b></span></span></p>

<p> </p>
]]></content:encoded>
<author>Emre Okumuş</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/emre-okumus/yeni-savas-kursun-atilmadan-kazanilan-cephe/1615/</link>
<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 20:11:53 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ulus devletlerin sonu mu?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bakıyorum da <strong>“Ulus devletler dağılıyor”</strong> diye birileri karalar bağlıyor. Ulus devletinin kökleşmesi ve kendi içinde yenilenmesi 1789 Fransız devriminden sonra oldu. Uluslararası düzen de bu yeni uluslar arasındaki barış temeli üzerinde yükseldi. Aslında Ulus devleti kuran akıl hiçbir zaman barışçı olmadı. Önce kendi aralarında yüzyıl savaştılar, sonra da sözde bir barış yaptılar ve sömürü mirasını paylaştılar. Ulus devlet fikriyatın arkasında <strong>Anglikanlar, Roma/Vatikan ve Germen aklı</strong> var.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hiç düşündünüz mü, <strong>"ulus devlet", "uluslararası düzen" ve "vatan</strong>" fikrini kim ne zaman ortaya attı? Ulus devlet (nation-state) fikri, Westefelya sürecinde Anglikan dünyası, Roma/Vatikan ve Germen dünyasında 16. Yy.da tartışılmaya başlandı, Fransız devrimi ile bugüne dönük süreç başladı. <strong>Jean Bodin (1530–1596) </strong><em>Egemenlik</em> (souveraineté) kavramını sistemleştirdi. Ona göre Devlet, tek ve bölünemez bir otorite idi. <strong>Thomas Hobbes (1588–1679)</strong>’e göre ulus devlet, bireylerin güvenliği için kurduğu yapay bir güçtü (<em>Leviathan</em>). <strong>Jean-Jacques Rousseau (1712–1778)</strong> <em>Halk egemenliği</em> ve <em>genel irade</em> fikri ve toplumsal sözleşmeden söz etti. <strong>Kırılma anı 1789</strong> <strong>Fransız Devrimi </strong>oldu. Artık egemenlik halka ait olacak Krala değil... Aynı sınırlar içinde yaşayanlar yurttaşlık temelinde ortak kimlik ve egemenliğe sahip halk olacaktı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">“Uluslararası düzen” fikri her devlet <strong>egemenliğine karşılıklı saygı, sınırların tanınması</strong>, başka devletin iç işlerine karışılmaz fikri çerçevesinde şekillenmeye başladı. <strong>Hugo Grotius (1583–1645)</strong> Uluslararası hukuktan söz ederken, “savaşın bile kuralları olmalı” dedi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Immanuel Kant (1724–1804)</strong> <em>“</em><strong>Kalıcı Barış</strong>” fikrini ortaya attı. <strong>“Kuvvetler ayrılığı ilkesi”</strong>, <strong>Montesquieu </strong>tarafından 1748 yılında yayımlanan "<strong>Yasaların Ruhu</strong>" (De l'esprit des lois) adlı eserinde teklif edilmiştir. Bu fikir, daha önce <strong>John Locke</strong>'un 1690'daki çalışmalarında yasama ve yürütme ayrılığı olarak kısmen ele alınmış olsa da <strong>Montesquieu</strong> yasama, yürütme ve yargı olarak üçlü bir ayrımı sistematik hale getirmiştir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkçedeki “vatan” kelimesinin batıdaki karşılığı Latince <strong>“Patria”</strong>. Bu tanım antik Roma dönemine dayanır ve <strong>"atalar toprağı"</strong> olarak tanımlanır; bu fikir, 19. yüzyılda Fransız tarihçi <strong>Fustel de Coulanges</strong> tarafından "La Cité Antique" (1864) eserinde detaylıca açıklanmıştır. Genel anlamda “Ulusun toprağı” anlamında kullanılmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Milliyetçilik</strong>’te Vatan kavramı ayrı bir anlam kazanır.<strong> Johann Gottfried Herder (1744–1803)</strong>, dil, tarih ve gelenekle birlikte ülke toprağına ayrı bir anlam yükler. <strong>Giuseppe Mazzini (1805–1872)</strong> “<strong>Vatan için fedakârlık fikri</strong>”ni ortaya atar. Krala sadakatin yerini vatana ve ulusal sadakat fikri alır. Vatan fikri romantik politika olarak doğar ve milliyetçiliğe kapı aralar. Fransız devrimi sonrası Ulus devlet fikri güç kazanır ve ardından uluslararası düzen doğdu. Protestanlığın Sekülerizm kavramı Kapitalizme, Fransız devrimin kilise otoritesinin kırılması sonucu Sosyalizme evrildi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Voltaire (asıl adı François-Marie Arouet) 1694-1778 yılları arasında yaşadı. Fransız Aydınlanma Çağı'nın en önemli filozoflarından Volterin bu fikirlerin topumda tartışılmasında önemli bir figürdür. Makyavel (Niccolò Machiavelli (1469- 1527) İtalyan Rönesans Dönemi’nin ünlü siyaset filozofu ve <strong>"Prens"</strong> kitabının yazarı olarak geleneksel devleti savundu. <strong>"Makyavelizm"</strong> Makyavel Rönesans'ın başlarında, Voltaire ise Aydınlanmanın zirvesinde yaşamıştır. Rönesans aslında sömürge döneminde geçmiş büyük devletlerin bilgi ve bilgelikleri üzerinde gelişti. Aydınlanma dönemi ise aslında büyük bir karartma dönemini ifade eder.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Modern ulus devlette <strong>“sivil toplum”</strong> çok önemli bir aktör olarak öne çıksa da zaman içinde partiler, ulus devlet, yerel yönetim ve uluslararası örgütler STK’ları fonlayarak arka bahçelerine hapsettiler. <strong>“Sivil toplumu”</strong> Gramsci isimli, İtalyan bir sosyalist tanımladı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Antonio Gramsci'nin (1891-1937) sivil toplum anlayışı, klasik liberal yaklaşımlardan (sivil toplumun devlet karşısında bağımsız bir alan olarak görüldüğü) ve klasik Marksist yaklaşımdan (sivil toplumun esas olarak ekonomik ilişkileri kapsadığı) oldukça farklıdır. Gramsci, <strong>“hapishane notları”</strong>nda (Prison Notebooks) geliştirdiği bu kavramı, özellikle hegemonya (kültürel ve ideolojik önderlik) teorisiyle birlikte ele alır. Gramsci’ de Devlet ve Sivil Toplum iki ana alandan oluşur. Zor ve baskı araçları (ordu, polis, mahkemeler, bürokrasi vb.) ile yönetilen alan. Egemen sınıf burada doğrudan zor kullanarak iktidarını sürdürür. Sivil toplum (civil society) Rıza ve ikna araçları (okullar, medya, kilise, sendikalar, üniversiteler, kültürel kurumlar, aile vb.) ile yönetilen alan. Burada egemen sınıf, hegemonya yoluyla kültürel ve ideolojik üstünlük kurar; toplumun geniş kesimlerini kendi dünya görüşünü <strong>"doğal"</strong> ve <strong>"ortak akıl"</strong> (common sense) olarak kabul etmeye ikna eder.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Gramsci, devleti şu formülle özetler: Devlet = Siyasi toplum + Sivil toplum (yani hegemonya + zor, ya da rıza + baskı). Sivil toplum, hegemonyanın asıl alanıdır; burada <strong>"rıza üretilir"</strong> ve egemen sınıfın iktidarı meşrulaştırılır. Batı kapitalist toplumlarında sivil toplum <strong>"sağlam kaleler"</strong> gibi işlev görür; devlet sallandığında bile bu yapılar egemenliği korur. (Doğu'da, örneğin Rusya'da sivil toplum zayıf ve <strong>"jelatinimsi"</strong> olduğu için devrim daha kolay olmuşken, Batı'da <strong>"pozisyon savaşı"</strong> gereklidir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hegel ve Marx'ta sivil toplum daha çok ekonomik ilişkilerle (burjuva toplumu) sınırlıyken, Gramsci’ de üst yapısal ve ideolojik bir alana dönüşür. Bu anlayış, günümüz tartışmalarında (kültürel savaşlar, medya hegemonyası, sivil toplum örgütlerinin rolü) hâlâ etkili olur.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Gramsci ‘ye göre sivil toplum, devletin <strong>"yumuşak"</strong> yüzüdür; burada hegemonya kurulur, rıza kazanılır ve toplumsal değişim için en kritik mücadele burada verilir. Bu kavram, sadece liberal <strong>"bağımsız sivil toplum"</strong> fikrinden uzak, Marksist bir eleştiri ve strateji aracı olarak işlev görür.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">1500’ler civarında (özellikle 1500–1520 arası) dünyadaki <strong>“büyük ve kurumsal”</strong> devletleri, yani merkezî otoritesi olan, geniş topraklara hükmeden, vergi–ordu–bürokrasi sistemi bulunan yapıları <strong>Avrupa; Fransa Krallığı (</strong>Güçlü merkezî monarşi, Düzenli vergi ve ordu sistemi, şehirleşme, Sanayi ve Ticaret burjuvazisinin sonucu, bankacılık sistemi var), <strong>İspanya Krallığı (</strong>Kastilya + Aragon birleşmiş<strong>, </strong>Amerika kolonileri başlıyor<strong>, </strong>Katolik dünyasının öncüsü), <strong>Portekiz Krallığı </strong>Denizci imparatorluk Afrika, Hindistan, Uzak Doğu’da kolonileri var. <strong>İngiltere Krallığı (</strong>Tudor Hanedanı<strong> </strong>Güçlü kraliyet ve donanma temeli, her yerdeler), <strong>Polonya-Litvanya Birliği (</strong>Avrupa’nın yüzölçümü en büyük devletlerinden<strong>, </strong>meşruti monarşi), <strong>Moskova Knezliği </strong>(Rusya’nın çekirdeği), <strong>Kutsal Roma İmparatorluğu (</strong>Tek devlet gibi görünse de her yerde varlar)</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>İslam Dünyası & Asya; Osmanlı Devleti (</strong>Balkanlar, Anadolu, Ortadoğu, Profesyonel ordu (Yeniçeri), Güçlü hukuk ve maliye sistemi, 1500’lerde dünyanın en güçlü devleti, Hılful fudul, Medine sözleşmesi, çok hukuklu toplum, Kudüs beyannamesi esasına dayalı hukuk devleti)<strong>, Safevî Devleti (</strong>İran merkezli<strong>, </strong>Şiiliği resmî mezhep yaptı<strong>, </strong>Osmanlı’nın doğu rakibi)<strong>, Memlük Sultanlığı / 1517’ye kadar (</strong>Mısır, Suriye, Hicaz<strong>, </strong>Kutsal şehirlerin hâkimi)<strong>,Babür İmparatorluğu (1526’dan sonra) (</strong>Hindistan’da kurulan ilk insan hakları mahkemeleri: Mezalim mahkemeleri)<strong>, Ming Hanedanı / Çin (</strong>Dünyanın en kalabalık ve zengin devleti<strong>, </strong>Gelişmiş bürokrasi, sınav sistemi)<strong>, Japonya/Aşikaga Şogunluğu (</strong>Merkez zayıf ama kurumsal devlet geleneği var)<strong>, Joseon Krallığı / Kore </strong>Konfüçyüsçü devlet düzeni<strong>, </strong>Çin’e bağlı ama içte bağımsız</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Afrika, Songhay İmparatorluğu (</strong>Batı Afrika’nın en büyük gücü<strong>, </strong>Timbuktu ilim merkezi)<strong>, Habeşistan / Etiyopya İmparatorluğu (</strong>Hristiyan monarşi<strong>, </strong>Köklü devlet geleneği)<strong>, Fas Sultanlığı (</strong>Kuzey Afrika’da güçlü devlet, Kartaca etkisi), Mısır</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Amerika Kıtası; Aztek İmparatorluğu (</strong>Meksika merkezli<strong>, </strong>Gelişmiş idari yapı)<strong>, İnka İmparatorluğu </strong>Güney Amerika’nın en büyük devleti,<strong> </strong>Yol, vergi, askerî sistem çok gelişmiş</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Özetle </strong>1500’ler civarında dünya çapında <strong>“büyük ve kâmil”</strong> sayılabilecek yaklaşık 15–20 devlet vardı.<strong> </strong>Bunların içinden küresel ölçekte en güçlü ilk 5 genelde şöyle sıralanır: Osmanlı, Ming Çin’i<strong>, </strong>Fransa, İspanya, Safevîler ve dünya nüfusu 500 milyon. Birçok aşiret, kabile devletçiği var, göçebe topluluklar var. Örfi yasalar ve töreye dayalı bir hayat tarzı ve ekonomileri var, bugün ABD de yaşayan Amishler gibi bir bakıma.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Daha geriye gittiğimizde eski devletler ve uygarlıklar şöyle sıralanabilir: ANADOLU – ORTA DOĞU: <strong>Hitit İmparatorluğu</strong> ≈<strong> MÖ 1600 – MÖ 1180,</strong> <strong>Urartu Krallığı</strong> ≈<strong> MÖ 860 – MÖ 585</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Asur İmparatorluğu</strong> <strong>≈ MÖ 1400 – MÖ 612</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Ahameniş (Pers) İmparatorluğu</strong> <strong>MÖ 550 – MÖ 330</strong>, <strong>Seleukos Devleti</strong> <strong>MÖ 312 – MÖ 63</strong>, <strong>Roma İmparatorluğu (Batı)</strong> <strong>MÖ 27 – MS 476</strong>, <strong>Doğu Roma (Bizans)</strong> <strong>330 – 1453</strong>, <strong>Abbasi Halifeliği (fiilen)</strong> <strong>750 – 1258</strong>, <strong>Büyük Selçuklu Devleti</strong> <strong>1037 – 1194</strong>, <strong>Memlük Sultanlığı</strong> <strong>1250 – 1517</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">AVRUPA (SÖMÜRGE ÖNCESİ ÇEKİRDEK DEVLETLER): <strong>Makedonya Krallığı MÖ 808 – MÖ 146</strong>, <strong>Frank Krallığı</strong> — <strong>481 – 843</strong>, <strong>Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu</strong> <strong>962 – 1806</strong> <em>(sömürge öncesi kurulmuş)</em>, <strong>Venedik Cumhuriyeti</strong> <strong>697 – 1797</strong>, <strong>Ceneviz Cumhuriyeti</strong> <strong>1005 – 1797</strong>, <strong>Macar Krallığı (bağımsız)</strong> <strong>1000 – 1526</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">AFRİKA (AVRUPA SÖMÜRGECİLİĞİ ÖNCESİ): <strong>Antik Mısır</strong> ≈<strong> MÖ 3100 – MÖ 30</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Kartaca</strong> <strong>MÖ 814 – MÖ 146</strong>, <strong>Aksum Krallığı ≈ MS 100 – 940</strong>, <strong>Gana İmparatorluğu</strong> <strong>≈ 300 – 1200</strong>, <strong>Mali İmparatorluğu</strong> <strong>1235 – 1600’ler</strong>, <strong>Songhay İmparatorluğu</strong> <strong>1464 – 1591</strong>, <strong>Büyük Zimbabve ≈ 1100 – 1450</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">ORTA & GÜNEY ASYA: <strong>Maurya İmparatorluğu</strong> <strong>MÖ 322 – MÖ 185</strong>, <strong>Gupta İmparatorluğu</strong> <strong>≈ 320 – 550</strong>, <strong>Delhi Sultanlığı</strong> <strong>1206 – 1526</strong>, <strong>Babür İmparatorluğu</strong> <strong>1526 – 1857</strong> <em>(sömürge öncesi kurulmuş)</em>, <strong>Timur İmparatorluğu</strong> <strong>1370 – 1507</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">DOĞU ASYA: <strong>Zhou Hanedanı</strong> <strong>MÖ 1046 – MÖ 256</strong>, <strong>Qin Hanedanı</strong> <strong>MÖ 221 – MÖ 206</strong>, <strong>Han Hanedanı</strong> <strong>MÖ 202 – MS 220</strong>, <strong>Tang Hanedanı</strong> <strong>618 – 907</strong>, <strong>Song Hanedanı</strong> <strong>960 – 1279, Yuan (Moğol) Hanedanı</strong> <strong>1271 – 1368</strong>, <strong>Joseon (Kore)</strong> <strong>1392 – 1897</strong> <em>(sömürge öncesi)</em>, <strong>Japonya – Heian Dönemi</strong> <strong>794 – 1185</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">AMERİKALAR (AVRUPA TEMASI ÖNCESİ): <strong>Olmekler</strong> <strong>≈ MÖ 1500 – MÖ 400</strong>, <strong>Maya Şehir Devletleri</strong> <strong>≈ MÖ 2000 – MS 1697</strong>, <strong>Aztek İmparatorluğu</strong> <strong>1428 – 1521</strong>, <strong>İnka İmparatorluğu</strong> <strong>1438 – 1533</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bunların hemen hepsi, bugünkü ABD’den daha uzun ömürlü, hiç bu günkü kadar global bir sömürü ağı kurmamış, hiç dünya savaşı yaşanmamış. Ulus devler 2 sıcak bir soğuk dünya savaşı yaşadı. Darbeler, terör hayatı yaşanmaz kıldı zaman zaman. Çevre bu kadar kirletilmedi, insanlar bugün olduğu kadar çok acından ölmedi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugün <strong>“ulus devlet”</strong> ve <strong>“uluslararası düzen”</strong>i savunmak, celladına âşık olmaktan başka bir şey değil. Bugünkü dünyanın hali malum. Sadece bugünkü ABD’nin dünyaya maliyeti 38 Triyon dolar. O vurgun olmadan ABD, NATO ayakta kalamıyor. Bu durum insani, ahlaki, hukuki değil. Sadece Dağılan Osmanlı devletlerinde 40 devlet kuruldu. Aynı din, dil, coğrafyaya sahip, sınır, rejim ve yönetimlerinin İngiltere Fransa ve ABD tarafından tanımlanan 23 Arap ülkesi var.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şimdi kavram ve kurumları ile, katılımcı, çoğulcu, şeffaf, gerçekten insan haklarına saygılı, insanların malları, canları, namusları, akıl, inanç ve nesillerinin güvende olacağı yeni bir devlet ve devletlerarası ilişkiye ihtiyacımız var. İslam dünyası olarak biz, Hılful Fudul, Medine sözleşmesi ve Hz. Ömer’in Kudüs beyannamesi ile masaya oturmaya hazır olmalıyız. Değilse dünya yeni bir dünya savaşına hazır olsun. </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile..</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/ulus-devletlerin-sonu-mu/1614/</link>
<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 16:57:11 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Değerli metaller dönemi</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Altın ve gümüş gibi değerli metallerin fiyatının artığı ve dolayısıyla bu metallere yönelimin sürekli yükseldiği bir dönemdeyiz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong style="font-family: Tahoma, Geneva, sans-serif; font-size: 16px;">DEĞERLİ METALLERE TALEP NEDEN ARTMAKTADIR?</strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Değerli metallere yönelimin bir çok nedeni vardır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şöyle ki;</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Değerli metaller denilince başta da altın, gümüş, bakır ve platin gibi değerli ürünler öne çıkıyor. Dünyada belirsizlikler, ticarete gerilimler ve dolayısıyla tarifeler ve yaptırımlar arttıkça değerli metallere olan talep artmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Talep artışı da fiyatları tetiklemektedir.</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Savaş ihtimalinin ve gerginliklerin başta da Ortadoğu’da, Latin Amerika’da, Avrupa’da ve Pasifikte sürekli bir hal alması güvenli liman olarak başta da altına olan yönelimi arttırmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dünyada gelişmekte olan ülkelerin başta da Çin, Hindistan, Türkiye gibi ülkelerin altın olan talebi artıyor. Merkez banklarının rezervlerinde çeşitlendirme yaparak altına daha çok yer vermesi altın talebinde artışı hızlandırmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye’nin altın rezervlerinin miktarı yabancı paraların miktarından daha fazladır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Rezerv para olan dolara olan güvensizlik ve ülkelerin dolara olan bağımlılıklarını azaltmak istemeleri altına talebi daha da artırmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yüksek enflasyon nedeniyle paranın satın alma gücünün azalması, gelişmiş ülkelerin yüksek miktardaki borcu ülke para birimlerine olan güveni azaltmakta buna karşılık değerli metallere olan talebi arttırmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Diğer yandan, altının faizle rekabet etmesi nedeniyle, faizlerin düşeceği beklentisi altınının fiyatını yükseltmektedir. Dünya da faizlerin düşmesi altına olan talebi daha da hızlandırmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bununla beraber, değerli metallerden olan başta da gümüşün, platinin ve bakırın, sanayide kullanımının artması nedeniyle bu metallere olan talep artmaktadır. Bu metallerin arzının talebe hemen karşılık verememesi bu metallerin fiyatında aşırı artışı beraberinde getirmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yani arz-talep dengesizliği fiyat artışının en önemli nedenlerinden birisi olarak öne çıkmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">En önemlisi de belli metallerin fiyatında artışı olduğunda, bu metallere yönelimi artırmakta ve dolayısıyla talep patlaması meydana gelmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu durum söz konusu metallerin fiyat artışını sürekli hale getirmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>YENİ DÖNEM, DEĞERLİ METALLER DÖNEMİ Mİ?</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yeni dönemde dünya ekonomisini, güç ve jeopolitik riskler belirlemekte.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu da ekonomide belirsizliğe ve güvenlik kaygısına neden olmakta, dolayısıyla bireyleri ve ülkeleri somut ve stratejik değeri olan varlıklara yöneltmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu durum, değerli metalleri daha da önemli hale getirmektedir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Erdal Tanas Karagöl</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/erdal-tanas-karagol/degerli-metaller-donemi/1613/</link>
<pubDate>Wed, 04 Feb 2026 16:55:49 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Nasıl Türk yada Kürt olunur?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Hz. Nuh</strong>’a kadar bir kavim tanımı yok. Bugünkü muharref Tevrat’da, <strong>Hz. Nuh</strong>’un 3 oğlu kavimlerin atası sayılır. <strong>Sami’ler</strong> daha sonra “<strong>İsrailoğulları</strong>” alacak <strong>Hami’ler</strong>, Afro-Arab soyunun kökü kabul ediliyor. Hint-Avrupa halkları ise “<strong>Yafes Oğulları</strong>” olarak biliniyor. Yani, bunun anlamı şu: Arap ve Yahudi değilseniz Türk’sünüz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Aslında Yahudilerin soy kökü, <strong>Hz. İbrahim</strong>’in Hz. <strong>Sâre</strong>’den olma oğlu <strong>Hz. İshak</strong>’ın oğlu Hz. <strong>Yakub</strong>’a dayanır. <strong>Hz. İbrahim</strong>’in Hz. <strong>Hacer</strong>’den olan <strong>İsmail </strong>peygamber ise Arapların atası olarak öne çıkar. Genel anlamda Nasıl Anadolu’da yaşayan herkes “<strong>Rumeli, Arz-ı Rum” “Rum</strong>” diye tanımlanırsa, Arap yarımadasında yaşayan herkes de Arap olarak tesmiye ediliyordu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İlk ırkçı Şeytan’dır. Kendini İnsanoğlundan üstün görmüştür. Irkçılık bu anlamda ilk haram, ilk günah, laneti hak eden bir iddiadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Gutenberg</strong>’in matbaası 1455’te aktif oldu. İlk basılan 42 satırlı risale Gutenberg incili oldu. Aynı zamanda Gutenberg matbaasında Türklerle ilgili basılan ilk risale 1545’te yayınlandı. <strong>“Türk Takvimi / Türklere Karşı Uyarı”</strong> adını taşıyan risale Türklerin tarihinden ve Hristiyan dünyası için oluşturduğu tehditten söz ediyordu. 70 yıl sonra <strong>Luther</strong>ci kiliseler kurulurken de <strong>Luther</strong> Türkleri <strong>Gog Magog</strong> (Yecüc-Mecüc kavmi) olarak tanımlıyordu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugüne dönük Irkların tanımı, 1650’ye gelirken 100 savaşlarının ardından sömürü mirasını paylaşmak için, Kilise (Vatikan) ve derebeyle arasında yapılan Westefelya Barış anlaşması ile mümkün oldu. Böylece “<strong>Ulus devlet</strong>” tanımlanırken bugünkü <strong>“Uluslararası düzen”</strong>in de temelleri atıldı. <strong>“Yurt”</strong>, <strong>“memleket”</strong>, <strong>“ülke”</strong> yerine <strong>“Ulusun toprağı”</strong> anlamında kelime olarak <strong>“Land / Vatan”</strong> kavramlaştırıldı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Mesela <strong>Yunan</strong> diye bir millet, ırk yok, “<strong>Yunan</strong>” kelimesi <strong>“Girit ve Mora çevresinde yaşayan Karadeniz Akdeniz Halkları”</strong>nın yaşadığı <strong>“İonia”</strong> halklarının yerine ikame edildiği, <strong>“Greek” </strong>de yok aslında. <strong>“Greek”</strong> Anadolu / Muğla merkezli, Likyalı denizcilere verilen bir isimdir. Rum’da yok, Anadolu’da yaşayan herkesin ortak adı <strong>“Rum”</strong>dur. Batı sömürü mirası için bir kaynak bulması gerekiyordu. Mısır mirası Judeo’lara patentlendi ve buna bir de <strong>“Greek”</strong> eklendi. Mesela <strong>“Yunan mitolojisi”</strong> diye bir şey de yok. Mitolojinin ana yurdu Kafkaslar, Bağdat ve Mısır’dır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">1650’ye gelirken <strong>“Ulus”</strong> tanımı Din, Kan, Toprak ve Dil temelli oldu. Aslında Anglikan’lar <strong>“İnsan doğduğu toprağın çocuğudur”</strong> dediler. Bugün hala İngiltere, ABD, Kanada, Avusturalya’da doğanlar doğrudan o ülkenin vatandaşı olurlar. Cermenler ve Yahudiler “<strong>Kan</strong>” dediler. Yahudiler için ayrıca din birliği de önemliydi, çünkü kendileri kutsal bir ırk olarak kabul ediyorlardı. Almanlar baba kanını esas alırken, Yahudiler ana kanını esas aldılar. Bayrağında “<strong>Haç</strong>” olan ülkelerin çoğunun “<strong>Milli kiliseleri</strong>” var. Onların ulus kimliğini kendi mezhepleri oluşturur. Ortodokslarda bu gruba dahil, onların mezhebi aynı olsa da <strong>Ermeni, Rum, Süryani</strong>’lerin kiliseleri farklıdır. Mesela batıda Laiklik ilkesi 19. YY sonu- 20. yüzyıl başlarında kabul görmeye başladı. En net ve hukuki-siyasi kabulü Fransa'da 1905 yılında çıkan Kilise ve Devlet ilişkilerini düzenleyen yasa oldu. "<strong>Secularism</strong>" terimi bile 1851'de <strong>George Holyoake</strong> tarafından icat edildi. Sekülarizm ancak tam olarak 20. Yay’da pekişti.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu arada Dil birliği <strong>“Akraba topluluklar kabul edilerek ve gruplanarak yeni bir ulus kimliği oluşturuldu. Türkleri tanımlamak hiç kolay olmadı, çünkü hiçbir kritere uymuyordu.”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Mesela <strong>Tacikistan </strong>Farsça konuştuğu için Türk Birliğine dahil değil. Türk birliğine üye 6 ülke var: <strong>Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan. Gözlemci Ülkeler: Macaristan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkleri Osmanlının son döneminde <strong>“Kültür Milliyetçiliği”</strong> kategorisine soktular. Yusuf Akçura ve Gaspıralı İsmail’in 1904’te başlattığı <strong>“3 tarzı siyaset”</strong> tartışmasının ana Tema’sı <strong>Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak / Batılılaşmaktı.</strong> Muasırlaşmak / Çağdaşlaşmak tanımı daha önce Osmanlıcılık şeklinde de tartışılıyordu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>“Cultural nationalism / Kültür Milliyetçiliği"</strong>nin ilk net kullanımı, 20. Yy.’ın 2. yarısında gerçekleşti. <strong>John Hutchinson</strong> (1987'de The Dynamics of Cultural Nationalism kitabıyla) kavramı sistematik hale getirdi. <strong>Hutchinson</strong>, kültürel milliyetçileri <strong>"moral yenilikçiler"</strong> olarak tanımlar: Kriz dönemlerinde tarihsel mitler ve kültürel canlandırma yoluyla ulusal kimlik haritaları çizer. Türkiye'de "<strong>kültür milliyetçiliği</strong>" veya "<strong>kültürel Türkçülük</strong>" ifadesi, ilk kez Kürt asıllı bir sosyolog olan <strong>Ziya Gökalp</strong> tarafından, <strong>Rıza Nur</strong>’un baskısı ile kullanıldı. Oysa o bugün “<strong>Türk Milliyetçiliğinin esasları</strong>” kitabını “<strong>Kürt Milliyetçiliğinin esasları”</strong> adı ile kaleme almıştı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Mustafa Kemal sorunu temelden çözdü: “<strong>Kendi Türk hisseden herkes Türk</strong>”tü! <strong>Kemalist Türkçülüğün temelleri</strong>ni <strong>Mozi Kohen / Tekinalp</strong> attı. <strong>Türkçülük</strong> ideolojisi için “<strong>Türk ocakları</strong>” kurulmuştu. Bu ocakların arkasında sponsor olarak <strong>Lazaro Franco</strong> vardı. Türk Dili <strong>Agob Dilaçar</strong>’a emanet edilmişti. Yeni Türkçülüğün bilimsel temelleri akademik olarak hazırlansın diye <strong>Ankara’da </strong>1935’te<strong> Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi</strong> kuruldu. <strong>Türk Tarih Kurumu </strong>da bu konuyu topluma yayan yayınlar yapacak, etkinlikler düzenleyecekti.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Fakülte eğitim programında Türkoloji, yanında Hungaroloji, Sinoloji, Hititoloji de vardı. Yunan tarihi ve medeniyeti ders olarak kondu. 1930'lar-1940'larda Nazi Almanya'sından kaçan Yahudi kökenli veya muhalif Alman profesörler Türkiye'ye davet edildi. Bunlar arasında en etkili yabancı hocalar <strong>Wilhelm Bang-Kaup</strong> (Türk dili/tarihî dilbilim, Orhun yazıtları, Turfan Metinleri) ve <strong>Friedrich Giese</strong> (Osmanlı Türkçesi) idi. <strong>Georg Rohde (Alman):</strong> Klasik filoloji (Yunanca-Latince) profesörü, ama Türk tarihiyle bağlantılı antik dönem çalışmaları yaptı. <strong>Hellmut Ritter (Alman):</strong> Arapça ve Farsça uzmanı, İslam tarihi ve Türk-İslam ilişkileri üzerine dersler verdi. <strong>Tibor Halasi-Kun (Macar)</strong> gibi isimler Hungaroloji ve Türkoloji bağlantılı çalıştı. Bunlar, fakültenin Türkoloji geleneğini kuran isimler arasında öne çıkar. Başlangıçta profesörlerin yaklaşık yarısı yabancıydı (örneğin, toplam 27 profesörden 14'ü yabancı). <strong>Friedrich (Wilhelm Friedrich Carl) Giese</strong>: Osmanlıca, Türk lehçeleri ve Türk dili tarihi üzerine çalıştı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Diğer ilgili isimler: Bazı kaynaklarda <strong>Hans Heinrich Schaeder </strong>İran ve Türkoloji<strong>, Carl Brockelmann </strong>Arapça-Türkçe ilişkileri etkileşimi üzerinde çalıştı. Yabancı öğretim üyeleri genellikle <strong>Eskiçağ </strong>(Hitit, Sümer) ve<strong> Orta çağ tarihi</strong>ne katkı sağladı. <strong>Georg Rohde (Alman)</strong> Klasik filoloji (Yunanca-Latince) profesörü. Daha sonra da İslamcısı, Kemalist, sağcı işi mefahire boğdular. Bugün insanların birçoğu bizim Anadolu’ya 1071’de geldiğimizi düşünür. Çünkü o gün Anadolu’nun Alparslan tarafından fethi kutlamaları hala devam eder. Oysa <strong>Alparslan</strong> Anadolu halklarının desteği ile Bizans’ın ağır vergi, baskı, askere almalarına karşı, dışarıdan gelen değil, içeriden bir hareketti. Biz bu toprakların işgalcisi değiliz. Anadolu’nun fethi <strong>Malazgirt</strong>’ten değil, <strong>Diyarbakır</strong>’dan başlar. <strong>Fatih</strong> İstanbul’u “<strong>Kahpe Bizans</strong>” (!?) dan almadı, <strong>Constantinapolis’i Latin işgalinden kurtardı</strong>ğı için Doğu Roma Bizans’ın imparatoru ilan edildi. Fatihin Edirnekapı’daki asker sayısı Bizans’ın nüfusundan fazlaydı, Fatihin ordusundaki gayri müslim asker sayısı ise Bizans’ın ordusundan fazlaydı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ya hu, biz henüz Kurtuluş savaşını, 28 Şubat’ı, 15 Temmuz’u bile doğru-düzgün bilmiyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Üzerinde yaşadığımız toprak, Hz. <strong>Adem</strong>den beri meskûn. Hz. <strong>Âdem</strong>, Kabe’de ev yaptı, daha sonra Şam’a geldi. <strong>Habil-Kabil</strong> kavgası Şam’da yaşandı. Hz. <strong>Âdem</strong> daha sonra Şam’dan ayrılıp <strong>Urfa</strong>’ya geldi. Hz. <strong>Nuh</strong> da bu topraklarda yaşadı, Hz. İbrahim de. Bütün dünyaya insanlık buradan dağıldı. Burası insanlığın ilk ortak yurdudur. Bir kısmımız buradan hiç ayrılmadı. Bir kısmımız gitti ve bir daha geri dönmedi. Bir kısmımız ise gitti-geldi, yine gitti, yine geldi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Moğolları, Hunları Türk yaptılar. Ya hu İslam Medeniyetinin dayandığı “<strong>Beytül Hikme</strong>”yi bunlar yakıp-yıkmadılar mı? Tamam daha sonra Müslüman oldular, kardeş olduk. Yahu <strong>Hulagu</strong>’nun <strong>Beyt-ül Hikme</strong>’yi yıkmasından sonra Dicle ve Fırat’ın günlerce mürekkep ve kan renginde aktığı söylenir. <strong>Ön Türkler</strong> diye <strong>Etrüskler</strong>le İznik konsülü ve <strong>Vatikan</strong> arasında bağ kurup, <strong>Romüs ve Romülüs</strong>ü de Türk ilan edenler <strong>Haçlı seferleri</strong>nin sorumluluğu da kabul ediyorlar mı?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şimdi sıra <strong>Hazara</strong>’ları Türk ilan etmeye geldi. <strong>Karay</strong>ları parlatmaya başladılar bile. Bu perdenin arkasında <strong>Rosthchilid</strong> ve <strong>Siyonist lobi</strong>nin yüzünü görmek mümkün.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Biz hepimiz Hz. Adem’deniz, Adem’se Topraktandır. Üstünlük takvadadır. Biz alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Üstünlük takvadadır. Allah (cc) bizi Kadın-erkek ve kabileler halinde yarattı ki, “<strong>tearüf</strong>” edelim, bilişelim. Kederlerimizi ve mutluluklarımızı paylaşalım. Bilelim ki, kederler paylaşıldıkça azalır, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Yaşadığımız zamana, mekâna, kişilere ve olaylara karı adil şahitlerden olalım, haksızlıklar karşısında direnenlerden olalım ve sabredelim. Bugün insanlığın hali ortada. İnsanlığı top yekûn, çok büyük bir felaket bekliyor. “<strong>Vel asr</strong>”da kurtuluşa erecek olanlar istisna olarak sayılır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bütün taraftarlıklar kavmiyetçiliğin bir yansımasıdır. Bütün zamanların en büyük fitnesi, en büyük haram, en büyük günah kavmiyetçiliktir. Unutmayalım ki, “<strong>fikri kavmiyyeti tel’ın ediyor peygamber</strong>”. Şimdi <strong>tekâsür suresi</strong>ni ve anlamını bir okuyun isterseniz. Bir de <strong>Maide 8</strong> ve <strong>Nisa 135</strong>’in meallerini okuyun isterseniz. Ben bu ayetlere iman edenlerdenim, elhamdülillah. </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/nasil-turk-yada-kurt-olunur/1612/</link>
<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 18:48:59 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ahiretten söz edelim mi?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberi, “<strong>ağzınızın tadını kaçıran ölümü sıkça anınız</strong>” der. Bir Müslüman için dünya hayatı oyun – eğlence yeri değil, sürgün yeridir. Ölüm Müminler için “<strong>asude bir bahar ülkesi”</strong>dir. “<strong>Dünya sürgününün sonu,</strong> <strong>Eve dönüş</strong>”, “<strong>kavuşm</strong>a” günüdür. <strong>Şeb-i Arus</strong>’tur.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kur’an- Kerim, dünya malı-mülkü, parası, şöhreti, iktidar sevgisini ve dünyadan ayrılma / ölüm korkusuna “<strong>Vehn</strong>” adını verdiği “manevi bir hastalık” olarak görür.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Biz ölüm deyince mezarlıkları, çürüyen cesetleri hatırlıyoruz. Ölen insan için uyandırılacakları gün ahiret hayatında 1 ya da 1,5 güne tekabül etmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Ashab-ı Kehf</strong>’i hatırlayın, Kehf 25. Ayette ne deniyordu <strong>“Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.”</strong> Kehf 19. Ayet’de haber verildiğine göre, onlar bir gün ya da daha az kaldıklarını düşünüyorlardı. <strong>“Böylece onları dirilttik ki, aralarında sorsunlar. İçlerinden biri dedi ki: 'Ne kadar kaldınız?' Dediler ki: 'Bir gün ya da bir günün bir kısmı kadar.' Kimisi de: 'Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir' dedi…”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dünya hayatı ve ahiret hayatı, arada geçen süre hakkında bize şu ayetlerde önemli bilgiler verilir: (Rum 55-56)’da <strong>“Kıyamet günü gelip çattığında, suçlular yemin ederek ancak bir saat kadar (dünyada) kaldıklarını sanırlar. İşte böyle (dünyada da aldanmışlardı). İlim ve iman sahipleri ise şöyle derler: 'And olsun, siz Allah'ın kitabında (yazılı) süre boyunca, diriliş gününe kadar kaldınız. İşte bu, diriliş günüdür. Fakat siz bunu bilmiyordunuz.” </strong>İlginçtir o zalimler ahiret hayatına uyandıklarında oradan baktıklarında dünya hayatı onlar için bir saat gibi kısa bir zaman gözükecek. (İsra 52) aynı konuya dikkat çekilir. <strong>“O gün sizi çağırır, siz de O'na hamd ederek hemen icabet edersiniz ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanırsınız.”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">(Mü'minun 112-114) <strong>“(Allah) der ki: 'Kaç yıl yeryüzünde kaldınız?' Derler ki: 'Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldık. Sayanlardan sor.' Der ki: 'Eğer bilseydiniz, pek az kalacaktınız!'” </strong>Mahşerde sorgu sırasında insanlar, dünya hayatında ve alem-i Berzah’ta geçen tüm süreyi bir gün veya daha az zannederler. (Casiye 24-26)’da “<strong>Dediler ki: 'Hayat ancak bu dünya hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helâk eder.' Onların bu hususta hiçbir bilgisi yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar. De ki: 'Allah sizi diriltir, sonra öldürür. Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet günü bir araya getirir. Fakat insanların çoğu bilmezler.”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İnsanlar dünya hayatında ihtirasları yüzünden kısacık ömürlerindeki para, mal, şöhret, iktidar hırsı uğruna asıl yurtları olan ahiret yurdunu yok sayıyorlar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Gazze’de yaşananları görüyorsunuz. Orada insanlar Şehadete koşuyorlar. Ölümsüzlüğe koşuyorlar. Siz acı, kan, gözyaşı görüyorsunuz oysa. Ölümsüz olmak, ölüm acısını duymak istemiyorsanız, Allah’tan Şehitlik dileyin. Bakın şehitlerle ilgili kitapta bize ne deniyor: (<em>Bakara 154</em>) <strong>“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">(<em>Âl-i İmrân 157-158</em>) <strong>“Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’tan size gelecek olan mağfiret ve rahmet, onların topladıkları (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır. Ölseniz de öldürülseniz de muhakkak Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.”</strong> (169-171) <strong>“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilakis onlar diridirler; Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar. Allah’ın lütfundan kendilerine verdikleriyle sevinç içindedirler. Arkalarından henüz kendilerine katılmamış olanlara da kendilerine hiçbir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelerler. (Onlar) Allah’ın nimetine ve keremine, Allah’ın Müminlerin ecrini zayi etmeyeceğine sevinirler.”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">(<em>Nisâ 69</em>) <strong>“Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, Sıddıklar, şehitler ve Salihlerle beraberdirler. Bunlar ne güzel arkadaştır!”</strong> (Nisâ 74) <strong>“Öyleyse, dünya hayatına karşılık ahireti satın alanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşırken öldürülür veya galip gelirse, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">(<em>Tövbe 111</em>) <strong>“Şüphesiz Allah, Müminlerden, karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. (Bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da olan bir vaad’dir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır? O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">(<em>Hadid 19</em>) <strong>“Allah’a ve peygamberlerine iman edenler var ya, işte onlar Rableri katında Sıddıklar ve şehitlerdir. Onların mükâfatları ve nurları vardır. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennemliklerdir.”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bakın eceliniz siz yaratıldığını gün tayin edildi. Ecelinizden önce ya da sonra ölmeyeceksiniz, rızkınızdan az ya da çok yemeyeceksiniz, kaderinizden başka bir kader de yok. Siz isteseniz de istemeseniz de <strong>Galu bela zamanı</strong>ndaki <strong>elestü bezmi</strong>’ndeki <strong>“ahit günü”</strong>nde bu işler oldu, bitti, mühürlendi. Dünya hayatı onun sayfa sayfa hayata geçirilmesidir. <strong>Din günü</strong> ile ahit günü ile dünya hayatındaki işlerin hesap günüdür. Allah yolunda ölmek ya da öldürülmek aslında ölümsüzlük beratıdır Müslümanlar için. Onun için Resulullah “<strong>Ölmeden önce ölünüz</strong>” der.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Cennet ya da Cehennem dediğiniz ne ki! Bu dünyada kim, ahit günündeki söze sadık kalarak ne kadar iyilik, güzellik üretti ise Allah’ın bunun karşılığını size kat kat fazlası ile size karşılığını ikram edeceği yere Cennet diyoruz. Kim ahit gününde verdiği söze ihanet eder ve bu dünyada ne kadar haksızlık, kötülük, acı üretti ise, onun tam karşılığının verildiği yerdir cehennem.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Aslında bu dünyada kim ne kadar iyilik ya da kötülük üretiyorsa, o din günü ürettiklerinin karşılığını görecektir. İnsanlar bu dünyada yaptıkları ve yapmaları gerekirken yapmadıkları, söyledikleri ya da söylemeleri gerekirken söylemedikleri ile ya kendi cennetlerine sırtlarında tuğla taşıyor olacaklar ya da kendi cehennemlerine kendi sırtlarında kömür taşımış olacaklar. Kim ki o gün miskal (zerre) kadar iyilik ve kötülük üretmişse onun karşılığını olacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Biliyorsunuz değil mi, Şehitler, bizim gördüğümüzden farklı bir şey görüyorlar. Allah onların gönüllerinden korkuyu alıyor, acıyı siliyor, onlar cennet müjdesi ile kendilerinden geçiyorlar. Parçalanan cesetlerdeki acılar ise aslında ona sebep olanların akıbeti için belirleyici bir ceza olarak onu yapanlara tattırılacak bir ölçü oluyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Firavun <strong>Maşite</strong> annemizin çocuklarını onun gözü önünde tek tek öldürttü. Kucağındaki bebeği alıp, onun kızgın sacın üzerine attı. Rivayet edilir ki, o bebek, Hz. İsa örneğinde olduğu gibi konuştu. Kendinden geçmek üzere olan annesine seslendi ve <strong>“Diren anne! Onların yaktıkları ateş bana acı vermiyor!” </strong>dedi. Hz. İbrahimi ateşe attıklarında da ateş onu yakmamıştı, tıpkı denizin Hz. Musa’yı ve yol arkadaşlarını boğmadığı gibi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bizim Gazze’de gördüğümüz vahşet, aslında o zulme sebep olanların başlarına gelecek cezanın sebebini ve sonucunu bize göstermektedir. O zulme muhatap olanlar ise o gün rableri katında mükafatlandırılacaktır. Siyonist bir Haham Müslümanları şehit edin, onlar bunu çok istiyor. O Siyonist şehitliği ne anlama geldiğini bilmiyor. Bize gelince <strong>“Ecel”</strong>imiz ömrümüzün kefilidir. Cehennem onları çok özlüyor. Onlar da kaçtıklarını sandıkları şeye doğru koşuyorlar. Bu dünyada tartışıp durduğumuz şeylerin hakikatinin bize gösterileceği bir gün var. </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/ahiretten-soz-edelim-mi/1611/</link>
<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 18:46:53 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Doğrusu Başka – 2</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Bazı gerçekler vardır; yanlış bilinmez, <b>eksik anlatılır</b>. Bazıları ise zamanla o kadar çok tekrar edilir ki, doğru sanılmaya başlar. Teknoloji tarihi de tam olarak böyle yazıldı. Bugün “kesin bilgi” diye bildiklerimizin bir kısmı, aslında <b>yarım hikâyelerden</b> ibaret.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">İlk olarak internetten başlayalım. Çoğumuz internetin tek bir mucidi olduğunu sanırız. Bir kişi, bir laboratuvar, bir ülke… Oysa internet bir icat değil, <b>uzlaşmadır</b>. Onlarca bilim insanının, farklı ülkelerde, onlarca yıl boyunca geliştirdiği bir ortak altyapıdır. Kimse “interneti ben icat ettim” diyemez. Çünkü biri ağı kurdu, biri protokolü yazdı, biri veri aktarımını çözdü, biri bağlantıyı mümkün kıldı. İnternetin tek bir babası yoktur; ama nedense hafızamızda hep bir merkez varmış gibi anlatılır. Evet, bunu da yanlış biliyorduk.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Sonra dokunmatik ekran geliyor. Bugün akıllı telefonlarla özdeşleşmiş bu teknoloji, sanki son 15–20 yılın icadıymış gibi düşünülür. Oysa dokunmatik ekran fikri 1960’lara kadar uzanır. İlk örnekleri askeri sistemlerde, endüstriyel panellerde ve laboratuvar ortamlarında kullanıldı. Yani mesele “icat” değil, <b>halka inmesi</b>ydi. Akıllı telefonlar bu teknolojiyi bulmadı; sadece cebimize soktu. Yeni sandığımız şey, aslında oldukça yaşlıydı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Gelelim uçak meselesine. Okul kitapları bize Wright Kardeşler’i ilk uçan insanlar olarak öğretti. Ama bu hikâye de tek başına doğru değil. Wright Kardeşler, motorlu ve kontrollü uçuşu belgeleyen ve patentleyen ilk kişilerdi; evet. Ama onlardan önce de uçuş denemeleri yapan, motorlu araçlarla havalanan birçok isim vardı. Sorun şu ki, o denemeler ya yeterince belgelenmedi ya devlet desteği bulamadı ya da tarihin gürültüsü içinde kayboldu. Yani Wright Kardeşler “ilk uçanlar” değil, <b>ilk hatırlananlar</b> oldu. Tarih bazen gökyüzünde değil, arşivlerde yazılır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Ve en çarpıcı olanlardan biri: Radyo. Yıllarca Guglielmo Marconi’nin radyonun mucidi olduğu öğretildi. Oysa Nikola Tesla, radyo teknolojisine ait temel patentleri Marconi’den yıllar önce almıştı. Hatta işin daha da ilginci, ABD Yüksek Mahkemesi Tesla’yı resmî olarak haklı buldu. Ama ne zaman? Tesla öldükten sonra. Yani tarih, gerçeği kabul etti ama hafızayı değiştirmedi. Bugün hâlâ çoğu insan radyonun mucidini Marconi sanıyor. Gerçek, geç de olsa ortaya çıktı; ama çoktan geç kalınmıştı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Bu örnekler bize şunu gösteriyor: Teknoloji tarihinde “ilk olan” ile “hatırlanan” çoğu zaman aynı kişi değil. Parası olan, patenti alan, doğru zamanda sahneye çıkan hatırlanıyor. Sessiz çalışanlar, erken ölenler, tanıtım yapamayanlar ise dipnotlarda kalıyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Belki de asıl soru şu: Biz gerçekten gerçeği mi biliyoruz, yoksa <b>bize anlatılan versiyona mı inanıyoruz?</b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="font-size:16px;">Teknoloji ilerliyor ama hafızamız hâlâ seçici. Ve bazen doğrusu, sandığımızdan çok başka.</span></span></p>

<p><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="font-size:16px;"><b>Pusulanız bilgi olsun.</b></span></span></p>

<p style="text-align:justify"> </p>

<p style="text-align:justify"> </p>

<p style="text-align:justify"> </p>
]]></content:encoded>
<author>Emre Okumuş</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/emre-okumus/dogrusu-baska-2/1610/</link>
<pubDate>Wed, 28 Jan 2026 18:15:15 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Karanlık aydınlığın yokluğudur..</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bizim sloganlaştırdığımız bir ayet meali vardı: <strong>“Hak geldi, batıl zail oldu”.</strong><br />
Milli Gazete’nin ser levhası idi bu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Aslında bu ayet İsra 81’deki bir ayetle ilgili ama, bu ayet <strong>“De ki” </strong>diye başlar.<br />
Yani Allah (cc) öyle demiyor. Peygamberinin ve onun şahsında bizim böyle dememizi istiyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ayetin tam meali şöyle: (İsrâ Suresi 81): <strong>“(Ve yine) De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.” Kur'an-ı Kerim'de "De ki" (Gul) kelimesiyle başlayan ayetlerin sayısı 332'dir. Bu sayı, Kur'an'daki "Dediler ki" (Galu) ifadesinin de tam 332 defa geçmesiyle dikkat çeken bir tevafuk söz konusu. Birileri bir şeyler söylüyor, Allah (cc) bizim onlara karşı ne dememiz gerektiği ile bir misal veriyor. (İsra 81) “Ve yine” diye başladığına göre, (İsra 80)’e de bir bakmamız gerek: “De ki: “Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu ayetin bize öğrettiği bir şey var. “Hak gelince batıl zail oluyor “ ve “batıl zaten yok olmaya mahkum edilmiş''</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Biz bu sloganı yüksek sesle söylerken, ayeti okuyup durduğumuz halde, sonra <strong>nedir bu başımıza gelen felaketler, İslam dünyasının, Müslümanların bu hali perişanı nedir?”</strong> diye sorduğumuzda, buna verdiğimiz genellikle cevab şöyle oluyor:<strong> “Masonlar, Komünistler, Kapitalistler, Faşistler geldi biz böyle olduk”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hayır!</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ayet böyle dememizi söylemiyor bize.<br />
<strong>“O zaman diyelim ki, Şeytan geldi, bizi saptırdı”.</strong> Böyle bir savunma kabul edilmez. Şeytanın varlığı günah işlememizin bahanesi, gerekçesi olamaz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ayetin bize söylediği açık açık ve net: <strong>“Karanlık gelince ışık yok olmaz. Batıl gelince Hakkın zail olmadığı gibi. Işık gelince karanlık yok olur. Çünkü karanlık aydınlığın yokluğudur ve zaten karanlık yok olmaya mahkumdur.''</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yani, bizim kafamız bilginin, kalbimiz imanın nurunu yayıyorsa, bir Arif, <strong>münevver / nurlandırılmış</strong>, Hakikatin bilgisini kalbinde taşıyan biri isek bulunduğumuz ortamı aydınlatırız. Bu konuda Allah da bize yardım eder.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Biz karanlıkların üzerine gittiğimizde, karanlıklar aydınlanacaktır.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Önemli olan kim olduğunuz değil, ne yaptığını, ne söylediğinizdir. Yapmanız gerekeni yapmıyor, söylemeniz gerekeni söylemiyor, sonrada birilerinin gelip gitmesi üzerinden insanlara bir gelecek vadediyorsanız, gerçeği söylememiş oluyorsunuz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu anlamda dini, mezhebi, ideolojik, politik, felsefi ve vicdani kanaat farklılıklarına dayalı kategorileştirme bizi Hakka, hakikate, adalete, barışa, hürriyete ulaştırmaz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Her yerde her zaman iyiler ve kötüler vardı, hala da varlar ve bundan sonra da bu böyle olacak. Onun için Allah (cc) bizi mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle, nimetlerini kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek bizi imtihan edecektir. Allah (cc) aynı şekilde servet ve iktidarı halklar ve ülkeler arasında evirip çevirecektir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Firavun sarayında <strong>Hz. Musa, Hz. Haacer, Hz. Asiye, Hz. Maşite vardı, Ama Hz. Yakub’un evinde 13 kardeşten 11’i Yusuf’u kuyuya attılar. Hz. İshak’ın iki oğlundan biri iman edenlerden değildi. Hz. Nuh’un zevcesi ve oğlu gemiye binmedi.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hep söylüyorum,<strong> biz doğduğumuz ana-babayı, doğduğumuz zamanı, doğduğumuz toprağı, derimizin rengini, cinsiyetimizi kendimiz seçmedik.</strong> Allah’ın takdiri olan bir iradeyi, kendi içinde kategorize ederek, buna dayalı bir akıl yürütmeye kendi ırkını, ait olduğu, sosyal, siyasal topluluğunu yüceltmek <strong>Yahudileşme temayülünden başka bir şey değildir.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Birileri sürekli başkalarını suçluyor, kendi nefsini aklayan ve yüceltenler yok mu, onlardan uzak duralım.<strong> Unutmayalım ki, Allah (cc) “kendini kınayan nefs”e yemin eder. Nefsini aklayıp yüceltenler ise kitab da kınanır. “Ben” ya da kendi aid olduğu ekonomik, sosyal, siyasi topluluğu kast ederek “Biz” diyenler de kendi egolarını kolektif bir hale getirerek yüceltenlerdir aslında.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">(Kıyamet 1-2)de ne deniyordu: <strong>“Kıyâmet gününe yemin ederim. (Kusurlarından dolayı kendini) kınayan nefse de yemin ederim (ki diriltilip hesaba çekileceksiniz).”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu durum aslında dinin evrensel kapsayıcılığı çerçevesinde, bizi dünya ölçekli düşünme, harekete geçme yönünde, hakikat yolculuğunda Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi olma bağlamında bizi insanların göz aydınlığı ve iç huzuru konusunda harekete geçmeye davettir. <strong>Ayet öyle diyordu: Allah (cc) bizim adil şahidler olmamızı, Hakkın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olmamızı istiyor. Allah (cc) bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istiyor.</strong> Aslında Allah’ın bizden istediği işi, Allah bizim ellerimizle gerçekleştirerek bizi ödüllendirmek istiyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kafamız bilginin, hikmetin, kalbimiz, İmanın, Hakikatin, Sevginin, Merhametin nurunu yaymalı ki, karanlıklar aydınlansın.. Bu bütün mesele, bizim görevimizi yapıp yapmadığımıza geliyor ve tabi toplumun bunu kabul edip etmediğine bakmak gerek. Ancak şu var ki, insanlar Hakka adalete teslim olsunlar ya da olmasınlar, bunu kabul etsinler ya da etmesinler, eğer biz görevimizi yapmışsak, sonuç bizi ilgilendirmiyor, o zaman biz cennete gideceğiz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Hz. Zekeriya insanlara Hakk'ı anlattı da ne oldu, onlar onu şehid ettiler.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Sonuçta kazanan Hz. Zekeriya oldu, kaybedenler ise, onu katledenler..<br />
Hz. Zekeriya ise Şehid oldu ve zaten onun ömrü oraya kadardı.<br />
Bizim de öyle değil mi??</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hz. Ali’nin dediği gibi <strong>“Ecelimiz ömrümüzün kefilidir”</strong>. <strong>Ecelimizden önce ya da sonra ölmeyeceğiz, rızkımızdan az ya da çok yemeyeceğiz. Kaderimizde başka bir kader de yok bizim için.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Unutmayalım ki, Allah’ın kolaylaştırdığından daha kolay, zorlaştırdığından daha zor bir iş yoktur.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/karanlik-aydinligin-yoklugudur/1609/</link>
<pubDate>Mon, 12 Jan 2026 16:06:45 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Fark Etmeden Vazgeçtik</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bazı değişimler gürültüyle olur. Devrimler, krizler, büyük kırılmalar…<br />
Bazıları ise sessizce gerçekleşir. Kimse fark etmez, kimse ilan etmez ama bir sabah uyanırsınız ve hayat eskisi gibi değildir.2025, işte tam olarak böyle bir yıl. Büyük bir patlama olmadı ama <strong><span style="font-weight:normal">her şey yavaş yavaş başka bir şeye dönüştü.</span></strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İlk dönüşüm fark edilmeden zihnimizde yaşandı. Eskiden bir şeyi bilmediğimizde “araştırırdık”. Şimdi soruyoruz. Düşünmek yerine danışıyoruz. Karar vermeden önce yapay zekâya soruyor, bir fikri savunmadan önce algoritmaların ne dediğine bakıyoruz. Kimse “artık düşünmüyoruz” demiyor ama düşünme biçimimiz değişti. Evet, bu da dönüştü.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İkinci sessiz dönüşüm yalnızlıkta yaşandı. Eskiden yalnız kalmak zor bir şeydi. Şimdi ise kalabalıklar içinde yalnızız. Sürekli bağlantıdayız ama temas yok. Mesaj var, sohbet var, video var ama gerçek karşılaşmalar azaldı. Kimse yalnız olduğunu kabul etmiyor ama herkes yalnızlıktan şikâyet ediyor. Evet, bu da dönüştü.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Üçüncü dönüşüm çalışma hayatında oldu. Mesai kavramı bulanıklaştı. Ev işyeri oldu, iş evin içine girdi. “Çalışıyor musun, çalışmıyor musun?” sorusu anlamını yitirdi. Hep yarı çalışır haldeyiz. Bildirim gelirse cevap veriyoruz, gelmezse bile zihnimiz işte kalıyor. Evet, bu da dönüştü.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dördüncü dönüşüm güven duygusunda yaşandı. Eskiden bir fotoğraf, bir video delildi. Şimdi şüphe. Bir ses kaydı gerçek olabilir ama olmayabilir. Bir görüntü doğru gibi durur ama sahte çıkabilir. Gözümüzle gördüğümüze bile temkinliyiz. “Gerçek” dediğimiz şeyin altı boşalmaya başladı. Evet, bu da dönüştü.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Beşinci dönüşüm mahremiyette oldu. Eskiden özel olan şeyler vardı. Şimdi her şey paylaşılabilir. Nerede olduğumuz, ne yediğimiz, kiminle görüştüğümüz… “Paylaşmasak eksik kalırız” hissi oluştu. Gizlilik bir hak olmaktan çıktı, bir tercih haline geldi. Evet, bu da dönüştü.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Altıncı dönüşüm çocuklukta yaşandı. Çocuklar artık oyun oynamıyor, uygulama kullanıyor. Sıkılmak yok, beklemek yok. Her şey anında. Ama dikkat süresi kısaldı, sabır azaldı. Kimse “çocuklar değişti” demiyor ama herkes eski çocukluğunu özlüyor. Evet, bu da dönüştü.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yedinci dönüşüm hızda oldu. Her şey çok hızlı ama kimse yetişemiyor. Daha çok şey yapıyoruz ama daha az tatmin oluyoruz. Hız arttıkça derinlik azaldı. Çok okuyoruz ama az anlıyoruz. Çok konuşuyoruz ama az dinliyoruz. Evet, bu da dönüştü.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ve belki en sessiz dönüşüm şu:<br />
Artık değişime şaşırmıyoruz. Her şeyin değişmesini normal kabul ediyoruz. Asıl tehlike de burada başlıyor. Çünkü insan, fark etmediği değişimin parçası olur.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2025 bir devrim yılı değil belki. Ama bir <strong>alışma</strong><strong><span style="font-weight:normal"> yılı</span></strong>.<br />
Yavaş yavaş başka bir hayata alışıyoruz.<br />
Ve bir gün dönüp baktığımızda şunu diyeceğiz:<br />
“Her şey sessizce değişmiş.”</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong><span style="font-weight:normal">Pusulanız bilgi olsun.</span></strong></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Emre Okumuş</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/emre-okumus/fark-etmeden-vazgectik/1608/</link>
<pubDate>Wed, 07 Jan 2026 19:44:40 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Değerler Geri Çekilince</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Gençliği ayakta tutan manevî ve kültürel dayanaklar zayıfladıkça, sokaklar başka çıkış yolları sunuyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Son günlerde art arda gündeme gelen uyuşturucu vakaları, artık münferit bir asayiş problemi olarak ele alınamayacak kadar yaygın ve vahim bir hâl almış durumda. Mesele yalnızca sokaklara düşen maddeler değil. O sokaklara düşen <strong>insan</strong>dır. Daha doğrusu, insanın içine düşürüldüğü <strong>anlam boşluğu</strong>dur. Uyuşturucu, çoğu zaman zannedildiği gibi sadece merak yahut arkadaş çevresi meselesi değildir. Bu, daha köklü bir çözülmenin, daha derin bir sessizliğin dışa taşışıdır. Manevî bağların zayıfladığı, aile içi temasın yerini suskunluğun aldığı, gençliğin hayata dair bir hedefle değil; sadece günü kurtarma telaşıyla yaşadığı bir havada, uyuşturucu bir sebep değil, <strong>sonuç</strong>tur.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Eskiden bir gencin en büyük dayanağı ailesiydi. Bugün ise çoğu genç, en yakınındakine bile derdini anlatamıyor. Aynı evin içinde, aynı sofrada ama farklı dünyalarda yaşayan insanlar hâline geldik. Kültür, sadece tarihi bir miras olarak kaldığında; maneviyat, yalnızca mübarek günlere sıkıştırıldığında; gençlik, doğal olarak başka teselliler arıyor. Ve ne yazık ki bu arayış çoğu zaman yanlış kapılara çıkıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Burada sorulması gereken soru şudur: <strong>Bir genci uyuşturucuya iten şey gerçekten madde midir, yoksa manasızlık mı?</strong> </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hayatın bir anlamı, bir istikameti, bir ahlâkî zemini yoksa; insan, kendini uyuşturacak bir şey mutlaka bulur. Kimi maddeyle, kimi ekranla, kimi günlük hissiyatlarla…</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu noktada çözümü sadece kolluk kuvvetlerinde, cezai yaptırımlarda veya istatistiklerde aramak eksik kalmaktadır. Elbette hukuk ve güvenlik şarttır ancak yetmez. Asıl ihtiyaç duyulan şey, <strong>yeniden inşa edilecek bir değerlerdir</strong>. Aileyi güçlendirmeden, gençle gerçek bir dil kurmadan, okulu sadece diploma veren bir yapı olmaktan çıkarıp karakter inşa eden bir mekâna dönüştürmeden bu gidişat durdurulamaz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Anadolu’nun mayasında dayanışma vardı, utanma vardı, büyük–küçük hukuku vardı. Bu topraklar, insanı sadece hayatta tutmaz hayata dahil ederdi.</strong> Bugün o bağlar gevşedikçe, gençler savruluyor. Uyuşturucu, bu savrulmanın en acı fotoğrafıdır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu yüzden meseleyi konuşurken bağırmak değil, <strong>düşünmek</strong> gerekiyor. Suçlamak değil, <strong>anlamak</strong> gerekiyor. Ve en önemlisi, gençleri kaybedilmiş olarak değil <strong>emanet</strong> olarak görmek gerekiyor. Çünkü mesele bir nesli kurtarma meselesidir bu da sadece devletin değil, hepimizin sorumluluğudur...</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Muhammet Sait Çatalkaya</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/muhammet-sait-catalkaya/degerler-geri-cekilince/1607/</link>
<pubDate>Mon, 05 Jan 2026 16:59:34 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Miladi Yeni Yıl...</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Osmanlı'da 3 resmi takvim vardı.<br />
Hicri, Rumi, Miladi..<br />
Hicri Takvim, Kameri bir takvimdir ve başlangıç olarak Hicret’i alır.<br />
Rumi takvim, aslında mali bir takvimdir.</strong><br />
<br />
Osmanlıda herkes kendi takvimi kullanırdı.<br />
<strong>Kemalistler yeni bir takvim getirmediler.<br />
Görünür takvimi tekleştirdiler.</strong><br />
Yahudi ve Hristiyan takvimini yasaklamadılar ama Rumi takvim fiilen son buldu.<br />
Hicri Takvim dini günleri belirlenmesi için serbest bırakılırken, yasada Hicrî Kamerî ayların başlangıcını rasathane resmen tespit etmesi hükme bağladı.<br />
<br />
<strong>Mesela bu gün, orduda askerlik yapan bir Yahudi’ye Cumartesi günü görev veremezsiniz.<br />
Yahudilerin dini günlerinde de öyle.<br />
Ama bir Müslüman, Ramazan ya da Cuma günleri için aynı imkana sahip olmayabiliyor.</strong><br />
<br />
26 Aralık 1925'te kabul edilen 698 sayılı "Takvimde Tarih Mebdei’nin Tebdil’i Hakkında Kanun" ile 1 Ocak 1926'dan itibaren resmi takvim olarak Miladi takvim benimsendi. Bu Kanunun 3. maddesi açıkça şöyle der:<strong> "Hicrî Kamerî takvim öteden beri olduğu üzere özel hallerde kullanılır. Hicrî Kamerî ayların başlangıcını rasathane resmen tespit eder."</strong><br />
Bu madde, Hicri takvimin dini günlerde (Ramazan, Kurban Bayramı, kandiller vb.) kullanılmaya devam edeceğini güvence altına alır.<br />
Ancak bu düzenleme siviller ile ilgilidir. Bugün hala, mesela Cuma namazı saati, okullar, resmi daire, TSK için tartışmalıdır.<br />
<br />
Ay isimlerine gelince Bizim ay isimlerinden sadece <strong>Ocak, Ekim ve Aralık</strong> Türkçedir. <strong>Şubat Şabat’tan, Mart Roma savaş tanrısı Martius’tan, Nisan İbraniceden, Mayıs, Mai’den yine bir Roma tanrısından, Haziran Arabca, Temmuz İbranice Ağustos Pagan Roma’nın Tanrı kıralından, Eylül İbranice’den Kasım Arabça’dan gelir. İbranice ayların bazıları Aramicede de var bu arada.</strong><br />
<br />
Miladi takvimde Şubat bazan 28 bazan 29 çekiyor ya, mesela 29 Şubatta doğan birinin bu takvime göre doğum günü olmayabilir.<br />
Çünkü Güdük aylarda doğum günü kayıb olur. 2024’te Şubat 29 çekmişti. Bundan sonra Şubat 2028’de 29 gün olarak hesaplanacak. Bu durum dünyada yaygın olarak kullanılan “Miladi takvim” olarak bilinen Gregoryen takvime göre böyledir.<br />
<br />
<strong>Rumi Takvim Osmanlı’da Tanzimat döneminde (13 Mart 1840 / 1 Mart 1256) resmi olarak mali ve sivil, toplumun dini, mezhebi, etnik farklılıkları sebebile ortak paydada kullanılmaya başlanan bir güneş yılı (şemsi) esaslı takvimdir. Öte yandan bu takvim Jülyen takviminin ayları ve günlerini kullanır, ancak yıl sayımı Hicret'i (622 miladi yılı) başlangıç noktası olarak alır. Bu yönüyle karma bir yapıya sahiptir.</strong><br />
<br />
Hicri Takvimin ay yılı (kameri) esaslıdır (yaklaşık 354 gün), bu yüzden mevsimler yıllara göre kayar (her yıl yaklaşık 11 gün geriye düşer). Rumi takvim ise güneş yılı esaslıdır (365/366 gün), mevsimler sabit kalır. Bu, tarım, maliye ve idari işler sabit zamanlar ilkesine dayanır.. Osmanlı'da Hicri takvim dini işlerde, Rumi ise resmi/mali işlerde kullanıldı.<br />
<br />
<strong>Miladi (Gregoryen) Takvim ise güneş (Şemsi) yılı esaslıdır, aylar ve gün sayıları aynıdır. Başlangıç olarak Hz. İsa'nın doğumunu (yaklaşık MÖ 1/MS 1), Rumi Hicret'i (622) esas alır. Bu yüzden aralarında sabit 584 yıl fark vardır (Miladi yıl = Rumi yıl + 584). Başlangıçta (1840-1917): Rumi Jülyen esaslı olduğu için Miladi'den 13 gün gerideydi ve yılbaşı 1 Mart'tı. Mesela bizim bildiğimiz 31 Mart vakası, bu günkü 31 Marta denk gelmez. 1917 reformuyla (Şubat'tan Mart'a atlayarak 13 gün silindi): Gregoryen esaslı hale getirildi, yılbaşı 1 Ocak oldu ve gün/ay farkı ortadan kalktı. Sadece yıl farkı (584) kaldı.</strong><br />
<br />
Rumi takvim, İslamî yıl başlangıcıyla Batı tarzı güneş takvimini birleştirerek Osmanlı'nın ihtiyaçlarına uyarlanmış pratik bir sistemdir.<br />
Mevsim kayması olmaması Hicri'den üstünlüğü, Miladi'ye yakınlığı ise Batı ile uyum sağlar.<br />
Osmanlı takvim felsefesi, bu anlamda, kökü mazide olan ati, yerelden evrensele genişleyen bir yapıya sahipti.<br />
<br />
Dünyada genel olarak kabul edilen ve bugün uygulanan takvimler <strong>Gregoryen, Jülyen, İslami, İbrani, Çin, Hindu, İran, Çin, Budist ve Etiyopya</strong> takvimidir. Kaddafi zamanında “Ondan ayrı geçen günler” diye, yine kameri ama, Hz. Peygamberin vefatını esas alan bir takvim kullanılıyordu. Adı “min vefatil resul” idi. Bir de çok eski zamanlara aid antik dönemler ve medeniyetlerde kullanılan takvimler de vardı, tabi ki.. Sonuçta takvimler ya güneş, ya ay ya da her ikisini birlikte esas alır.<br />
<br />
Bu anlamda Müslümanlar, günlük ibadetlerini güneşin hareketine, yıllık ibadetlerini ise ay’ın hareketleri ile hesaplarlar. Allah (cc) kitabında “Ay ve güneş Allah’ın iki şeairidir” der. Bu iki uzay cismi, bizim boyutumuzdaki zamanı ölçmek için bir ölçüdür bu anlamda. Mesela Azerbaycan ve Malezya bayrağında bu anlamda Ay ve güneş sembolizmi vardır.<br />
<br />
<strong>Allah (cc) Asr’a ve Arş’a yemin eder. Her ikisinin de anlamını, anlam derinliğini tam olarak bilemeyiz, anlayamayız. Bütün denizler mürekkeb, bütün ağaçlar kalem olsa, bütün insanlar yaratılmış şeyleri yazmaya kalksalar buna güçleri yetmez. Kainatın derinliği o kadar büyük.<br />
Aynı şekilde biz zamanın neresindeyiz onu da bilmiyoruz?<br />
Zaman, Evren, Ruh ve Madde, uzay nedir bilmiyoruz. Çok şey bilsek de o şeyin yaratılışına nisbetle bu bir anlam ifade etmeyecektir. Sonsuz karşısında sayılı bir değer, esasen, nisbi olarak yok hükmündedir.</strong><br />
<br />
İsra olayının yıl dönümü 15 Ocak Perşembe'yi 16 Ocak Cuma'ya bağlayan gece idrak edilecek.<br />
Bu tarih, Hicri takvime göre Recep ayının 27. gecesine karşılık geliyor (1447 Recep 27). O gün resulullah (sav) bir anda Mekke’den Mescid-i Aksa’ya gitti.<br />
Zaman ve mekanda bir yolculuk gerçekleşti. Daha önce de Hz. Süleyman zamanında Belkis’ın tahtı Yemen’den Kudüs’e taşınmıştı.<br />
Ashab-ı Kehf olayını hatırlayın. Orada da zaman, bir grub insan için durdurulmuştu.<br />
<br />
<strong>Biliyorsunuz, insanlar, melekler ve cinler aynı zaman boyutunda yaşamıyoruz.</strong><br />
Ve biz ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz.<br />
Biz tarihin sonuna yaklaşırken, ölüm ve hayat, zaman ve mekan, Ruh ve madde üzerinde yeniden düşünmemiz gerek.<br />
Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/miladi-yeni-yil/1606/</link>
<pubDate>Fri, 02 Jan 2026 17:43:38 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Vizyon Ve İllizyon!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Vizyon sahibi olmak ne demek?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Vizyon / “Vision”, İngilizce bir kelime, “Görme, yeteneği, görüş” gibi anlamlara gelir. “Görünür olmak /Göstermek / Gösteri / Gösteriş” aslında akraba kavramlar. “Vizyon sahibi, vizyoner”, </strong>Geleceği gören, büyük resim çizebilen, uzun vadeli ve ilham verici bir hedef / amaç belirleyebilme yeteneği.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İnsanları o hayale inandırıp peşinden sürükleyebilmek ile ilgili tehlikeli bir kavram aslında.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>“Kanaat önderi” </strong>gibi bir anlam da kazanıyor.<br />
“Kehanet” İslam’da haram, yasak, günah. Ama Hristiyanlar ve Yahudiler, Kehaneti meşru, Kahin’i “Keramet sahibi” gibi görüyorlar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kemalistler “Atatürk'ün vizyonu”ndan söz eder hep.<br />
Elon Musk'ın Mars'a insan gönderme vizyonundan söz ederler. İnsanlara gelecek, kader vadediyorlar birileri. Oysa Allah cc, başınızda peygamber de olsa, insanları, malları canları, sevdikleri ile, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edeceğini söyledi bize. O servet ve iktidarı halklar ve ülkeler arasında evirir çevirir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ne yani, <strong>Yakub aleyhisselam çocukları ile ilgilenmediği, ya da pedegoji bilmediği, vizyoner biri olmadığı için de başına gelenler geldi.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Hz. Nuh, 950 yıl yaşayacak, ancak onun gemisine bine yolcu sayısı 100 kişi bile olmadı.<br />
Bunu PR / Halkla İlişkiler konusundaki yetersizliği olarak mı okuyacağız?</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hatta bugünkü siyaset anlayışına göre, “Türkiye Yüzyılı vizyonu”nda olduğu gibi, geleceği görmek, okumak değil, örgütlemek, planlamak, inşa etmek anlamında mı okumalıyız?<br />
Bunu toplumda bir itibar ve güven inşası ile başarmak gerektiğini düşündüğü için birileri, toplum mühendisliğine soyunuyor ve toplumu “bilgi” ile değil, “algı” ile yönetmeye çalışıyorlar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ve bu güven ortamını inşa etmek için “itibardan tasarruf edilemeyeceği” iddiasını gündeme getiriyorlar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İşte tam da burada <strong>“vizyon” “illizyona” dönüşüyor.<br />
Araya “hayal tacirleri” giriyor, bugün teknolojiyi kullanarak “artırılmış sanal gerçeklik” yöntemleri ile size hayal satıyorlar.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Artık bu konu mühendislik konusu. <strong>“Toplum mühendisleri” </strong>var. “Beyin kontrol teknikleri” var.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Piyasada size ihtiyacınız olmayan bir şeyi ihtiyaç gibi gösteriyorlar.<br />
<strong>Yedikleriniz-içtikleriniz, giydiklerinizi sizin tercihiniz değil, sizin şuuraltınıza yüklenen talepler.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Siyaset, ideoloji, hayat tarzı dediğiniz şey, hatta tarih algısı, gelecek tasavvuru aslında size yükleniyor. Ve sistem sizi biyonik robot gibi kullanıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Eğitim bunun için var, Media bu emele hizmet ediyor, moda, sanat, diziler bunun için var bugün.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şeytan bu anlamda insanoğluna “yeryüzünde bir cennet ve ebedi bir hayat” vadediyor.<br />
Azazil, Havva annemize geldiğinde, ona “yeryüzünde bir cennet vizyonu” çizdi ve bu vizyonun kendileri için görünür olmasının “yasak meyve”yi yemesi ile mümkün olacağını söyledi ve sonuçta olan oldu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Şeytan aslında hala, insanlara aynı vizyonla yaklaşıyor.<br />
<strong>Hak-Batıl, İyi-Kötü, Doğru-Yanlış, Güzel- Çirkin tercihlerini manipüle ediyor.<br />
Sonuçta Hakikatin yerini sanal gerçeklik alınca, insanları Şeytani bir vizyonun peşine takılıyor.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Onun için Allah buyurmadı mı <strong>“Şeytan sizi Allah’la aldatmasın”</strong> diye. İnsanlar “Allah’ın cenneti”nden yüz çevirip, yer yüzünde bir cennet arayışına girip, Şeytanın ayak izlerinden cehenneme doğru, yokuş aşağı koşar gibi gitmediler mi? Allah’ı (cc) bırakıp din ve devlet büyüklerini, kanaat önderlerini, ideolojik liderlerini İlah ve Rab edinmediler mi, İdol edinmediler mi?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Zor bir zamanda yaşıyoruz.<br />
Ahir zaman, imanı bir kor ateşi elde tutmak gibi zor olduğu bir zamana doğru gidiyoruz.<br />
Resulullah'ın haber verdiği gibi ve bugün Gazze’de fragmanını gördüğümüz gibi bir akıbet insanlığı bekliyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ne diyordu Resulullah (sav): <strong>“Bildiğimi bilseydiniz, çok ağlar, az gülerdiniz!” Bu gidişata bakınca, şairin dediği gibi, şöyle düşünüyor insan: “Ağlayın su yükselsin, belki kurtulur gemi!”</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu vizyon, vizyoner kavramı Türkçeye 20. YY başlarında Fransızca’dan geçmiş, özellikle 1980-90'lardan sonra, ABD ve AB’den bize bulaşmış. 2000 sonrası ise AK Parti içindeki AKP’liler bu kavrama sahip çıkmışlar. İş dünyası ve yöneticiler bu yönde eğitim almışlar. Pazarcılar bile bu işi sevdiler, elmanın domatesin güzel, parlak olanını tezgahın önüne çıkarttılar. Çünkü görüntü ilk algıyı oluşturuyor, algı da talebi. İşin görünmeyen yanını reklam ve afişler müşterinin gözüne sokuyorsunuz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu çevreler anı, hali aşıp, “tul-u emel” peşinde geleceği gördüklerini ispatlamak için çabalarken, insanlara korkularından emin olacakları, kazançlı çıkacakları yolları, yöntemleri anlatmaya başladılar. Okulda, iş de başarı örgütlenen bir şeydi onlar için “Söz söylemek ve iş başarmak” bir yöntem sorunu idi birileri için. Hak olanı, doğru olanı yapmak unutuldu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kader, rızık, ecel, Melek, Cin, Şeytan unutuldu / unutturuldu.<br />
<strong>Allah böyle buyurmuştu. Biz, iyi, doğru ve güzeli yapsak bile Allah (cc) bizi. Artırarak ve eksilterek imtihan edecekti, ama doğru şeyler yaparsak cennete gidecektik. Bu şekilde düşündüğü için Hz. Ömer, çok başarılı olan bir komutan olan Halid b. Velidin başarısını, askerleri onun zeka ve cesareti ile ilişkilendirdiği için onu görevden aldı.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Karun başarısını kendi bilgi, girişimciliği, cesaret ve zekasının sonucu olduğunu söylediği için lanetlenmedi mi?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Vizyonerler <strong>“geleceği önceden görerek, tedbir almak ve hazırlık yapmak”</strong> konusunda kendisine aşırı bir güven içindedirler.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Evet, geleceğe ilişkin işaretleri doğru okuyarak tedbir alacağız.<br />
Hava bulutlu ise, şemsiyemizi almadan dışarı çıkmayacağız.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Düşmanlarımızın hareketlerini takib edip tedbir de alacağız. Ama bunların kadere hükmeden bir idare olmadığını da bileceğiz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Evet belki bu girişimler, kaderin tecellisinde bir esbab olacaktır. O da ayrı bir konu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Vizyon, asla kehanete ya da İllizyona dönüşmemeli.<br />
İllizyon “Gerçek olmayan, ama gerçekmiş gibi algılanan görüntü veya durum” ile ilgili bir kavram. Siyaset algı yönetimi ile, her şey kötü giderken, işlerin çok iyi gittiği gibi algı, vizyon üretebilir. Bu illizyondur. Bu “gerçek olmayanı gerçek gibi göstermek” haram bir eylemdir.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Bu anlamda kamuoyu verileri, istatistiki verilerde ölçüyü-tartıyı, hesabı ve mizanı manipüle edenler aslında Şeytani bir iş yapmış olurlar.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Toplumda infiale sebeb olmamak gibi bir bahanenin arkasına saklanarak bu tür yalanlara tevessül edenleri Şeytan, sureti haktan gözükerek aldatmaktadır.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Bir şey kötü gidiyorsa, onu işin başında görmek ve göstermek, tedbir almak ve halkın da o konuda tedbirli olmasını, destek vermesini sağlamak gerek. “Bana güven, gerisini merak etme sen” diyenler, her şeyi kendi çözmeye kalkanlar, halkı sürece katmayanlar, iş işten geçtikten sonra “infiale sebeb olmamak için yalan söylemeleri, onların yaptıkları işe meşruiyet sağlamaz.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Vizyon dar anlamda ve meşru olarak kullanılırsa gerçekleştirilebilir bir iş için, ilham verici bir gelecek tasarımı sunabilir. İllüzyon Gerçek olmayan, aldatıcı görüntü veya hayal ile ilgili bir durumu ifade eder. Meşru kullanımı, şaka ve eğlence için dar anlamda kullanılmasıdır. Ama siyasetin ve iş dünyasının elinde illizyon ve vizyon birlikte tehlikeli bir gaye için kullanılmaktadır bugün.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Artık teknoloji dünyasında Nesnelerarası İletişim’i, Artırılmış sanal gerçekliği, Yapay zekayı, Gerçek ve Hakikatı, Zan’nı, bilimi, Maddenin yapısını, MK Ultra : Beyin/Zihin Kontrolü’nü konuşuyoruz. Subliminal mesajlardan, Biokimyasal ya da BioRezonans yönteminden söz ediyoruz.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">MK Ultra deneyleri 1953-1973 yılları arasında ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) tarafından yürütülen çok gizli bir insan deneyleri programı idi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İnsan üstündeki deneyler Türkiye’de , İstanbul’da HZİ vakfı üzerinden gerçekleştirildi.<br />
CIA’nın hedefinde insanların Zihinlerinin kontrolü için teknik geliştirmek istiyorlardı. Sadece rakiblerinin beyinlerini okuma, sorgulama, beyin yıkama, itiraf ettirme, suikastçı yetiştirme değil, Trans Humanizm projesinin bir parçası olarak, mesela Komünist geni, Tanrı gen’i bulmuşlardı, buna göre yeni, ideal insanı programlayacaklardı. Vizyonerlik aslında bu işin Psiko sosyal davranışları manipüle etme anlamında bir anlam ve değer ifade ediyordu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Batıdan ithal kavram ve kurumlarla kendi dünyamızı anlamamız, açıklamamız mümkün değil. Batı teşhircidir biz değil.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Batı Show yapar, biz değil. Kollarına, ayaklarına taktıkları altınlarını göstermek için ayağını yere vuran ve kolunu hareket eden kadınlar kınanır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Mevlana ne diyordu, ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.<br />
Biz <strong>“Galu bela zamanı”nda, “elestü bezmi”nde Cenneti kalp gözü ile gördük ve sevdik.<br />
Dünyaya gelip, dünya gözü ile görünce bu görüntü/vizyon aklımızı başımızdan aldı.</strong> Biz de görünmek istedi, göstermek istedik.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu anlamda Vizyoner olmak çok tehlikeli.<br />
Çünkü bu dünyevileşmenin ilk adımıdır. Sonra da yüreğimize, bu sahip olduğumuz şeyleri kaybetme korkusu sardı. Ölmek istemiyorduk. ''Dünya sevgisi ve ölüm korkusu nefsimizi kuşatınca da, VEHN hastalığına'' yakalandık. En dehşetli dünyevileşmek hastalıklarının başında VEHN gelir. Kalp gözüyle görmek için ilim yetmez, hikmet de gereklidir.<strong> İçine sevgi, merhamet, şefkat, gerçeğin içine Hakikat de katmanız gerekir. Hakikate ulaşmak için gerçeklik basamaklarından yükselmek gerekir. Sadece aydınlanma, beden gözü ile görme ve gösterme, bizi mitolojideki tanrıdan ışığı çalan Promete’ye dönüştürür. </strong>O zaman “İllumunati / aydınlanma” yolunda ilerlersiniz. O yolun sonunda ise “Münevver” değil, “aydın” olursunuz. Kalp gözü ile bakanlar, eş yanın dış yüzünü değil, yaratılış gayesini görürler. Ve görevleri onu insanlara göstermektir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>“Hervele” yapabilirsiniz, sizi yorgun görmesinler diye, evinize misafir geliyor diye ortalığı derleyip toplayabilirsiniz.<br />
Kolunuz kırılırsa sakın yen içinde kalmasın.<br />
Savaşta kırılırsa, onu hemen geriye alın, düşmanın nazarında gizleyin, hemen yarayı açın ve tedavi edin.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kol kırılır yen içinde kalırsa, ya o kol kangren olur, kesilir ya da kırık eğri kaynar, yiğit çolak kalır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bizden istenen adil şahidler olmamız. İçi dışı bir olmak, inanmadığı halde inanmış gibi bir vizyonla insanları kandıranlar münafıktır. Ölçüyü tartıyı, hesabı, verileri tahrif edenler, yalancı ve aldatıcıdır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Elmayı parlatıp öne dizen ve müşterisine arka taraftan çürük elmaları veren pazarcı sahtekardır. Ölü yüzü pudralamak onları canlı kılmaz. Makyajla elde edilen güzellik vizyonu aldatıcıdır. Biz aldatanlardan da, aldananlardan da olmayalım. Hakikati perdeleyen bir vizyon, Şeytani bir eylemdir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/vizyon-ve-illizyon/1605/</link>
<pubDate>Tue, 30 Dec 2025 18:41:42 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>2025 yılında ekonomi değerlendirmesi</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye, 2025 yılında dezenflasyon süreci ve rezerv artışıyla finansal ve fiyat istikrarı güçlendirirken, faiz indirimleriyle ekonomik büyümeyi sürdürülebilir kılmayı hedeflemiştir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>EKONOMİK BÜYÜME VE GSYH</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2024 yılında ekonomik büyüme yüzde 3,3 gerçekleşirken, 2025 yılının ilk 3 çeyreğinde ortalama ekonomik büyüme yüzde 3,7 olarak gerçekleşti.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye ekonomisinin son dört çeyrek verilere göre, GSYH dolar bazında yıllıklandırılmış değeri 1,5 trilyon dolara ulaşmasıyla birlikte, kişi başına düşen milli gelir 17.000 dolar seviyesine ulaşmış oldu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2025 yılında ulaşılan bu miktar GSYH ile, Türkiye’nin uzun süredir içinde bulunduğu orta gelir tuzağından çıkacağı ve dolayısıyla Dünya Bankasının yaptığı sınıflandırmada yüksek gelirli ülkeler grubuna yükseleceği beklenmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>ENFLASYON VE FAİZ ORANI</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2025 yılında enflasyon oranında önemli oranda düşüş oldu. 2024 yılında yüzde 44,38 olan enflasyon oranı kasım ayı itibariyle yüzde 31,07 oranına düştüğü görülmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bununla beraber, 2024 yılı aralık ayında yüzde 47,5 olan politika faiz oranı 2025 yılı aralık ayında yüzde 38’e düştü.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu da dezenflasyon sürecine paralel olarak faiz oranında düşüşün devam ettiğini göstermektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>CARİ AÇIK VE BÜTÇE AÇIĞI</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Geçmiş yıllarda cari açık hem ekonomik büyüme hem de neden olduğu yüksek miktardaki dış finansman ihtiyacı nedeniyle uzun süre Türkiye ekonomisi için ciddi bir tehdit oldu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2025 yılında cari açık geçen yıla göre artacağı beklentisi varsa da cari açığın kontrol altına alınmış olması önemlidir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2025 yılında cari açığın 20-22 milyar dolar arasına olacağı ve cari açığın GSYİH’ye oranının yüzde1,3 civarında olacağı öngörülmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Deprem sonrası harcamalar bütçe üzerinde baskı oluşturmaya devam etse de mali disiplin korunmaktadır. 2025 yılı için öngörülen bütçe açığı 1,9 trilyon TL ve GSYH’nin yüzde 3,1’i civarında olacağı öngörülmektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>CDS VE MERKEZ BANKASI REZERVLERİ</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye ekonomisinde uygulanan sıkı para politikası sayesinde risk algısında (CDS) ciddi bir iyileşme ve rezervlerde tarihi rekorların kırıldığı bir dönem oldu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2024 yılında 250 olan CDS, 2025 yılında 205 seviyesine düşerken, 2024 yılında yaklaşık 156 milyar dolar olan rezervler 2025 yılında 192 milyar doları aştı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dolayısıyla, 2025 yılında ekonomik göstergeler açısından başarılı bir yıl olduğu görülmektedir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Erdal Tanas Karagöl</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/erdal-tanas-karagol/2025-yilinda-ekonomi-degerlendirmesi/1604/</link>
<pubDate>Mon, 29 Dec 2025 18:30:30 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ala külli hal: Elhamdülillah</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Evet, her şey birbirine çok fazla karıştı.<br />
İnsanlar kime güveneceklerini şaşırdılar.<br />
Bu sürecin toplum, özellikle gençlik üzerindeki tahribatı çok yıkıcı olacak.<br />
Bu işlere bulaşanlar o kadar çok ki, suçlular içinde ayrı bir yıkım söz konusu, makamlarını, paralarını, itibarlarını kaybedecekler. Ve dün herkesle kucaklaşırken bundan sonra arayan soran olmayacak.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Güvendikleri kişilerin öteki yüzleri görmenin toplumda sebep olacağı hayal kırıklığı da çok büyük olacak. Türkiye kendi içinde çok fazla bölündü, rekabet çatışmaya dönüşme riski taşıyor. Taraflar birbirine karşı husumet beslemeye başladı. <strong>Dini, etnik, ideolojik, politik, felsefi, vicdani; her çeşit kamplaşma söz konusu. Herkes birbirinden korkuyor. </strong>Bunlar hiç biri de kendi içinde birleşik bir cephe oluşturamıyor. Yani atomize olmuş durumdalar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Peki bu ahval ve şerait altında biz ne yapalım? <strong>Bir Müslüman günde ortalama 40 rekat namaz kılar. Bunun anlamı şu: Günde 40 kez “Elhamdülillahi Rabbül alemin” diye başlayarak Fatiha okur. Sonra tesbihatla 5 vakit namazdan sonra, her vakitte 33 kez “Elhamdülillah” diye tesbih çeker. 165 kez de bu şekilde “Elhamdülillah” der. Yani Bismillah diye bir şey yiyip içince de, sonunda “Elhamdülillah” der. Yaklaşık değişik vesilelerle 225 kez Elhamdülillah der bir Müslüman. “Ala Külli hal” Arabça bir tanımlama. "Her hâlde, her durumda, ne olursa olsun, kesinlikle, her ne şekilde olursa olsun, mutlaka, illaki” demek, yani deprem olsa, eviniz yıkılsa, yakınlarınızı kaybetseniz. De yine “Elhamdülillah” diyeceksiniz. Veren de o, alan da!</strong> Hz. Eyyüb bu konuda bizim için güzel bir örnektir. Zamanının en zengin kişisi idi, sonra en yoksul kişisi oldu, ardından çocuklarını kaybetti, o sabırla direndi ve Rabbine her halükârda şükreden, hamd eden, olanlar karşısında sabırla direnen bir kul idi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ne kadar çok şikayet ediyoruz, ne kadar çok şey istiyoruz?<br />
Hani bir şikayetimiz varsa, o konuyu çözmek için sorumluluk da kuşanmıyoruz.<br />
Allah adına o işi çözmek yerine bahane, mazeret üretiyoruz.<br />
Allah’ın bizden bir şeyler yapmamızı istiyor, mesela yoksullara yardım edin diyor, Yurtlarından çıkartılanlara, zulme uğrayanlara Gazze’ye yardım edin diyor, biz de Allah’a, bunları kendinin yapmasını istiyoruz. İsrailoğulları da Hz. Musa’ya Cihada çağrıldıklarında <strong>“Sen ve Rabbin yetersiniz, bizi niye böyle bir zor göreve davet ediyorsunuz ki”,</strong> diyorlardı. Bizim de Allah'tan bir şey isterken dikkatli olmamız gerek..<br />
Yoksa, ben savaşsam, yardım etsem de aslında her halukarda sonunda onu yapacak olan yine Allah’tır.<br />
Mülk de O’nundur. Her şey Onun iradesine bağlıdır.. O’nun bizden istedikleri bizim için bir imtihan vesilesidir. Şunu bilelim ki, Allah’ın yardımı, sabreden, şükreden ve direnenlerle beraberdir. Allah bizim ellerimizle zalimleri cezalandırmak ve mazlumlara yardım etmek istemektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Biz çalarak, alarak zenginleşen değil, vererek, ikram ederek, Allah’ın ikramı ile zenginleşen, yücelen bir medeniyetin çocuklarıyız. İnancımıza göre, Zekat ve Sadaka malı eksiltmez, artırır, bereketlendirir.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Zalim bir yönetim altında yaşarken de biz aynı Fatiha’yı okuruz, adil yönetim altında yaşarken de..<br />
<strong>Biz eğer “Allah’ın rızasının tecellisinin vesilesi” olursak, Allah cc bizim ellerimizle o zalimleri cezalandıracak ve mazlumlara yardım edecektir. Bu da büyük bir fırsat ve şereftir. Bütün olanlar bir imtihan vesilesidir. Sabreden, şükreden ve direnenlerden olacağız.</strong> Zalimler karşısında sessiz kalmak, boyun eğmek yok. Bu yaparken de sabır, sabır, sabır. Ve merhametimiz gazabımızdan, sevgimiz nefretimizden büyük olacak?<br />
Bir kişi ya da topluluğa, bir halka olan düşmanlığımız bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmeyecek, muhatabımız Firavun da olsa, ona güzel söz ve 'hikmet’le Hakka davet edeceğiz. Böyle davranmasaydık, Hz. Hamza’nın katili Vahşi nasıl Müslümanlar arasında dolaşabilirdi. En fazla Sahabe katleden Halid b. Velid nasıl İslam ordularının komutanı olabilirdi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Fatiha için “Ümmül Kitap” da denir. O<br />
bir başlangıç, bir açıştır.<br />
Söz olarak onu okusak da bugün mana olarak ondan çok uzaklarda yaşıyoruz toplum ve yönetim olarak. Hale baksanıza, iktidarı ve muhalefeti, Cemaati aynı çamur deryasında debelenip duruyoruz. Gazze’de neler oluyor, bizim gündemimiz ne?<br />
Onun için Kur’an bizlere “yeniden iman etmek”ten bahseder, <strong>“Mümin olduk demeyin, Müslim olduk deyin” der. Müslümanların çoğu bu uyarının bile farkında değil. “İman ettim” dediği şeyin anlamını ve kendinden isteneni bilmez. Bilmediğini de bilmez, öte yandan da övünüp dövünürken, kendini merkeze alarak mangalda kül bırakmaz. Sahi “iman ettik demekle yakamızın bırakılıvermeyeceğini” biliyoruz değil mi? </strong>Ya da Başınıza çaput bağladığınız çaput, markası ne olursa olsun (Eğer o başınıza örttüğünüzün anlamına ihanet ediyor, edep, iffet ve irfandan yoksunsanız), yine aynı şekilde İslam ahlakı ile ahlaklanmadan Hacca gidip, dönüp hayatınıza ve işlerinize kaldığınız yerden devam ediyorsanız, günahlarınızın silinivereceğini zannetmeyin. Şeytan sizi Allah’ın (cc) sizi bağışlayacağı yalanı ile aldatmasın. Bu işler Allah’ın (cc) gazabı’nı artırmaktan başka bir işe yaramaz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>İsterseniz, şimdi oturup Fatiha’nın manasını, üzerinde düşünerek yeniden okuyun bakalım “Alemlerin Rabbi” size ne diyor. O rahman ve rahimdir. Bağışlanma kapısı hep açıktık, tabii o zaman size bir Ömer, bir Halid imanı gerek. Yalnız ondan yarım isteyecek ve yalnız ona sığınacaksınız, liderlerinize, örgütünüze, Şeyhinize değil. Elbette onlarla istişare, şura yapacak, yardımlaşacağız da, onlara güvenerek bir işe girişmeyin, bir yola çıkmayın. “Allah’a dayanın say’e sarılın, hikmet’e ram olun”. Akif’in dediği gibi “yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol”.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hep şunu ise bizi sırat-ı müstakime / doğru yola ilet, bizi nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların değil. Evet Allah’tan (cc) bize Hakkı Hak, batılı batıl göstermesini isteyeceğiz. Çünkü bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz, Allah bilir!.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye üzerinde herkesin bir planı var ve herkes Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olmak için çok ciddi bir şekilde çalışıyor. İsrail, ABD, AB, ABD, Rusya kendi geleceği ile ilgili konularda karar verirken Türkiye faktörünü göz önünde bulundurmadan edemiyor. Tabii bunlar arasında Sykes-Picot ve Belfaur Deklerasyonunun arkasındaki ülke. İngiltere’nin ayrı bir yeri var. İmparatorluğun yıkılması ve Kemalist Cumhuriyetin kurulması, İsrail diye bir haydut devletin kurulmasının arkasında hep İngiltere var.<br />
Pax Biritannica bugün yeni senaryolarını hayata geçirmek için hazırlıklar yapıyor. Chathan House’de bu konuda arkası arkasına “Yuvarlak masa toplantıları” yapıldığı haberleri geliyor.<br />
City of London’ın LIBOR ve küresel sermaye akışındaki rolü son derece önemli. Off-Shore’lerdeki çalınmış, kayıt dışı, kirli ve kanlı kara paralar, “vergi cenneti” denilen yerlere sermayenin cehennemi olan adrese gidiyor. Türkiye’den ayrılmaya hazırlananlar kara para sahibleri için de ilk akla gelen adres olarak buralar öne çıkıyor.. Görünen o ki İngiliz derin devleti, istihbaratı sadece bilgi toplamak için değil, sosyal mühendislik yapmak için de devrede. Mesele sadece para değil yani. Ankara’nın bu anlamda kurlar sofrasında “Great Game / büyük oyuna” hazır olması gerekir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>MOSSAD da önemli CIA da, BND de tabii, ama İngiltere çok daha farklı. İngiliz istihbaratı Hedef ülkenin en kritik kurumlarına (ordu, akademi, bürokrasi, media) sızmak yerine; o kurumları yönetecek kişileri bizzat İngiltere'de eğitip geri göndermek için hazırlıklarına çok önceden başlar.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Tony Blair'in kurduğu Tony Blair Institute for Global Change <strong>(TBI) ile bugün 30'dan fazla ülkenin hükümetine doğrudan "danışmanlık" hizmeti veriyor. TBI, gelişmekte olan ülkelere ("dijital kimlik" ve "sağlık verilerinin dijitalleşmesi" projelerini pazarlıyor. Bu, o ülkelerin tüm vatandaşlık verilerinin İngiliz menşeli teknoloji devlerinin (Oracle gibi) eline geçmesi demektir. </strong>Larry Ellison gibi teknoloji devleri ve Körfez sermayesi bu vakfın ana damarlarıdır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">BBC ve Reuters gibi kurumlar "tarafsızlık" maskesi altında küresel bir standart belirler. Bir liderin "diktatör" mü yoksa "demokrasi savaşçısı" mı olduğu, Londra'daki bu editör masalarında belirlenir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bakın, onların bu planları say say bitmez. Onların bir planı varsa, Allah’ın da bir hükmü var. Galib olacak olan Allah’ın hükmü’dür. “La galibe illallah”. Allah’ın rahmeti ile hayatımıza tecelli etmesi için bizim de esbabına tevessül etmemiz gerek. Bunun da başı tevbe ve istiğfardır ve, kendimizi değiştirmektir. Biz kendimizi, halimizi, ilişkilerimizi değiştirmeden Allah (cc) bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir.<br />
Unutmayalım ki, hayır da, şer de, Şeytan da Allah’ın iradesi içindedir. Allah’ın muttaki kullarına Şeytan bir zarar veremez. Ve bazı durumlarda bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz Allah bilir. “Allah’ın ipi”ne tutunursak, onları kurdukları tuzakları onların başına geçirir ve oradan bize bir çıkış yolu gösterir. Bakarsınız “Hak şerleri hayreylemiş”.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Görünen o ki, 2026 çok kolay geçmeyecek, ülkemizde, bölgemizde ve dünyada kıtlık, kuraklık, terör, kaos, karmaşa, deprem, yangınlar, patlamalar kazalar, sosyal olaylar, ekonomik, sosyal, askeri, siyasi, diplomatik krizler yaşanacak. Tabii geleceği yalnız Allah bilir.<br />
<strong>Mevcut durumda, siyaset, bürokrasi, sermaye sahipleri, ümera, ülema, kalemiye, seyfiye takımı, bir türlü kendi sorumluluğunu kabul etmek istemiyor. Herkes sürekli ötekileri suçluyor, kimse “biz cahillerden zalimlerden olduk” demiyor.</strong><br />
Birilerinin hain planları, toplumun cahilliği, zulmü, adaletsizliği fuhuş, kumar, uyuşturucu, her sokağa taşan her türlü ahlaksızlık, İlahi gazaba kapı aralar gibi gözüküyor. Bazı şeyler için çok geç kaldık da belki Yunus aleyhisselamın kavmi gibi son gün kurtulanlardan oluruz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/ala-kulli-hal-elhamdulillah/1603/</link>
<pubDate>Mon, 29 Dec 2025 18:27:20 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Dijital Stockholm Sendromu:  Bizi Kontrol Edeni Neden Savunuyoruz?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Garip bir çağda yaşıyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Teknolojiyi icat edenler ondan uzak duruyor, teknolojiyi en az tanıyanlar ise ona en sıkı şekilde bağlanıyor. Sosyal medyayı kuranlar çocuklarına tablet vermiyor, algoritmaları yazanlar ekran süresini sınırlıyor. Ama biz, zarar verdiğini bildiğimiz hâlde telefondan kopamıyoruz. Bu bir çelişki değil; bu bir psikoloji.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İşte tam bu noktada akla rahatsız edici bir benzetme geliyor: Dijital Stockholm Sendromu.</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Klasik Stockholm Sendromu’nda, rehine kendisine zarar veren kişiye zamanla bağlanır, onu savunur, hatta onunla özdeşleşir. Dijital dünyada olan da buna çok benziyor. Bizi bağımlı hale getiren, dikkatimizi parçalayan, zamanımızı tüketen teknolojiyi tanıyoruz. Nasıl çalıştığını az çok biliyoruz. Ama yine de onu savunuyoruz. “Herkes böyle”, “başka çaremiz yok”, “olsun, kolaylık sağlıyor” diyerek kendimizi ikna ediyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Teknolojiyi yaratanlar bu sistemlerin nasıl çalıştığını çok iyi biliyor. Bildirimlerin neden kırmızı olduğunu, kaydırma hareketinin neden sonsuz tasarlandığını, beğeni sisteminin beynin hangi kimyasına dokunduğunu biliyorlar. Çünkü bunlar tesadüf değil; dikkat ekonomisinin bilinçli ürünleri. Ama biz kullanıcılar, bu mekanizmayı gördüğümüz hâlde rahatsız olmamayı tercih ediyoruz. Çünkü vazgeçmek zor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Zarar veren bir şeye alışmak, onu sevmek zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor. Ama insan zihni, kaçamadığı bir durumla karşılaştığında onu normalleştiriyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>“Zaten dinleniyoruz”, “zaten izleniyoruz”, “zaten her şey kayıt altında” cümleleri işte bu teslimiyetin dili. Bu noktada artık korku yok, itiraz yok; sadece kabullenme var.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">En tehlikeli kırılma da burada yaşanıyor. Eskiden insanlar teknolojiden şüphe ederdi. Şimdi ise teknolojiye dair her eleştiriyi abartı olarak görüyoruz. Bizi yönlendiren algoritmaları savunuyor, bizi bağımlı yapan uygulamaları hayatın vazgeçilmezi ilan ediyoruz. Tıpkı rehinenin, kendisini tutsak eden kişiyi koruması gibi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu yüzden <strong>“teknolojiyi yaratanlar neden teknolojiyi sevmiyor?”</strong> sorusu aslında çok anlamlı. Çünkü onlar sistemin arka planını görüyor. Biz ise ön yüzüyle yetiniyoruz. Onlar riskleri biliyor, biz konforu seçiyoruz. Onlar sınır koyuyor, biz sınırsızlığa teslim oluyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Mesele teknoloji düşmanlığı değil. Mesele şu soruyu sorabilmek:<br />
Bizi kontrol eden bir şeyi neden bu kadar gönüllü savunuyoruz?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Belki de çağımızın en büyük yanılgısı, özgür olduğumuzu sanmamız. Oysa gerçek özgürlük, zarar verdiğini bildiğin bir şeyden vazgeçebilme gücüdür. Eğer bunu yapamıyorsak, adı ister bağımlılık olsun ister alışkanlık… Sonuç değişmiyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Belki de gerçekten yaşadığımız şey şudur:<br />
Bizi esir alan bir sistemi sevmeyi öğrendik.<br />
Ve buna normal diyoruz.                                </strong>                        </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Pusulanız bilgi olsun.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Emre Okumuş</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/emre-okumus/dijital-stockholm-sendromu-bizi-kontrol-edeni-neden-savunuyoruz/1602/</link>
<pubDate>Mon, 29 Dec 2025 16:33:23 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Büyük gözaltı gerçekleşiyor mu?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Libya askeri heyetini taşıyan uçak, Ankara’da Esenboğa’dan dönüş yolunda havalandıktan kısa süre sonra düştü. Bu uçak “alçak irtifa uyduları üzerinden RF silahı ile vurulmuş olmasın (!?). Ortada basit bir İsrail-Yunanistan yakınlaşması yok. İsrail, Güney deniz sınırımızda Meis’te de var, Kıbrıs’tad a. Kıbrıs’ta artık İngiltere’nin dışında Fransa da var, İsrail de Hatta Hindistan da var. Karada SDG/KCK-PYD üzerinden bütün kara sınırımız boyunca var. Doğuda Azerbaycan’da gizli bir İsrail, bir ABD, bir İngiltere var. Chabat ve Rothchilid ailesi var. İran üzerinden PJAK var SDG bağlantılı. Karadeniz’de Ukrayna var, NATO Karadeniz’in güvenliği için orada var olmaya hazırlanıyor. Türk dünyası, Gürcistan ve Ermenistan’ın güvenliği NATO’nun ilgi alanında artık.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İsrail açık açık komşu ülkelerin sınır, rejim ve iktidar yapılarının değiştirilmesinden söz ediyor. Hatta Türkiye’de, İran’da, bölgedeki diğer bazı ülkelerin sınır, rejim ve iktidar yapılarını dönüştürmekten söz ediyor. Büyük İsrail projesi içinde Hazara’dan, Karay’lardan söz ediyor. Önümüz arkamız, sağımız solumuz sobelenmiş, anlayacağınız.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ege ve Akdeniz’deki hareketlilik sadece İsrail ve Yunanistan diyaloğunun sonucu oluşturulan bir ittifak değil. 15 kadar ülkeyi doğrudan ve dolaylı olarak ilişkilendiren bir hareket. Ege adalarına yasak olmasına rağmen, ABD’nin Ukrayna için getirdiği silahlarla silahlandırıldı. Yed-i emin olarak Yunanistan’a, tasarruf yetkisi aynı zamanda İsrail’e bırakılan bu silahların bir kısmı Kıbrıs Rum kesiminde, bir kısmı Katar’da, bir kısmı Tenef’de. Katar’da olan İran’a karşı, Ürdün-Suriye/ırak sınırındaki, “<strong>Davud koridoru</strong>”nun son noktasındaki ABD’ye aid <strong>Tenef </strong>üssü Suriye’ye ve SDG/KCK-PYD üzerinden Türkiye’ye karşı konuşlandırılmış durumda. Bu silahların bir kısmı Azerbaycan’da, Rusya’ya karşı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Libya tezkeresinin uzatıldığı gün Ankara’da Libya Genelkurmayının uçağının vurulması, Faili Meçhul İHA’ların Çankırı’ya, İzmit’e, Balıkesir’e ulaşmış olmasından daha öte bir anlamı var. Karadeniz’de 4 gemimiz vurulmuş, biz “<strong>Terörsüz Türkiye</strong>” muhabbeti, Gazze’de ateş kes ve Filistin halkının geleceği ile ilgili ABD’nin başkanlığında, <strong>Kushner/Dahlan senaryosu</strong>nu konuşuyoruz aylardır. Kahire’de, Katar’da, ABD’de, Paris’te.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">31.3.-11.4 2025’te <strong>Andravida Hava Üssü</strong>'nde gerçekleştirilen, <strong>İsrail</strong> ve <strong>Yunanistan</strong>'ın merkezinde yer aldığı "Iniochos 2025” çok uluslu Yunan Hava Kuvvetleri tarafından düzenlenen ortak askeri tatbikata aralarında <strong>Katar</strong> ve <strong>BAE</strong>’nin yer aldığı toplam <strong>12 ülke </strong>aktif olarak katıldı. Bu ülkeler şunlar: Yunanistan hava, kara, deniz gücü ile harekatın merkezinde yer alırken, ABD (F-16, KC-46 ve KC-135 tanker uçakları), <strong>Fransa</strong> (Mirage 2000), <strong>Hindistan</strong> (Su-30), <strong>İsrail</strong> (G-550), <strong>İtalya</strong> (Tornado), <strong>Karadağ </strong>(Bell 412 helikopteri), <strong>Polonya</strong> (F-16), <strong>KATAR</strong> (F-15) Bu katılım, <strong>İsrail</strong> ile <strong>Katar</strong>'ın bilinen ilk ortak hava tatbikatı olarak dikkat çekmiştir, <strong>Slovenya</strong> (PC-9), <strong>İspanya </strong>(F/A-18 Hornet), <strong>BAE</strong> (Mirage 2000-9). Gözlemci olarak katılan “<strong>dost ülkeler</strong>” (!?) ise <strong>BAHREYN</strong>, <strong>Kıbrıs</strong> ve <strong>Slovakya</strong> oldu. (<strong>Azerbaycan</strong> niye katılmadı ise) ... Bu tatbikat, modern hava operasyonlarının tüm spektrumunu kapsayan çeşitliliğe sahipti. Ayrıca 2025 başında İsrail ve Yunanistan arasında ikili hava yakıt ikmali tatbikatları da yapılmıştır. Aynı yıl içinde <strong>Kıbrıs, ABD, Fransa, İtalya</strong>’nın da katılımı ile. “<strong>Noble Dina deniz tatbikatı</strong>” yapıldı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Kissinger</strong>, daha önceki bir mülakatında, yapay zekânın “<strong>nükleer silahların ortaya çıkışı kadar önemli ama ondan daha az öngörülebilir</strong>” olabileceğini söylüyordu. <strong>Eric Schmidt’</strong>de yazdığı “<strong>Genesis</strong>” (<em>Yaratılış, Doğuş, Başlangıç, Oluşum / Köken / Menşe anlamlarına gelir. <strong>Genesis</strong>,” <strong>Eski Ahit/Tevrat</strong>” taki "<strong>Yaratılış Kitabı</strong>" veya "<strong>Tekvin</strong>" bölünün adıdır</em>) isimli makalesinde aslında “<strong>Palantir</strong>” isimli yapay zekânın bütün savaş ve istihbarat kavram ve kurumlarının yeniden yazılması son ucunu doğuracağını ileri sürüyordu. Yeni savaş, toprak işgalini değil, beyin, kalp, mide ve damarların işgalini öngörüyor. “<strong>Beyin kontrolü</strong> gerçekleştikten sonra zaten bir düşman da kalmıyor. Belki de biz şu an ilan edilmemiş bir savaşın içindeyiz. Gelecekte güvenlik sistemleri, siber ordular, <strong>Avatarlar, Humanoidler ve Klonidler</strong> üzerinden tanımlanacak. Bugün <strong>Chemtrail </strong>ile tepemizden püskürtülen kimyasallar, “bir kimyasal silah saldırısı” anlamına gelmez mi? Damarlarımıza zerkedilen mRNA’lar bir biyolojik savaş ajanı değil mi idi. Geni ile oynanmış tarımsal ve hayvansal gıdalar, gıda kimyasalları ve endüstriyel gıdalar. Bize ilaç diye verilen haplar, kozmetikler birer kimyasal savaş ajanı olamaz mı? Evet cep telefonları, 5G, akıllı evler, şehirler, işletmeler, otomobiller hepsi birer siber savaş ajanı olamaz mı?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Büyük kuşatma bütün hızı ile devam ediyor. Hem de ülkeler bunu kendi bütçelerinden ödedikleri paralarla ve davul çala çala yapıyor. Fransa'nın dış istihbarat servisi “<strong>Directorate General for External Security</strong>” (DGSE)'nin başkanı <strong>Nicolas Lerner</strong> diyor ki “Cebinizdeki telefon bir casustur, Konuşmalarınızın gizliliğinin garantisi yok. Hatta uçtan uca şifrelenmiş uygulamalarda da siz göndermeden / şifrelenmeden önce yazdıklarınızı ele geçiren yazılımlar vardır. Ticari veya devletlerin kullandığı yazılımlar bunlar. Söylediğim / yazdığım her şeyin ele geçirilebileceğinin bilincinde olmalısınız” O sohbet odaları Whatsapp grupları hepsi istihbarat sağım merkezleridir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugün gelinen noktada Çin, Rusya ve Endonezya'nın, “Foxconn” tarafından üretilen Apple cihazlarında kaldırılamayan İsrail casus yazılımı bulunduğunu doğrulamasının ardından bir takım. Ülkeler iPhone’ları sınırlandırmaya hatta yasak getirmeye çalışıyor. Ama birçok ülke hala 5G’lerin insan hayatı ve ülke güvenliği için nasıl büyük tehdit olduğunun hala farkında değil sanki.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Buyurun, bu da Çin’den bir haber: Çin, milyonlarca biyometrik yüz tanıma kamerasını denetleyen “City Brain kamu gözetim sistemi”ni kuruyor. Uydular, dronlar ve sabit kameralardan oluşan bir kombinasyon, günde milyonlarca görüntü topluyor. Ayrıca, vatandaşların otobüs, metro ve kredi kartları da gerçek zamanlı olarak izleniyor. Bu sistem daha sonra diğer ülkelere pazarlanacak.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu arada <strong>Edward Snowden</strong> şok edici bir uyarıda bulunuyor: Veri madenciliği algoritmaları, sosyal mühendislik için sessizce dijital bir plan oluşturuyor. Bu, Çin tarzı bir sosyal kredi sistemini Batı'ya getirmenin temellerini oluşturuyor. Çin, insanları kontrol etmek için veri madenciliği yapacak 1.000 Veri Merkezi inşa etmeyi planlıyor</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çünkü <strong>Google</strong>, <strong>Amazon, Apple </strong>gibi Amerikan teknoloji şirketleri hala dünyadaki İnternet'in büyük bir kısmını kontrol ediyor... bu nedenle Çin'in kendi iç pazarı için yalnızca 1.000 Veri Merkezine ihtiyacı var.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir başka haber de lityum pilli otomobiller, güneş enerji panelleri, hackerler tarafından ele geçirilip patlatılabiliyormuş. Ve bu yangınlar öyle kolay kolay söndürülemiyor ve patlamalar da yıkıcı olabiliyor. Aynı risk cep telefonları için de geçerli. Cep telefonları bir istihbarat aparatı da olabilir, bir suikast silahına da dönüştürülebilir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yapay Zekâ Mühendisi <strong>Mike Adams</strong>, Yapay Zekâ teknolojisinin halkın Bildiğinden çok daha gelişmiş olduğu konusunda uyarıyor. Yapay Zekâ yalnızca milyarlarca insanın işini elinden almakla kalmayacak, aynı zamanda, Global Resetçiler kontrolü ele geçirdiklerinde gezegenin altyapısını/insan taşıma kapasitesini yok ederek milyarlarca insanı da öldürebilecek. <strong>Mike Adams</strong>, yapay zeka konusunda uzmanlaşan ve varsayılan ayarları kullanmayı reddeden yapay zeka kullanıcılarının bu kirli oyunun tehditlerinden kendilerini koruyabileceklerini, ancak birçok kişi için bu tehlikenin açık ve yakın bir tehdit oluşturduğunu söylüyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Korkarım bu anlamda 2026, 2025’i aratacak. <strong>TeoPolitik </strong>endişelerin daha da artacağı bir yıla giriyoruz. Bio Hackerleri daha duyacağız. Artık iş, hormonlu gıdalar boyutunu aştı. “Biyo<strong>lojik savaş</strong>”tan söz ediyoruz bugün, <strong>Biyopolitik</strong> bir kaos’ tan söz ediliyor. Genetiği ile oynanmış canlılar yarın bir salgına dönüştürülebilir ya da canavar canlılar üretilebilir. Hatta Ruhsuz insan üretimi için kuluçka makinaları üretimi planlıyorlar. Genetik mühendisliği kadar toplum mühendisliği de başımızın belası bu süreçte. Sağlık, Aile Çevre ve Gıda üzerinde oynanan oyunlara dikkat.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Gelecek günler, bu gidişle geçen günleri aratacak gibi gözüküyor. Teknoloji tabanlı post modern tıp ile aslında biyolojik insanın yerine genetik manipülasyon ve klonlama yöntemi ile <strong>Trans Hümanizm</strong> projesinin bir parçası olan “<strong>Nesneler arası iletişim</strong>”in NESNE’ si olan, insan, ahlak, gelenekten ve biyolojik cinsiyetten bağımsız, BİREY olarak tanımlanan, tanrı olmaya aday yeni bir insan “yaratmak” (!?)tan söz ediyor Global Resetçiler. Gıda, sağlık, kozmetik bundan sonra bu temelde şekillendirilemeye çalışılıyor. Bu tartışmalar, yapay zekâ, iklim, karbon ayak izi, aile, gıda, sağlık, kıtlık-kuraklık, su üzerinden kendisini daha çok hissettirecek gibi gözüküyor. Yeni bir karbon tüketimini esas alan bir Kripto Para üzerinden bütün dünya ve insan hayatı kontrol edilmek isteniyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/buyuk-gozalti-gerceklesiyor-mu/1601/</link>
<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 15:30:55 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Pezeşkiyan'dan Mehmet Akif'e</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">@kemalozercom (@CaucasianLive)‘in bir paylaşımda Mesud Pezeşkiyan’ın “Mucizeler yaratamam. Birçok vaadimi yerine getirmek istiyorum ama siyasi sistemimiz bazen buna izin vermiyor. Ülke çıkmaza girdi, krizden çıkış için fikirler tükendi. Eğer komşularımız bizden çekiniyorsa, oturup düşünmek gerekir: Neden böyle? İran ciddi bir kaos içinde. Ülke öyle bir kriz yaşıyor ki, yalandan her şey iyi demek mümkün değil. Yönetim o kadar problemli ki, suçlu olarak sadece ABD veya Siyonist rejimi göstermek mümkün değil. Öncelikle sorun kendimizde” dediği aktarılıyor.</p>

<p style="text-align: justify;">Tövbe etmek isteyenler için kendi nefsi ve yönettikleri kurumun şahsında şekillenen kollektif nefsi savunmadan, “adil şahitlik” gereği, nefs muhasebesi yapacaksınız.</p>

<p style="text-align: justify;">Önce bu Pezeşkiyan kim? İran İslam Cumhuriyeti'nin mevcut cumhurbaşkanıdır. 2024 Temmuz'unda yapılan seçimlerde “reformcu kanad”ı temsil ederek seçilmiş ve 28 Temmuz 2024'te göreve başlamıştır. Halen bu görevdedir. Daha önce kalp cerrahı olarak çalışmış, 2001-2005 yılları arasında Sağlık Bakanı olmuş ve uzun yıllar İran Meclisi'nde milletvekilliği yapmıştır. İran'ın 9. cumhurbaşkanı olan Pezeşkiyan, Dini önder Ali Hamaney ile uyumlu bir siyasetçi. İran coğrafi olarak, nüfusu, tarihi, ekonomik büyüklüğü, toplum yapısı olarak Türkiye ye çok benzeyen bir ülke. Hz. Ömer zamanında <strong>Kadisiye savaşı</strong>ndan sonra Müslümanların eline geçti. Ancak Safevi yönetimi, kendine has bir Şia yönetimi kurdu. Devrime kadar da kı krallıkla yönetildi. Türkiye’den sonra nüfus olarak en büyük 2. Türk topluluğuna sahiptir. Ülkedeki en büyük nüfus Azerilere aittir.</p>

<p style="text-align: justify;">İktidar ve muhalefet olarak siyaset, bürokrasi, akademi, ...SİAD, Media, Kadın erkek, herkes için tevbe kapısı tek kapıdır. <strong>Mehmet Akif</strong> üzerinden bu konuda bir okuma yapalım! Mehmet Akif Ersoy bu durumda ne yapmalı. Evet, Allah’a ve ahiret gününe iman eden herkes ister devlet başkanı olsun ister gazeteci topluma zarar veren büyük bir günahın içine sürüklenmişse, Müslümanca bir duruşla bu rezillikten kurtulmak istiyorsa ne yapmalı?</p>

<p style="text-align: justify;">Size ahval-i şahsiye’nize ilişkin kusurlarınızı sormuyoruz. Onun için o günahlar “<strong>Kul hakkı</strong>”na girmez. Kişisel günahlarınıza bir daha tekrarlamamak üzere tevbe edersiniz, Allah (cc) de sizin aklınızdan, kalbinizden geçenleri bildiği için “Tevbe-i Nasuha” ile, gerçekten pişmanlık duyar tövbe eder ve o günahları tekrarlamamanız, Allah (cc) tövbenizi kabul eder. Ama başkaları ile birlikte ve bir başkasına zarar verecek bir şekilde bir günah işlemişseniz, orada önce suçunuzu itiraf etmelisiniz. Yalan söylememeli, iftira etmemelisiniz. Bildiğiniz her şeyi, açık yüreklilikle, yalnız Allah’tan korkarak ve ona sığınarak itiraf etmelisiniz. Sözlerinizde eksik bir şey bırakmamalı, olan şeyden daha fazla bir şey söylememelisiniz.</p>

<p style="text-align: justify;">Allah (cc) nefsini kınayanın bu eylemine yemin eder: "Hayır, yemin ederim kıyamet gününe!<br />
Hayır, yemin ederim kendini kınayan nefse!" (<em>Kıyamet, 75/1-2</em>). Kimseden korkmayın, Allah’tan korkun. Allah (cc) sizi görüyor, duyuyor, biliyor. Bugün itiraf etmediğiniz günahlarınız bütün çıplaklığı ile ortaya dökülecek. Bir dost ve yardımcı da bulamayacaksınız. O gün bağışlanma için çok geç. Korkmayın ecelinizden önce ya da sonra ölmeyeceksiniz. Rızkınızdan az ya da çok yemeyeceksiniz, Kaderinizden başka bir kader de yok.</p>

<p style="text-align: justify;">İkinci adım. Pişmanlık içinde özür dileyeceksiniz. Haksız tüm edinimlerinizi, para, makam, imkân, o her ne ise, hepsinden vazgeçecek, zarar verdikleriniz ve haksız edinimlerinizi hak sahibine iade edecek, tazmin edeceksiniz.</p>

<p style="text-align: justify;">Üçüncü adım, bir daha o kötü işlere geri dönmeyeceksiniz. Yeniden iman edeceksiniz. İşte o zaman tövbeniz kabul edilir. Adınız “Vahşi” de olsa, daha önce <strong>Hz. Hamza</strong>’yı şehid etmiş olsanız bile, artık siz Ümmetin bir parçasısınız demektir. <strong>Halid b. Velid</strong> de daha önce en fazla Sahabeyi şehid etmiş biri değil mi idi?</p>

<p style="text-align: justify;">Allah’ın rahmetinden umud kesilmez. Yeter ki biz, Müstekbir’lerden, Münkirlerden, Münafıklardan, Mütrefin’lerden olmayalım. Belam’laşmayalım, Firavunlaşmayalım, Karun’laşmayalım, Cahillerden ve zalimlerden olmayalım, Tağut’lardan olmayalım ve Tağut’ların peşinden gitmeyelim.</p>

<p style="text-align: justify;">Kur'an-ı Kerim'e göre Tağut, “Fahşa” örneğinde olduğu gibi, “haddi aşmak”, azgınlaşmak, sınırları ihlal etmek" anlamında bir kelime olup genellikle Allah'tan başka tapılan, itaat edilen, hak yoldan saptıran her türlü varlık, güç veya otoriteyi ifade eder. Bu; putlar, şeytanlar, kâhinler, zorba liderler. Allah'ın hükümlerine aykırı kanun koyan sistemler veya insanları şirke yönelten her şey Tağut olabilir. Tağut, şirkin ve küfrün sembolüdür; Tağut’u reddetmek ise imanın temel şartlarından biri olarak vurgulanır. Kur'an'da “Tağut” kelimesi 8 ayette geçer ve genellikle reddedilmesi emredilir. (<em>Bakara 256</em>-257): "Dinde zorlama yoktur. Doğru yol sapıklıktan ayrılmıştır. Kim tağutu reddedip Allah’a iman ederse, kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah işitendir, bilendir". "Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise tağut’tur. Onları aydınlıktan karanlıklara çıkarır. İşte onlar cehennemliklerdir, orada ebedî kalacaklardır."</p>

<p style="text-align: justify;">(<em>Nisâ 51</em>): "Kendilerine Kitap’tan nasip verilenleri görmedin mi? Onlar tağuta ve cibt’e (putlara/bâtıla) inanıyorlar ve inkârcılar için: 'Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır' diyorlar." (<em>Nisâ 60</em>): "Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını iddia edenleri görmedin mi? Tağut önünde muhakeme olmak istiyorlar. Oysa onu reddetmeleri emrolunmuştu. Şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek ister."(<em>Tağut burada, Allah'ın hükmü yerine başka otoriteleri <strong>hakem kabul etmek</strong> anlamında kullanılır</em>). (<em>Nisâ 76</em>): "İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler ise tağut yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz şeytanın tuzağı zayıftır."</p>

<p style="text-align: justify;">(<em>Mâide 60</em>): "De ki: Allah katında cezaca bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi? Allah’ın lânetlediği, gazap ettiği, içlerinden maymunlar ve domuzlar kıldığı kimseler ile tağuta tapanlar... İşte onlar konumları daha kötü, doğru yoldan daha sapmış olanlardır."</p>

<p style="text-align: justify;">(<em>Nahl 36</em>): "Andolsun ki biz, her ümmete: 'Allah’a kulluk edin, tağut’tan kaçının' diye peygamber gönderdik."</p>

<p style="text-align: justify;">Kur'an'da tağut, genellikle şeytanın dostu, insanları Allah yolundan alıkoyan güç olarak tasvir edilir. Tağut’u reddetmek, tevhidin (<em>Allah'ın birliğini kabulün)</em> gereğidir; ona itaat veya tapmak ise şirktir. Tövbe ile Allah'a yönelenler için rahmet kapısı her zaman açıktır.</p>

<p style="text-align: justify;">Hadi, Mafya babaları, haydi uyuşturucu kullananlar, hadi Fuhuş bataklığından debelenenler, hadi Politikacılar, Bürokratlar, Gazeteciler, Sanatçılar, İş adamları, yargıçlar Allah’ın bu daveti hepinize, (<em>Zümer 17</em>): "<strong>Tağut’tan, ona kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele!</strong>"</p>

<p style="text-align: justify;">Muhatabım <strong>Pezeşkiyan</strong> ya da <strong>Mehmet Akif Ersoy değil</strong> aslında, kendi nefsim dahil, herkesedir Allah’ın bu daveti. Onlar üzerinden herkese bir çağrıdır aslında. Bizim boşa harcayacak 1 kuruş paramız, boşa geçirecek bir saniye zamanımız, feda edecek, cehenneme sürüklenmesine razı olacağımız tek bir insan yok aslında. İnadına Allah’ın ipini bırakıp Şeytan ve onun dostu Tağut’ların peşinden gidenlere gelince, zalimler için yaşasın cehennem.</p>

<p style="text-align: justify;">(Bakara 222) deniyor ki, “...Şunu iyi bilin ki, Allah tövbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever." (<em>Tövbe 104</em>): "Bilmiyorlar mı ki, kullarının tövbelerini kabul eden Allah’tır, sadakaları da O kabul eder. Allah, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir."</p>

<p style="text-align: justify;">(<em>Şûrâ 25</em>): "O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve işlediklerinizi bilendir."</p>

<p style="text-align: justify;">(<em>Zümer 53</em>): "De ki: 'Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."</p>

<p style="text-align: justify;">"Allah tevvâbtır, rahîmdir" (<em>tövbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir</em>). (<em>Bakınız: Nisâ 16, Tövbe 118, Bakara 37</em>). "Allah ğafûrdur, rahîmdir" (<em>çok bağışlayandır, çok merhamet edendir) (Bakınız: En'âm 54, Âl-i İmrân 135, Tövbe 5 Vd</em>.)</p>

<p style="text-align: justify;">Ayların ilki, Haram aylardan Recep ayındayız. Gelin hepimiz tevbe istiğfar edelim. Masum olan peygamberler bile tevbe istiğfar ederler. İnadı, kibri, övünmeyi bırakalım, itirafçı olalım. “İnni küntü minezzalimin” diyelim. Nefs muhasebesi yapalım. Nefsimizi aklamaktan, tarihle, atalarımızla övünmekten geleceğe ilişkin dünyevi hayaller kurmaktan vazgeçelim, Kur’an ve nübüvvete sadâkatimizi gözden geçirip, vahye şahitliğimizi gözden geçirelim. “Adil şahitler” olalım inşallah. Selam ve dua ile.</p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/pezeskiyan-dan-mehmet-akif-e/1600/</link>
<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 12:58:21 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Savunma sanayi diyorsunuz da!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İthal ikamesi ile savunma sanayi olmaz. Önce bunu bir kenara not edelim. Eğer size bir ülke, hammadde, bilgi ve teknoloji desteği veriyorsa, sizin yapamayacağınız bir şey yok. <strong>Pakistan</strong> <strong>Zülfikar Ali Butto</strong> zamanında <strong>Atom bombası</strong> ve <strong>süpersonik füzeler</strong> yaptı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kuzey Kore’yi biliyorsunuz, 27 Milyon nüfusu olan 120.540 km²lik bir ülke. Yani Konya’nın 3 katı bir coğrafyaya sahip. Güney Kore’nin nüfusu Kuzey Kore’nin iki katı, Yüzölçümü ise Kuzey Kore’den de %20 daha küçük.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">25.6.1950- 27.7.1953 tarihleri arasında biz ABD’nin yanında “<strong>Ucuz Asker</strong>”dik! <strong>Savaş boyunca Türkiye toplam 741 can kaybı ve 2147 yaralı verdi</strong>. 234 askerimiz esir düştü ve 175 asker kayıp. 229 Türk esiri iade etti. Türk kaynaklarına göre esir düşenlerin tamamı (244 kişi) geri döndü ve esirler arasında hiçbir kayıp yaşanmadı. Biz Kore’ye, Kore devleti ya da halkı istiyor diye gitmedik, ABD’nin daveti üzerine gittik! Ve bu savaş bir “<strong>Kore iç savaşı</strong>” değil, ABD koalisyonu ile Çin’in “<strong>Vekalet savaşı</strong>” idi. “<strong>Kapitalist ülkeler</strong>”le “<strong>Komünist ülkeler</strong>” arasındaki savaşta biz Kapitalist Cephe’de Komünistlere karşı savaştık.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Kore Savaşı</strong>nda Güney Kore 137.899 ölü, 450.742 yaralı, 24.495 kayıp verirken, ABD 36.574 ölü, 103,284 yaralı, 7926 kayıp verdi. İngiltere ise 1109 ölü, 2674 yaralı, 179 kayıp vermiş. Güney Kore koalisyonu toplamda 178.426 ölü, 32.925 kayıp ve 566.434 yaralı verilmiş.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu savaşta genel toplam 367.283- 750.282 ölü ve 686.500-789.000 yaralı olduğu zannediliyor. Toplam sivil ölü/yaralı: 2,5 milyon tahmin ediliyor. Güney Kore: 990.968 (373.599 ölü + 229.625 yaralı + 387.744 kaçırılan/kayıp). Kuzey Kore’nin toplamda tahmini kaybı 1.550.000.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Türkiye Resmi rakamlara göre yaklaşık 721-741 askerin can kaybı, 2.147 yaralı, 175-168 kayıp verildi. Toplam zayiat (şehit + kayıp) yaklaşık 900 olarak kabul ediliyor ve Türkiye, savaşa bir şekilde müdahil olan 16 ülke arasında kayıp bakımından 3. sırada yer alıyor. Bu savaşta 75 yıl önce aynı ülkenin çocukları birbirlerini öldürdüler ve ülkelerden biri ABD’nin kucağına düştü, ötekisi Çin’in. Ha bu bize ders olsun. Güney Kore iktisadi olarak zengin, Kuzey Kore askeri olarak zengin.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kuzey Kore Aktif personel sayısı olarak yaklaşık 1.28-1,3 milyon sayısı ile dünyada en büyüklerden biri. Dahası da var Rezerv ve paramiliter güç olarak 600.000 rezerv + 5.7-6 milyon paramiliter/işçi-köylü milis askeri gücü ile, toplam mobilize edilebilir kuvvet sayısı 7-8 milyonu buluyor. Kuzey Kore küresel sıralama ‘da “Global Firepower 2025”e göre 145 ülke arasında 34. Sırada. Güney Kore hemen onun ardından 5. Sırada. Kuzey Kore'nin askerî açıdan sayısal üstünlüğü, yanında nükleer caydırıcılık ve asimetrik tehditlerde (topçu, özel kuvvetler, siber, füze) imkanları ile, aslında savunma sanayi açısından, ihraç imkânı olmasa da büyük bir güç. Yani savunma sanayi, bu anlamda her zaman ekonomik bir değer ifade etmez, ama her zaman, içe ve dışa dönük politik bir güçtür.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir ülke size hammadde, teknoloji ve bilgi sağlıyorsa savunma sanayinden bir yılda en güçlü ülkelerden biri olabilirsiniz. Aslında “kaliteli insan” dönemi de bitti artık. Bütün sistemler robotik. Para ve destek varsa savunma sanayi oyuncak fabrikasından farksızdır. Başkalarının yaptığı bir şeyi, eğer malzeme ve müşteri temin ederseniz, tersine mühendislikle yapmanız işten bile değil. CNC, 3D Printerlarla tersine mühendislik yöntemi ile her şey yapabilirsiniz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ama onların çiplerini kullanıyorsanız, onların yazılımlarını kullanıyorsanız bu silahları onlara karşı kullanamazsınız. Kullanmaya kalkarsanız anında patlatırlar. Eğer Micro Çipleri kimden alıyorsanız, zaten onlar sizi sürekli izleyebilir ve istedikleri zamanda fişinizi çekebilirler. Öte yandan NanoChiple üretilen bilgisayarlar Mikroçiple üretilen sistemleri hacklemeden doğrudan giriş yapabilirler. Siber savaş, konvansiyonel sistemler için açık ve kolay bir hedef artık. Onun için “NanoChip” üretmek zorundasınız. Savaşlar da Paslantir diye karşınızda bir yapay zekâ ve robot askerler olacak, alçak irtifa uyduları tarafından desteklenen, 5G ile entegre. Daha sırada NanoTube’ler var.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Hava, Kara, Deniz Savaşları dönemi bitti. Artık bir Nükleer savaş, Siber savaş, Uzay savaşı, Kimyasal savaş, Biyolojik savaş var. Bu savaşta aslanı kediye boğdurabilirsiniz. Biyolojik savaş deyince hava, su, gıda, ilaç hepsi silaha dönüştürülebilir. Siber savaş deyince Bio Rezonans yöntemleri, Subliminal mesajlarla üzerinden savaş, HAARP teknolojisi ile canlı ve cansız hayatın manipülasyonu mümkün. Artık multidisipliner bir savaş türünden söz ediyoruz. Bulutlarınızı çalabilirler, depremleri tetikleyebilirler. Bir anda bütün elektronik ve elektrikli sistemleri patlatabilirler.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Uganda fakir ülke değil mi? Doğu Afrika'da denize kıyısı olmayan bir ülke ama verimli toprakları, Yüzölçümü: 241.550 km²', bunun yaklaşık 200.000 km²'si kara, geri kalanı su yüzeyleri. (Victoria Gölü'nün büyük kısmı dahil). Nüfusu:52 milyon genç bir nüfusa sahip. Tabii kaynaklar ve Madencilik açısından potansiyel olarak çok zengin. Altın, bakır, Kobalt, Demir, Tungsten, Kalay ve bazı nadir elementlere de sahip. Uganda Afrika'nın en iyi tarım potansiyeline sahip bir ülke. Bu ülkede Tarım FAO’ya göre 200 milyon insanı besleyecek kapasiteye sahip. Kahve, çay, pamuk, tütün, muz, mango, mısır, şeker kamışı, hayvancılık (süt, et) ve balıkçılık, say say bitmez. Ama Fakir, ama geri kalmış (bırakılmış). Egemenler buraya bir dokunuşu ile, evet bir yılda burayı, Güney Kore ya da BAE gibi bir ülke yapabilirler. Peki biz niye yapamıyoruz? Trump bir dokunsa Gazze Katar gibi olacak! Peki burnunun dibindeki Arap’lar, İslam ülkeleri bunu neden yapamıyorlar? İşte cevabını arayan asıl soru bu. Pakistan’ın nükleer başlıkları ya da kıtalar arası füzeleri Çin destekli, Malezya’daki çip üretimi de. İran’ın savunma sanayi de. Türkiye niye “Leonardo” (!?) ile ortak şirket kuruyor. Niye Ukrayna, Romanya kapısını kullanmak zorunda kalıyor?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Biz Cumhuriyetin ilk yıllarında uçak yapan bir ülkeyiz, Nokia’dan önce ilk cep telefonu yapan ülkelerden biriyiz, ama arkası gelmedi işte. Bunun sebeplerini anlamadan bu sorunun cevabını bulamayız. Size bir alan açarlar orada oyalanırsınız.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Biliyorsunuz değil mi, NATO bizim stratejik madenlerimizin NATO dışı ülkelere geçmemesi için sınırlandırıyor. Dahasını da söyleyeyim, bizim ürettiğimiz savunma sistemlerinin kripto bilgilerini istiyor, NATO bizden ve onlar için de satış yapılacak ülkeler konusunda sınırlandırma yapmak istiyor. Bakın evlerimizdeki Wifiler birer istihbarat ve savaş ajanı. O kontrol, kamera sistemleri de öyle. Akıllı telefonlar, akıllı Arabalar ve akıllı evler, akıllı şehirler, akıllı trafolar, akıllı santraller hepsi siber orduların ülkenize sızmak için kullandıkları kapılar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Herkes ARGE’lerini gizler, bizim Teknoparklarda Yabancı yatırımcılar gelip, beğendiği yatırıma “<strong>Melek Yatırımcı</strong>” (!?) oluyor. Bu Melek maskeli Şeytanlar teknolojilerinizi, zeki çocuklarınızı da çalıyorlar. Teknolojiyi şenliğe dönüştürdük.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">O başkalarının yaptıklarının benzerlerini yerli ve milli olarak bizim de üretmemiz, bize her zaman üstünlük sağlamaz ama moral açıdan psikolojik bir politik destek sağlar. Her ülke birçok malzemeyi başkasından alıyor diye bir şey yok. Büyük devletler küçücük radar komponentini bile öyle kimseye satmazlar. Eğer, onlar veriyor, siz de alıyorsanız, onlar sizin sisteminiz içine kendi ajanlarını yerleştiriyor, ya da o şeyi nerede, ne zaman, nasıl kullanacağınız ile ilgili olarak o sistem hakkında karşı tarafı bilgilendiriyorsunuz demektir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bizim bu anlamda Savunma Sanayini, devlet ve özel sektör, İnsan kaynakları, sahib olduğumuz imkanlar ve riskler ve projeler bağlamında yeniden değerlendirmemiz ve yapılandırmamız kaçınılmaz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Askeri konular, İstihbarat konuları magazinleştirilmemeli. Ama biz, dini de siyaseti de tarihi de siyaseti de magazinleştirdik. Hatta, övünme ve meydan okuma malzemesi yaptık.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Evet bu teknolojilere ihtiyacımız var, ama yol ve yöntem bu olmamalı. Kılıcımız keskin olmalı ama önce o kılıcı eline vereceğimiz kişi adil olmalı, ahlaklı olmalı, akıllı, dürüst ve cesur olmalı. Ama biz bugün daha “Haram Ayların” bile olduğunu bilmiyoruz. Her yaptığımız işin bir dini, ahlakı, hukuku, bilimi, felsefesi, estetiği olmalı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bakın Allah’ın yardımı olmadan kazanamayız. Onun için oltayı tutan balıklar ve onların pis işlerinden yakamızı kurtarıp, işimize bakalım. Yakamızı, fuhuş, uyuşturucu, tüccarları ve petrol kaçakçılarının elinden kurtaralım ve sonra yolumuza devam edelim. Henüz yolun başındayız, kat etmemiz gereken ince, uzun, engellerle dolu bir yol var. Övünmeyi, dövünmeyi bırakıp, işimize bakalım.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugüne kadar “darbe dönemlerinden” “darbeci generaller”, batıdan ithal silahlarla, aslında kendi yurttaşlarını tehdit ederek iktidarlara el koydular. Sonra da törenlerde insanlar kendilerine emanet ettikleri çocuklarını alkışlarken, aynı zamanda darbecileri de alkışlamış oldular.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Birileri bizlerden çaldıkları kadar zengin ve güçlüdürler. O birileri aynı ülkenin çocuklarının din, mezhep, etnik, ideolojik ve politik ihtilaflarını çatışmaya dönüştürerek onların kanlar ve gözyaşları üzerinden kendilerine iktidar ve servet üretmektedirler.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Neyse bugünlük bu kadar yeter. Ya Rab bizi zalimlerin eline bırakma, bizi rızanın tecellisinin vesilesi kıl. Bizim ellerimizle zalimleri cezalandır ve mazlumlara yardım et. </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/savunma-sanayi-diyorsunuz-da/1599/</link>
<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 14:34:58 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Uluslararası doğrudan yatırımlar</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">YASED verilerine göre, Türkiye ekonomisine uluslararası doğrudan yatırımların girişi artmaya devam etmektedir. 2024 yılının tamamında Türkiye’ye 11,3 milyar dolar tutarında uluslararası doğrudan yatırım girişi gerçekleşirken, 2025 yılı ilk 10 ayında gerçekleşen rakam 11,6 milyar dolar olarak gerçekleşmiş.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2025 yılında Türkiye ye giren uluslararası doğrudan yatırım miktarı 2024 yılının aynı dönemiyle kıyaslandığında yüzde 35 oranında dikkate değer bir artış meydana gelmiştir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>YILLARA GÖRE ULUSLARARASI DOĞRUDAN YATIRIMLAR</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi verilerine göre, 2002 yılına kadar Türkiye’ye sadece 15 milyar doları uluslararası doğrudan yatırım girişi olurken, 2003-2024 döneminde Türkiye’ye gelen uluslararası doğrudan yatırım miktarı 274 milyar dolar düzeyine ulaşmıştır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2002 yılına kadar yıllık olarak 1 milyar doların altında olan uluslararası doğrudan yatırım miktarı sonraki yıllarda önemli bir ivme kazanmıştır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2007 yılında gerçekleşen 22 milyar dolar uluslararası doğrudan yatırım girişi ile tarihin en yüksek seviyesine ulaşılmış oldu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2008-2018 yani küresel ekonomi kriz sonrası dönemde yıllık 12-15 milyar dolar bandında ülkeye sermaye girişi olurken, pandemi yılı olan 2020 yılında gerçekleşen azalıştan (7,5 milyar dolar) sonraki yılarda hep 10 milyar doları üzerinde uluslararası doğrudan yatırım girişi gerçekleşmiştir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>ULUSLARARASI DOĞRUDAN YATIRIMLAR HANGİ ÜLKELERDEN GELİYOR?</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2003-2024 döneminde ülkeye giren uluslararası doğrudan yatırımların yüzde 58’i Avrupa Birliği (AB-27) ülkelerinden gelmiş.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">2025 yılının ilk on ayında AB ülkelerin payı artmıştır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ekim 2025’te Türkiye’ye gelen uluslararası doğrudan yatırımların yüzde 35’i Fransa’dan, yüzde 16’sı Hollanda’dan, yüzde 10’u Almanya’dan, yüzde 9’u Belçika’dan ve yüzde 5’i İsviçre’den gelmiştir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>ULUSLARARASI DOĞRUDAN YATIRIMLARI NE BELİRLİYOR?</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Uluslararası doğrudan yatırımları etkileyen birçok politik faktör bulunmaktadır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ekonomik, politik ve sosyal istikrar, iş yapma kolaylığı, pazar büyüklüğü ve düşük maliyetli bir ekosistem uluslararası sermayenin ülkeye girişini etkilemektedir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Diğer yandan, ülke risk primi ve derecelendirme kuruluşlarının yatırım notları da uluslararası doğrudan yatırımların girişini önemli ölçüde belirlemektedir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Erdal Tanas Karagöl</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/erdal-tanas-karagol/uluslararasi-dogrudan-yatirimlar/1598/</link>
<pubDate>Mon, 22 Dec 2025 14:33:40 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Erdoğan, Bahçeli, Özel sonrası</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Siyaset ciddi anlamda bir kriz yaşıyor. AK Parti ve MHP’de Genel Başkanları yaşlı. CHP’de Özel’in CHP’nin başında kalması zor bir politik figür. Zaten CHP çok zor parti. CHP’nin TEK PARTİ uygulamaları başlı başına bir sorun. Bir de onun üzerine Kemalizm ve Kemalistleri eklerseniz, CHP’nin bu yükü taşıması mümkün değil.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Partiler daha seçime giderken adına “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">İttifak</strong>” dedikleri garib, yasal bir mutabakat metnine dayanmayan oldu-bitti şeklinde koalisyonlar kuruluyor. AK Parti bu gün parlamento çoğunluğu için MHP’ye muhtaç ve mecbur. Ayrıca AK Parti içinde her kesimden devşirme bir sürü kişi var. CHP seçime, düşünsenize SP, Gelecek, Deva, Demokrat Parti ile girdi.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Türkiye’de artık sadece partiler, liderler değil, siyasetin kendisi değer kaybediyor. Bu gün siyasete güvenini kaybedenlerin oranı %30’larda. Özgür Özel’in masasındaki, Kasım 2025 tarihli kamuoyu araştırma sonuçlarına göre CHP 1. Parti. Oy oranı %39.4, AK Parti %33, DEM %7, MHP %6.1. Toplamı 81.4. Diğerlerinin toplamı ise (İYİ, Zafer, YRP, TİP, Anahtar Parti vd) %18.6. Kararsızlar: %23,3 Sandığa gitmeyenlerin %56,9'u kararsızlığını koruyor. Araştırma şirketi, diğer partilerden CHP’ye geçişi “en yüksek geçiş eğilimi” diye not etmiş , bir de oran vermiş %21,1.. Bu geçişin kaynağını da şöyle tesbit etmişler: CHP'ye: AK Parti'den %7, MHP'den %16,3 geçiş var. O da yetmemiş, 2023 TİP ve İYİ Parti seçmenlerinin neredeyse yarısı CHP'ye kaydığını tesbit etmişler. Bir de Cumhur İttifakı ile ilgili bir tesbitleri var: AK Parti, kendi oylarının %73,5'ini; MHP %60,9'unu Cumhur İttifakı sayesinde tutabiliyormuş. Yalandan kim ölmüş. Bu memlekette güçlüden yana olma eğilimi içinde belli bir kesim var. CHP de bunu bildiği için tüylerini kabartmış.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">AK Partiye yakın GENAR Araştırma Şirketi'nin en son kamuoyu araştırması, 7-8 Aralık 2025 tarihlerinde tamamlandı. İster inanın, ister inanmayın ama AK Parti son 7 ayda %3 yükselmiş. Buna göre AK Parti %35.2, CHP %32, DEM %9.8, %MHP 9, İYİ %3.9, Zafer %3.2, YRP %3.1, TİP %1.3, Anahtar Parti %1.3. Diğer veriler şöyle: Cumhur İttifakı Toplamı: %44,2 (AK Parti + MHP)., Barajı Geçen Partiler: Sadece 4 parti (AKP, CHP, DEM, MHP). AKP-CHP Farkı: %3,2 (AK Parti önde). Değişim: Ekim-Kasım arasında AK Parti %2, CHP %1 geriledi; kararsızlar %12 civarında.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Biz de doğru düzgün kamuoyu araştırması yapan kuruluş pek yok gibi. Bir çok iyi aslında bu ülkede “istisna” kategorisinde yer alıyor. Aslında “Vel asr” da tüm dünya ölçeğinde bize haber verilen bu değil mi? Hele bir de zaman “ahir zaman fitnesinin ayan olduğu bir zaman” ise.. Ne piyasa araştırmaları, ne istatistik kurumları bize doğruyu söylüyor. “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Adil şahidlik</strong>” görevini adalet, media, akademi hatta cemaatler yapamıyorlar ki, perde gerisinde siyasi angajman içinde olanlar önümüze doğru veriler koysunlar.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Bu sonuçlara bakınca CHP’liler daha hızlı uçmuş. Bakın Siyasetten kopmuş kişilerin sayısı %30 civarında, Gelişmenin yönü yukarı. Bunun anlamı şu: En büyük politik grub, mevcut siyaseti reddedenlerin oluşturduğu grub. Ve bugünkü denkleme göre de %30 aşan parti yok. AK Parti ve CHP’ye oy verenlerin önemli bir bölümü, CHP gelir diye korkanlarla, AK Parti devam eder diye korkanlardan oluşuyor. Yani korku temelli bir sığınma, kaçış kapısı arıyor kendilerine. Aslında İttifaklar bunun için var. AK Parti ile MHP yi, CHP ile SP ve DP’yi bir araya getiren şey bu korku. Bu korku öfkeyi tetikliyor. Siyaset dilinin bu kadar sert, öfkeli oluşu da buradan kaynaklanıyor. Bugün siyaset bu korkudan besleniyor.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Bundan sonra kim iktidar olacaksa, kendine destek olacak bir müttefik bulmak zorunda. Bu da beraberinde bir “Kayıt dışı koalisyon ortağı” anlamına geliyor. AK Parti artık eski AK Parti değil, CHP de eski CHP değil. DP ve SP ile bile ortak olan, MHP ve DEM’den aday alıp, örtülü ittifaklar kurulan CHP artık solcu da değil, Kemalist de. AK Partinin İslamcılığı “Muhafazakar demokratlıktan Yeşil Kemalizm’e, Yeşil Feminizme doğru dönüşüyor. Yeşil Sermaye de artık öyle dindar reflekslerini çok büyük ölçüde kaybetti. Partinin arka bahçesine konuşlandırılan Tarikatlar, STKlar, Media, kanaat önderleri partiyi dönüştürmek yerine, parti onları dönüştürdü.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">MHP’nin milliyetçiliği de artık sadece bir söylem.. Sinan Ateşin vurulması, Çakıcı, Son olarak “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Terörsüz Türkiye</strong>” sloganı ile DEM ile kurulan ilişkiler, MHP tabanında insanların akıllarını büyük ölçüde karıştırdı.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">DEM zaten SDG, PKK, KCK, PYD bağlantılı, Türkiye’deki ve bölgedeki gayri Müslim unsurların siyasi temsili için örgütlenen batı (ABD, İngiltere, AB +İsrail) destekli Truva atı gibi bir politik organizasyon. Kürtlerin Irak ve Suriye’deki varlığının arkasındaki ülkeleri temsil eden bir yapıdan söz ediyoruz. Bir bakıma bölge dışı devletlerin bölge de siyasi temsili için, silahlı unsurların yerine ikame edilen silahsız bir yapıdan söz ediyoruz.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Gelinen noktada Türk siyasetini domine eden merkezi partiler AK Parti, CHP ve MHP’dir. Bunların toplamı da %60+ bulmaktadır. DEM’i bu yapının dışında tutmamın sebebi, DEM ile kurulan ilişkiler zorunlu olmadıkça kimsenin tercih edeceği bir ilişki değildir. DEM, Kürt hareketi dışında Alevi+Kızılbaş+Nuseyri + bir takım batı sempatizanlar, ve bölgedeki diğer gayri Müslim azınlıkların partisidir.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">İlk 3 partide ciddi bir liderlik krizi söz konusudur. AK Parti ve MHP de genel başkanların yaş ve sağlık durumları ve CHP de ise, Baykal’la başlayan süreçte<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder"> Kılıçdaroğlu</strong> sonrası başlayan davalar, belirsizlikler, yolsuzluk iddiaları, İmamoğlu gibi, ANAP dan gelen, AK Partide kendine yer bulamadığı için CHP li olan bir isim ve Özer Özel gibi aslında polilitk bir aktör olarak Kemalizm, ve Sol’un geldiği yeri görmek açısından ilginç bir kişilik.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Şunu aklımızdan çıkartmayalım: Birilerine göre “Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar onlar için önemli bir ülkedir”. Öz yurdunuzda onların politik taşeronluğunu yaparsanız, gösterdikleri hedefe saldırır, onların dostlarına kapılarınızı her alanda sonuna kadar açarsanız o zaman “dost”sunuz, değilseniz düşman olursunuz. Kim olursanız olun, ülkeyi sahipsiz bırakmak da istemezler, düşerseniz kaldırırlar, başınızı kaldırırsanız ensenize bastırırlar.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Bu ülkede iktidara gelebilecek ya da o grub’da yer alan ne kadar parti ve lider ve kadro varsa hepsinin alternatifi dahili ve harici grubların masasında hazırdır. Krizler, birilerini göndermek ya da birilerine yol açmak için çıkartılır.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"> </p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Şu, başlayıp ve devam eden HaberTürk olayı var ya, bu konu bir çok kişi, kuruluş ve çevrenin kulağına kar suyu kaçırdı. Çünkü bu Sex ve uyuşturucu partileri ile ilgili iddialar domino etkisiyle bir anda, Siyaset, yargı, akademi, güvenlik, İş dünyası, Bürokrasi, STK’lar, Media, Sanat, Spor camiasına yayılabilir. Bu yolun sonunda çok yaygın ve güçlü, yerli ve milli bir <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Epstein lobisi</strong> ile karşılaşmak sürpriz olmayabilir. Biz “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Küçük Amerika</strong>” hayali ile “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Uluslararası sistem</strong>”le uygun adım gitmiyor mu idik. Orada yaşananların bizde de yaşanmış olması sürpriz olmamalı.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Yaşadığımız süreçte sadece Aile değil, din ve ahlak temelli yapılar da çöktü. Herkes Pragmatist oldu ve gayeye giden her yolu, bir çok topluluk meşru görüyor. 19.YY sonunda oluşan kavram ve kurumlar artık dertlere deva değil. Bu anlamda <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Kemalizm</strong> de çöktü. <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Laiklik</strong> filan yeni nesil için fazla bir anlam ifade etmiyor. Demokrasi ve Cumhuriyet gibi kavramlar yeni nesil için fazla bir anlam ifade etmiyor. Çünkü hepsinin de adına söylenenin aksine ne cinayetler işlenmiş..</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Türkiye’de siyasi dizayn etmek isteyen ülkelerin istihbaratları, bu Fuhuş kasetleri, yolsuzluk dosyaları, yurt dışına kaçırılan kayıt dışı paralar, uyuşturucu ve kumar üzerinden birilerine bugün mesaj veriyorlar, ama yarın bir şekilde bu bilgi ve belgeler sosyal media’da paylaşılmaya başlanabilir. Birileri savcılıklara bilgi ve belge sunabilir.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Hele şu Yılbaşı kutlamaları bir bitsin, sonrasına hazır olun! Asgari ücret, emekli maaşı bir belli olsun. Dolar-Euro nereye gidiyor, Gram altın kaç para olsun bir görelim, bir de HT davası nereye doğru genişler ve yeni HT skandalları var mı, onu bir görelim. Korkarım ekonomik, sosyal, siyasal, ülke boyutunda, bölge ve Global boyutta, korkarım gelecek günler, geçen günleri aratacak. </font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><font style="box-sizing:border-box">Selam ve dua ile.</font></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/erdogan-bahceli-ozel-sonrasi/1597/</link>
<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 20:11:14 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hakikati aramak mı, gösterileni kabul etmek mi?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">Hayatımızın büyük bir kısmını ekranda geçiriyoruz ama çoğu zaman ekrandan çok ekranın arkasındaki görünmez mekanizmanın bizi yönlendirdiğini fark etmiyoruz. İzlediğimiz içerikler, karşılaştığımız haberler, karşımıza çıkan yorumlar ve hatta neye kızıp neye sevineceğimiz çoğu zaman bizim irademizle değil, sessizce işleyen bir algoritmanın tercihiyle belirleniyor. İnsan kendi beğenilerinin özgür olduğunu sanıyor; oysa ekranın dili, insanın zaaflarını ölçen bir teraziden geçiyor. Biz ‘seçiyoruz’ derken, aslında seçtiklerimiz çoktan bizim yerimize belirlenmiş oluyor. Bu da insanın aklına ister istemez şu suali getiriyor... Gerçekten karar veren kim?</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">Algoritmalar görünmez bir terbiyeci gibi çalışıyor. Ne kadar süre izlediğimize, hangi görüntüde durduğumuza, hangi cümlede tereddüt ettiğimize kadar her şey kaydediliyor. Bize benzeyen içerikler çoğaltılıyor, benzemeyenler sessizce eleniyor. Böylece insan farkına bile varmadan kendi görüşlerinin yankılandığı dar bir koridora sıkışıyor. Düşüncelerimiz genişlemiyor aksine görünmez bir duvar örülüyor etrafımıza. Bu duvar harçla değil, tercihlerimiz sanılan küçük tıklamalarla yapılıyor. Ve insan şunu merak ediyor. Bu duvarı biz mi örüyoruz, yoksa duvar örülürken biz sadece seyirciden mi ibaretiz? Ekranın kendisi masum olabilir fakat insanı yönlendiren bu görünmez mekanizma çoğu zaman hakikatten çok ilgiyi, adaletten çok etkileşimi, derinlikten çok tıklanmayı esas alıyor. Bu yüzden bir haberin doğruluğundan çok kaç kişi tarafından görüleceği önem kazanıyor. Hakikat sessizleşiyor, gürültü ise güçleniyor. Kalıcı olan değil, hızlı olan öne çıkıyor. İçeriğiyle hiç alakası olmayan bir başlık ile sunulup dikkat çekerken hakikatin üstünü kapatıyor. Tam bu noktada insanın vicdanı devreye girmesi gerekirken, çoğu zaman ekranın hızına kapılıp iç sesi duyamaz hâle geliyor. Bu akış bizi nereye taşıyor, biz bu akışa gerçekten razı mıyız? </span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">En tehlikeli yanı ise algoritmaların sadece göstermemesi, aynı zamanda saklamasıdır. Bize neyin sunulduğunu gördüğümüz için bir hakikat yanılsamasına kapılıyoruz ama neyin saklandığını bilmediğimiz için eksik bir dünya tasvirine teslim oluyoruz. Bu eksiklik bazen bir zulmün görünmez kılınması, bazen adaletin geri plana itilmesi, bazen de toplumun acı bir gerçeğinin gündeme gelmemesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ekran bize dünyanın tamamını gösteriyor gibi yapıyor ama aslında dünyanın sadece tercih edilmiş bir parçasını gösteriyor. Gösterilmeyen bir hakikat, hakikatten sayılmaktan çıkar mı?</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">Tüm bu görünmez yönlendirme arasında insanın en büyük dayanağı yine vicdanıdır. Çünkü algoritmalar zaafları ölçer, vicdan ise hakikati tartar. Algoritmalar hızla çalışır, vicdan ise derin düşünmeye davet eder. Algoritmalar neyi görmek isteyeceğimizi tahmin eder, vicdan ise neyi görmemiz gerektiğini söyler. Bu yüzden ekranı suçlamak yerine ekranın önündeki insanın kendine dönüp şu soruyu sorması gerekir. “Ben neyi seçiyorum?” değil, “Beni neye yönlendiriyorlar?”</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 11px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="line-height:115%">Belki algoritmaları değiştiremeyiz, ama algoritmaların bizi değiştirmesine seyirci kalmak da kader değildir. Hakikatin peşine düşen bir insan, gösterilenle yetinmez saklanana da bakmak ister. Vicdanın ışığı, ekranın gölgesinden daha kuvvetlidir. Fakat bu ışığın yanması, insanın kendi içinde bir arayışa yönelmesiyle mümkündür. Çünkü yönlendiren sistemler çoğaldıkça, kendi irademizi koruma sorumluluğu da büyüyor. Hakikati gerçekten biz mi arıyoruz, yoksa bize gösterilenleri hakikat sanıp rahatlamayı mı tercih ediyoruz?</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Muhammet Sait Çatalkaya</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/muhammet-sait-catalkaya/hakikati-aramak-mi-gosterileni-kabul-etmek-mi/1596/</link>
<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 18:34:22 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>En büyük muallim!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kuşkusuz, beşerî planda en büyük muallimler Peygamberlerdir. Alimlerimiz “<strong>veresetül enbiya</strong>”lardır. Her musibet de bir ibret dersidir aslında.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Fert planında baktığınızda en büyük muallim Dede ve Nine’dir. Ve tabi Anne ve Baba.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">“İnsan” aile içinde insan olur. Din, dil, tarih, gelecek tasavvuru ve geleneği bu mekteb’de öğrenir. Kişilik sahibi, Şahsiyet sahibi olur. Ferdiyet olarak bir Kimlik kazanır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ama artık DEDE ve NİNE, torunları ile aynı evde oturmuyor. Zaten Gelin Kaynana kavgası olan bir evde kavgalı tarafların tümü ve DEDE ile NİNE her hâlükârda azaptadır. Azap ise Gazabı çağırır. Aile aslında anne, baba, çocuklar, dede, nine, dayı, amca, hala, teyze, kuzenler diye uzar gider. İnsan bu akrabalık ilişkileri içinde kimlik, kişilik, şahsiyet, bir yön ve istikamet kazanır. Eğer bu yapı bozuksa, oradan sağlıklı bir toplum damıtamazsınız.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çocuklarımız dillerini kaybediyorlar, dilinizi kaybetmişseniz, neyi nasıl anlayacak, nasıl anlatacaksınız. Kavramlar ve kurumlarınızı bilmiyorsanız, işiniz zor. <strong>Dil</strong> bizde sadece ağzımızdaki “<strong>tat alan bir organ</strong>” değil, aynı zamanda “<strong>Kalp</strong>” anlamına da gelir. Aynı zamanda “<strong>Lisan</strong>” demektir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Dede ve Nine’ye artık toplum “İşi bitmiş, yük biri”, “Geriatrik hasta” olarak bakıyor. Bakın ana okulunda ana, huzur evinde huzur yok. “Üf” bile dememeleri gereken anne-babalarını Huzur evine kapatanlar, o kreş büyütmesi çocuklar tarafından Huzur evlerine kapatılacaklar. Büyüklerin Anne babalarına yaptıkları çocukları kendilerine yapacak. Bir evde yeni doğan bir bebeğin sesi, bir ihtiyarın öksürük sesleri aynı zamanda duyulmuyorsa, o evde eksik olan bir şey vardır. Yaşlılar torunları ile gençleşecek, gençler yaşlıların tecrübelerinden yararlanacaklar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bakın tek başına ekonomik destek, teşviklerle sorunun çözümü mümkün değil. G. Kore’de 100 milyarlarca dolar evlilik ve çocuk teşviği uygulanmış, sonuç fiyasko. Zaten söylüyorum bu sağlık, bu gıda, bu kozmetik, bu hayat tarzı ile bu çevre politikaları ile sağlıklı bir nesil mümkün değil. Kısırlık patlamış durumda. Bu kadın ve erkeklerin arka ceplerinde cep telefonları, polislerin kalbi, belinde telsizler, saatlerce ekran başına oturanlar, 5G, RF etkisi ile, Stres sonucu sadece Kanser, Alzheimer, Kalp hastalıkları değil, sakat doğumlar da patlayacak.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Her şeyden önce ailenin dini ve ahlaki açıdan tahkim edilmesi gerekir. “Dini nikah” kıyarak dini gerekler yerine getirilmiş olmaz. “Allah’ın emri, peygamberin kavli” ile nikahları kıyılan gençlerin pek çoğu ne Allah’ın emrini ne de peygamberin kavlini biliyorlar. Gusül abdesti almayı bile bilmiyorlar. Bilse ne yazar, oje, ruj, makyaj, birçoğu abdeste mâni şeyler. Fuhuş, alkol, uyuşturucu, kumar zaten vergisini veriyorsanız serbest. Sentetik uyuşturucular artık her yerde var, Baliciler, Tinerciler, her yerden bir şey buluyorlar. Bu uyuşturucu kullanıcıları da yakalanıp hapse atılıyor. Hapisten çıkınca da bunlar ne evlenebilir ne bir yerde iş bulabilirler. Sonuçta kriminal tipler olarak mafyaya tetikçilik, kurye, torbacılık yapacaklar. Aslında 150 kullanıcı kişiyi içeri atacaklarında 3 tane tepe ismi içeri alın bakın ne oluyor?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ya hu, Trans Hümanizm projesi ile kadın-erkek, Anne-baba yok artık, sperm bankasından sperm, yumurta alıp, taşıyıcı anneden çocuk sahibi olarak aile kurulmaz. Eşcinsel evliliklerden aile olmaz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yazıp duruyoruz, gençler evlenmiyor, evlenenler ya çocuk yapmıyor ya da kısır, yapamıyor zaten. Çocuk yapmaya fırsat kalmadan ya boşanıyorlar. Devam eden evliliklerin ise mutluluk katsayısı çok düşük. Ayrılan ailelerin çocukları da ayrı bir sorun. Hem aileler hem de çocuklar zarar görüyor bu işten.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu medya, bu dizi filmler, bu internet dünyasında evliliği ayakta tutmak, bundan sonra hiç de kolay olmayacak. Humanaid fahişeler de var. Yakında çocuk istiyorsanız, belli merkezlere müracaat edeceksiniz, kuluçka tipi bebeğiniz için saçı, boyu, cinsiyeti, gözü, kulağı nasıl bir bebek istiyorsanız, onu üretip size verecekler. İşin dinini ve ahlakını bir kenara bırakınca varılacak yer burası.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir de sağlıklı çocuklar, nesiller için tek başına aile de yeterli şart değil. Hz. İbrahim bir putperestin oğlu idi, nasıl oldu da İbrahim oldu? Ya da “Firavun’un sarayında Musa olmak” nasıl bir şey. Sahi Hz. Yusuf, daha küçük bir çocukken kardeşleri tarafından kuyuya atıldı, sonra esir pazarında satıldı, Saraya danışman oldu, iftiraya uğradı hapse düştü, peki Yusuf nasıl “Yusuf” oldu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Firavunun sarayında sadece Hz. Musa yoktu, Maşite annemiz de var, Asiye annemiz de Hz. İsmail’in annesi Hacer annemiz de.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">“Peygamberin evinde yaşayıp gemiye binmemek” nasıl bir şey! Sahi “Hz. İbrahim’in muallimi kimdi”? Ona “ahlakı kimden öğrendin diye sorduklarında, o da “ahlakı ahlaksızlardan öğrendim” dedi. Akıl etmiş ve kendine ezberletilenleri tekrarlamak yerine o ahlaksızların yaptıklarının tersini yapmıştı. Hz. Yusuf’a yolunu gösteren kimdi? Bizi kuşatan Melekler, Cinler ve Şeytanları hiç hesaba katmıyoruz sanırım. Aklımız, Nefsimiz, Canımız, Ruhumuz bunlardan kiminle dost acaba?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Benim “Bu din benim dinim değil” diye bir kitabım var, resmi din öğretisine eleştirel bir bakışla yazdığım. Allah’ın dini, yeri-göğü, ölümü ve hayatı açıklar, ama bizim yaşadığımız din, karı koca kavgasını bile çözmüyor. Kimse hakeme gitmeyi de kabul etmiyor. Hakeme gitmek “Allah’ın emri” değil mi idi? Sağlıklı nesiller için tek başına iyi bir aile de yeterli değil, ya da kötü şartlarda insanların hep kötü olacakları diye bir şey de yok.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugün mektep artık bir meslek edinmenin aracı. İnsanlara sürekli bilgi yükleniyor, algıları ile oynanıyor. İnsanlar biyonik robotlara dönüştürüldü. Düşünmek, anlamak için mektep yok gibi artık. Maarif irfan için gerekli. Bugünkü eğitim sistematik geri zekalılar üretiyor. Ezberlerini tekrarlıyorlar. Din, tarih, mantık, matematik, hepsi akıl etmeye yönelik değil. O bilgilerin daha fazlası yapay zekada var zaten ve hem kapasitesi daha yüksek hem hızı. İnsanımsı Robotlar, yapay zekâ sizin yaptığınızı daha kısa sürece, daha kaliteli ve daha ucuza yapıyorsa, size ne gerek var?</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu siyaset, bu medya, bu mektep, bu sermaye, bu toplum, bu cemaat hep TEK TİP insan “üretiyor”. İnsanları sürüleştiriyorlar. Tebaa ve Reayaya dönüştürüyorlar. Evet, sadece bilgi yüklüyorlar ya, Kitap’ta onlar için “kitap yüklü eşekler” deniliyor. Düşünmeyi öğretmiyorlar. Bu insanların Akılları kirada, akıl etmeyi bilmedikleri içinde, ezberlerini tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyorlar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Poetika ile politika arasındaki bağ koptu. Kelimelerin rengi, sesi kayboldu. Zaten konuşurken kullandığımız kelimelerin çoğu isim ve sıfatlardan oluşuyor. Kavram çok az. Kullandığımız kavramların da anlamını bilmiyoruz. Bilmediğimizi de bilmiyoruz. Terimler ilgililerinin bildiği bir şey. Cinas, Kafiye, Epistemolojik, Teolojik derinlik kimsenin fazla ilgilisini çekmiyor. Galatı- meşhurlar aslının yerini almış.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Memlekette fazla münevver, arif, Zahid, mütefekkir, alim insan kalmadı gibi sanki. Beyinlerdeki kalplerdeki kuralık, topraklardakinden daha fazla. Dünya “bir Kaht-ı Rical” dönemi yaşıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ah o aileler nerede, kelimelere yüklenen anlamlar, sesinizle kelimelere nasıl renk katar insan, kelimelerin anlamlarına nasıl derinlik katarsınız. Aslında bunu aile içinde farkında olmadan öğrenir insan. Mesela Müslüman bir aile çocuklar namaz kılmaya ne zaman başladıklarını bilmezler. O fıtri / tabii bir süreç içinde gerçekleşir Söz ve eylem, anlam olarak derinleşir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">“Okulsuz toplum” bugün dünden daha önemli bir kavram. İnsan su gibidir. Suyu dökün bir zemine, ortam neyi gerektiriyorsa o odur. Ve o her gittiği yere anlam kazandırır. Katılaşır, buharlaşır, sıvılaşır, Yere batar, göğe çıkar. O gideceği yeri bilir. Çocuklarımızı keşfedelim ve onların kabiliyetleri yönünde önlerini açalım, arkalarını toplayalım. Onları ille de yönetmeyelim, gözetleyelim. Yani “<strong>Raina</strong>” demeyelim, “<strong>Unzurna</strong>” diyelim. Egemenlerin iradesinin şekillendiği eğitim, onların ihtiyaç duyduğu biyolojik köleleri üretir. Kendi iradelerine “hayır” diyen bir nesil istemezler. Onların İlahlık ve Rablik dayatmalarına hayır diyebilmek için biz yeni bir maarif lazım.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çoğumuzu bize geri verin. Tevhidi tedrisat kanunu ile okullar devletin insan yetiştirme haraları ya da kuluçkalarına dönüştürüldü. Çeyrek asır bir sürü gereksiz, yalan-yanlış şeyleri ezberletiyorsunuz. Hayır niye kooperatif şeklinde mektepler olmasın. Tamam Vakıf da olsun, özel de ev okulu da olsun. Ders diploması verin, mutlak zorunlu, seçmeli zorunlu, seçmeli dersler olsun. İsteyen istediği kadar ders alsın ve ders notlarının toplamı, Üniversiteye girmek için puanı olsun, o gireceği Üniversitesinin zorunlu dersleri esas alınsın ama diğer sertifikaları da hesaba katılsın.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Kimin nasıl bir talebi varsa, uygulanabilirse, onlar da sisteme katılsın. Önemli olan ders temelli sertifika. İsteyen haftada 4 gün okula gitsin, 5 gün fazla. Mesleğe yönlendirilecekse, yarım gün teori, yarım gün okul. Nuri Demirağ’ın Sivas ve Kayseri’de Orta Uçak teknikeri, meslek okulu vardı. Ve onlar mezun olduklarında uçak yapımında çalışıyor ve uçak kullanabiliyordu. Biz bugün yaptıklarımızla övünüyoruz. Oysa dünya bir başka yere gidiyor, onun da ne kadar farkındayız ki! Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/en-buyuk-muallim/1595/</link>
<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 15:02:04 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>İnternet Mezarlığı: Unutulmayanlar</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir zamanlar söylenmiş bir söz, atılmış bir tweet, paylaşılıp sonra silindiği sanılan bir fotoğraf…</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İnsan unutuyor. Hayat akıyor. Hatalar geride kalıyor.<br />
Ama internet unutmuyor.</span></span></strong></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugün dijital dünyada yaptığımız neredeyse her şey kayıt altında. Arama motorları, sosyal medya platformları, haber siteleri ve veri tabanları; geçmişimizi bizden daha iyi hatırlıyor. İşte tam bu noktada karşımıza önemli bir kavram çıkıyor: <strong>Unutulma Hakkı.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Unutulma hakkı, en basit haliyle şunu söyler:</strong><br />
Bir insan, geçmişte yaptığı bir hatanın, artık güncelliğini yitirmiş bir olayın ya da özel hayatına ait bilgilerin, dijital dünyada sonsuza kadar karşısına çıkmamasını talep edebilmelidir. Çünkü insan değişir, olgunlaşır, dönüşür. Ama dijital kayıtlar bu değişimi umursamaz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugün bir kişi iş başvurusu yaparken, yıllar önce hakkında yazılmış bir haber yüzünden elenebiliyor. Gençliğinde paylaştığı bir fotoğraf, hayatının ilerleyen dönemlerinde karşısına bir engel olarak çıkabiliyor. Hatta kimi zaman tamamen yanlış, eksik ya da bağlamından koparılmış bilgiler, bir insanın hayatını belirleyebiliyor.<br />
<strong>İşte unutulma hakkı, tam da bu adaletsizliğe karşı doğdu.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Avrupa Birliği, bu hakkı bir insan hakkı olarak tanıdı. Türkiye’de de Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında, belirli şartlar altında dijital içeriklerin kaldırılması ya da erişimin engellenmesi mümkün. </span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ancak burada önemli bir denge var:<br />
<strong>Toplumun bilgi alma hakkı ile bireyin unutulma hakkı.</strong></span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bir siyasetçi, bir kamu görevlisi ya da toplumu ilgilendiren bir suç söz konusuysa, “unutulmak” her zaman mümkün olmayabilir. Çünkü bazı bilgiler, bireysel değil kamusal hafızanın parçasıdır. Ama sıradan bir insan için durum farklıdır. Herkes geçmişte yaptığı bir hatayla ömür boyu yargılanmak zorunda değildir.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Asıl problem şurada başlıyor:<br />
Teknoloji, hatırlamayı kusursuz hale getirdi ama affetmeyi öğrenemedi.<br />
Algoritmalar bağlam bilmez, pişmanlık tanımaz, değişimi hesaba katmaz. Onlar sadece veriye bakar. Ve veri varsa, insanın bugünkü hali değil, geçmişteki izi öne çıkar.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Peki gerçekten silinebiliyor mu bu bilgiler?</strong><br />
Çoğu zaman hayır. Bir içerik arama motorundan kaldırılabilir ama başka bir sitede yaşamaya devam eder. Ekran görüntüleri, arşivler, yedekler… Dijital dünya, silinmeye karşı dirençlidir. Bu yüzden unutulma hakkı, pratikte bir “tam silme” değil, <strong>zararı azaltma</strong> hakkıdır.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Burada kendimize sormamız gereken soru şu:</strong><br />
İnsanların değişme hakkı var mı, yok mu?<br />
Eğer varsa, teknoloji bu değişime saygı duymayı öğrenmek zorunda.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Belki de çağımızın en büyük çelişkisi şudur:<br />
Herkes daha özgür bir dünya isterken, dijital hafıza bizi geçmişimize zincirliyor.<br />
Ve belki de gerçek özgürlük, hatırlanmak kadar <strong>unutulabilmekten</strong> geçiyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Pusulanız bilgi olsun.</strong></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Emre Okumuş</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/emre-okumus/internet-mezarligi-unutulmayanlar/1594/</link>
<pubDate>Sun, 14 Dec 2025 12:45:58 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Aile S.O.S veriyor da!</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box">Bize iyi şeyler yapma söz vermeden önce, yapılan, yapılmakta ve yapılacak olan yanlışları durdurun. Yanlışın neresinden dönülürse orası kârdır. Kovanın dibi delikse, o kova su tutmaz. “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Def-i mazarrat celb-i men</strong><strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">â</strong><strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">fi’den evladır</strong>”.. Yoksa yaptığınız işin kimseye bir faydası olmayacak. Yapılan işler, dostlar alışverişte görsün kabilinden işler olacaktır. 6 ay bir güz gidersiniz de bu gidişle bir arpa boyu bile yol alamazsınız. Evet çok şey yapmış, çok para harcamış olacaksınız ama bu gidişle sonuç bu olacak. Mecelle kuralıdır: Def- mazarrat celb-i menafiden evladır.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box">UN WOMAN, bu statü, imtiyaz, ayırımcılıkla kayrılan bir kurum olarak orada dururken aile konusunda ne yaparsanız yapın bir adım bile ilerleyemezsiniz. Onlarda bu para ve imtiyazlar varken, bizim halimiz de bu iken, başka bir sonuç beklemek hayal olur. Önce dürüst olmak gerek. “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">İstanbul sözleşmesinden çekilme</strong>” iddiasının fiili ve hukuki bir karşılığı yoktur. Çekilme iddiası politik bir illüzyondur.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box">Bakın </font><u style="box-sizing:border-box"><a style="box-sizing:border-box; color:inherit; text-decoration:none"><font style="box-sizing:border-box">https://resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/03/20120320-16.htm</font></a></u><font style="box-sizing:border-box"> ‘den girip bakabilirsiniz, 6284 sayılı, 8.3.2012 tarihinde yürürlüğe giren “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun</strong>” hala yürürlükte. Bu kanunun “. Maddesinin 2. Fıkrası şöyle: Bu Kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında aşağıdaki temel ilkelere uyulur: <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">a)</strong> Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler</strong>, özellikle <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi</strong> ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır”. Bu Madde, CEDAW, İstanbul Sözleşmesi, Lanzarotte’yi de kapsamaktadır.<font style="box-sizing:border-box"> </font>Sözleşme, mana ve lafız, gaye olarak bu kanunun <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">içinde mündemiç, tahtında müstetir</strong>’dir. Bu yasaya aykırı kanun hükmü olamaz, AYM’ye gider düzeltirsiniz. AYM’de de düzeltilmezse AİHM gidersiniz, BM İnsan Hakları Komisyonuna gidersiniz. Aile konusunda bu kadar hassas olduğunu söyleyenler önce kimliklerimize kazınan, alnımıza çalınan, “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Biyolojik cinsiyet</strong>”i inkar eden, “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">toplumsal cinsiyet</strong>” kimliğini ifade eden GENDER tanımını kimliklerimizden silmelidirler. Evet aile can çekişiyor. KADEM gururla takdim eder: 2010’da % 34,2 olan kadın kamu çalışanı oranı 2020’ye gelindiğinde % 40,33’e ulaşmıştır. 2025’de durum daha da vahim. Çalışan kadınların çoğu evlenmiyor, evlenenler evliliklerini sürdüremiyor, Sürdürenlerin mutluluk katsayısı çok düşük, dahası bunlar çocuk istemiyorlar. Çocukları olanlar, çocukları ile yeteri kadar ilgilenmedikleri için de bedenen ve psikolojik olarak çok da sağlıklı değiller. Birileri <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">TransHumanizm </strong>projesi ile, biyolojik insan neslini sonlandırmak istiyor. İnsan kafasına Chip takılınca, 5G, Starlink entegrasyonu ile nesnelerarası iletişim’in nesnesi olacak. Öldürülen sadece insan değil, insanlık da öldürüldü bu arada..</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box">Hava, su, toprağın zehirlenmesi yetmedi, başımızda Chemtrails ile zehir boşaltıyorlar. Yediklerimiz, içtiklerimiz sağlıksız. Bitkiler, Hayvanların fıtratı ile oynandı, Hormon, tarımsal zehirler, geni ile oynanan hayvanlar, kısır tohumlar hepsi insan sağlığı için tehdit haline geldi. İnanılmaz bir kısırlık söz konusu. Erkeklerin de kadınların da hormonal dengeleri altüst oldu. Doğacak çocukların pek çoğu sağlıksız, hatta sakat doğacak bu gidişle. Kadınların arka ceplerinde telefonlar, kollarında akıllı saatler, sürekli ekran başındalar. Göğüs kanseri de patlayacak bu gidişle. O kozmetikleri, yedikleri endüstriyel gıdalar, stres, giydikleri kıyafetler, Streç kıyafetler hepsi hasta olmak için yeterli.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box">Şimdiden yapay zeka ve otonom robotlar, gelişmiş ülkelerde yaklaşık mevcut insan istihdamının %20’ye yakınını ele geçirmiş durumda. Önümüzdeki 5 yılda insanımsı robotların sektördeki istihdamın yarıya yakınını ele geçirmesi bekleniyor. Peki yeni nesil’i istihdam etmek için nasıl bir projeniz var?. Şimdiden mevcut otomobille bile, yollar, otoparklar yetersiz. Nüfus hızla yaşlanıyor. Yaşlı nüfusa nasıl bakacaksınız. Anne-babasız büyüyen, kreş çocuklarının psiko-sosyal, kriminal davranış bozukluklar ile nasıl baş edeceksiniz. Engellileri ne yapacaksınız, yaşlıları ne yapacaksınız. Bakın sadece nüfus artsın demekle sorunlar çözülmüyor, hatta buna hazır değilseniz bu konu dua ile istenen belaya dönüşebilir.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box">İslam inancına göre dünyaya gelecek olanlar da, dünyadan göçecek olanlar da ezelde takdir edildi. Sorumluları cezalandırmadan, tevbe etmeden ne yaparsanız yapın sonuç değişmeyecek. Kimse ecelinden önce ya da sonra ölmeyecek, ya da rızgından az ya da çok yemeyecek. <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Allah</strong> (cc) ezeli bilgisi ile bugün olacakları o zaman biliyordu ve ona göre irade buyurdu. Eğer bizler tevbe edip “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Allah’ın ipi</strong>”ne tutunmayacaksak, Allah’ın vaadi gerçekleşecektir. Allah cahillere ve zalimlere yardım etmez, onların üstlerine pislik yağdırır, işlerini sarp dağlara sardırır, gelecek günler geçen günleri aratır. Biz şimdi şöyle dua edelim: İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin, bizi ailesiz, evlatsız bırakır mısın Allah’ım! Hal böyle iken, dünden bugüne yaşananlar, bugünden yarına olacak olanların sebepleridir. Bu sebebleri ortadan kaldırmadan ileriye gidemezsiniz. O kişileri, kurumları, mevzuatı, uygulamaları idari yapıdan söküp atmak zorundasınız. Değilse gelecek günler geçen günleri aratacaktır.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Fatma Şahin</strong>, 2007 yılında AK Parti Kadın Kolları Genel Başkanı seçildi. İlk yaptığı çalışmaların başında AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı olarak teşkilatta görev yapan 3000 kadını 2 aylığına Ankara'ya Genel Merkeze getirmiş ve çeşitli konularda eğitim almalarını sağlamıştı. Bu performansı AB çevrelerinde büyük takdir topladı ve destek gördü. KADEM’e giden yolda bu adım önemli bir tarih olarak hafızalara yerleşti. Bugün tartıştığımız <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Yeşil Kemalizm</strong>, <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Yeşil Feminizm</strong>in tohumları o gün atıldı.(!?) Bu Görevi 2011'e kadar sürdürdü, 2011 genel seçimlerinin ardından Başbakan Erdoğan’ın 3. Kabinesinde Şahin kabinedeki tek kadın bakan olarak “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı” oldu. KADEM (<em style="box-sizing:border-box">Kadın ve Demokrasi Derneği</em>), 14 Mart 2013’ de kuruldu. Kuruluşu, dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ile Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın öncülüğünde gerçekleştirdi. Resmi açılış töreni ise 8 Mart 2014 Dünya Kadınlar Günü’nde yapılmıştı. “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Toplumsal cinsiyet eşitliği</strong>” kavramındaki “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">eşitlik</strong>” yerine “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">adaleti</strong>” ekleyerek, “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">biyolojik cinsiyet</strong>” yerine “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">toplumsal cinsiyet</strong>” kavramının zihinlere yerleştirilmesinde önemli bir misyon üslendiler.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box"><strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Fatma Şahin</strong>, 8 Mayıs 2018 tarihinde “Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı” seçildi. Şahin, 2019 yerel seçimlerinin ardından 31 Mart 2019'da yeniden seçilerek 2023 yılına kadar görevini sürdürdü ve bu arada AK Parti belediyeleri başta olmak üzere, diğer belediyelere de özellikle Kadınlarla ilgili, LGBT’liler ve GlobalReset proje ile ilgili büyük fon destekleri sağladı. Bütün belediyelere, LGBT konusunda meclislerde komisyon, idari yapı içinde müdürlükler kurulması, halka dönük eğitimi programlar yapılması, LGBT’lilere hukuki destek sağlanması konusunda Belediyeler Birliği olarak tamim gönderdi. AK Parti’yi ve diğer partiler bu konuda yavaş davranırken, CHP. Ve CHP’li belediyeler konuyu hızla sahiplenince toplumsal tepki CHP’ye yöneldi.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box">Palyatif tedbirler ve kısmı iyileştirmelerle Aile sorunu çözülemez. Gençler artık evlenmeyi düşünmüyor. Birlikte yaşamayı/hatta karşı cinsi geçtik, değişken bir cinsiyet tercihi ile günübirlik ilişkileri tercih ediyorlar. Fuhuş artık suç değil. LGBT’nin “Onur yürüyüşü” sıradanlaştı, artık devlet destekli Karnavalımız var, bu durumda o da “yerli ve milli” bir Kültür hizmeti, halkımız için! Kumar da, Uyuşturucu suç olsa da zaten almış başını gidiyor. Kumarda sorun vergilendirip vergilendirilmediği ile ilgili. Yoksa kumar ”<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Milli</strong>” bir mesele devletimiz için. Biliyorsunuz “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Milli Piyango</strong>”muz var.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box">Nafakayı evlilik süresine bağlamakla sorun çözülmez. Sadece mağduriyet bir nebze önlenmiş olur. Kadının tek başına şahidliği gibi daha bir çok konu var. Kimse <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Lanzarote</strong>yi konuşmuyor. Müteahhitler 1+1 ev yapmaya başladı, sahi çocuk yok, dede-nine yoksa yaşlıları ne yapacaksınız. Din, dil ve geleneğin devamlılığını nasıl sağlayacaksınız. Dini nikah (!?) kıyılırken “<strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Allah’ın emri peygamberin Gavli”</strong> diyorlar da, ne Allah’ın emri’ni, ne de peygamber’in gavli’ni bilen var. Mal ayrılığı işine içinden çıkılmaz hale getirildi, Miras hukuku da uygulanamıyor, Allah (cc) böylesine bozulmuş bir yapıya niye rahmet etsin ki!</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box">Askerliği de katarsanız, zaten erkeklerin Çeyrek asrına devlet el koyuyor. Çeyrek asır aktif ömrün ardından posası kalmış kadınlar ve erkeklerden ne bekliyorsunuz ki. Çocuklarına sahip çıkmayan anne babaya o çocukların sahip çıkmasını mı bekliyorsunuz? İstanbul sözleşmesi kadın erkek üzerinden aileye sokulan bir fitnedir. <strong style="box-sizing:border-box; font-weight:bolder">Lanzarote</strong> ise aile ile çocukları arasında aynı aileye sokulan 2. Büyük bir fitnedir. Bu şartlarda aileden kimse hayır beklemesin. İHA, SİHA, Yol, Köprü, Hava alanı, liman ihaleleri bu derde deva olmaz. Halk artık bu işlerin ihalesi kime, hangi şartlarda verilmiş, kaça mâledilmiş, o işlerde kim çalışıyor onu sorguluyor.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box">Nüfus bugünkü şartlarda artsa da başımızın belası, artmasa da. İpin ucu kaçtı. Çok geç kalındı. 2007’den 2025’de 18 yıl süren bir tahribat var. Ne KADEM, ne Fatma Şahin henüz bir öz eleştiri yapmış değil.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style="margin-bottom: 10px; text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><span style="box-sizing:border-box"><span style="font-style:normal"><span style="font-weight:400"><span style="line-height:1.5"><span style="color:#212529"><span style="font-variant-ligatures:normal"><span style="white-space:normal"><span style="background-color:#ffffff"><span style="text-decoration-thickness:initial"><span style="text-decoration-style:initial"><span style="text-decoration-color:initial"><font style="box-sizing:border-box">Gerçekten çözüm için bir şeyler yapmak istiyorsanız, önce hatanızı kabul edin, tevbe edin, özür dileyin. Bunu tek başınıza çözemezsiniz. Devletin diğer kurum kuruluşları, STK’ları, Dini Vakıflar, Basın, Akademi, İşletmelerin hepsi bu işe destek vermeli, seferber olmalı. Ve önce şu, GENDER lekesi alnımızdan silinmeli, 6284 sayılı yasa çöpe atılmalı. Lanzarote’den gerçekten çekilmemiz, UN WOMAN’ı ülkeden kovmamız gerekiyor. Bu işi bu notaya getiren sorumlular idari yapılardan çıkartılmalı, icabında yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır. Selam ve dua ile.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/aile-s-o-s-veriyor-da/1593/</link>
<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 18:16:40 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Siyasal İslam mı dediniz? Nereden nereye...</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">“Siyasal İslamcılık” diye eleştirilen Milli Görüş ve Adil düzen çizgisinden “Muhafazakâr Demokrat”lığa uzanan ince ve uzun bir yolun sonunda geldiğimiz noktada ne İslamcılık kaldı ne muhafazakarlık. Bugün geldiğimiz noktada yola Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı olarak “Uluslararası sistemle” uygun adım devam ediyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Devleti ve toplumu dönüştürmek için yola çıkanlar nasıl dönüştüler, bunu yaşıyoruz. Bu; aslında sadece iktidar için değil, CHP, MHP, DEM fark etmiyor. MHP dün Apo asılsın diye meydanlardaydı, bugün Apo’yu meclise davet etmekten söz ediyor. AK Parti CHP gelirse Apo’yu, Demirtaş’ı serbest bırakırlar diyordu, bugün AK Parti “Terörsüz Türkiye” diye tam tersini yapıyor. Dün başörtüsü mücadelesi verenler ve onların çocukları bugün başörtüsünün suyunu çıkartıyor. CHP deseniz ne geçmişi savunabiliyor ne de geleceğe ilişkin bir tasavvurları var. Kadroları da yok. Bu anlamda Laikleşme ve Sekülerleşme süreci farklı bir zemine kaydı. Batıda sekülerleşme dinin kendi özel alanına çekilmesi anlamı taşıyordu İslam dünyasında din daha görünür oldu ama bu olurken içi boşaltıldı. Kemalist Sekülerleşme politikaları batının baskısı ile, içeride darbeci unsurların eliyle dayatılınca dindarlık halkın direnişine sebep oldu. Adalet, barış, özgürlük talebi içeren politikalar İslamcıların işine yaradı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Daha önce din adına siyasi talepler şeklinde anlaşılan İslamcılık, İran devrimi sonrası yeni, farklı bir anlam kazandı. Dini kuralların, başka inanç sahiplerine dayatılması anlamında kullanılmaya başladı ve “Siyasal İslam” diye bir şey ortaya çıktı. Oysa Türkiye örnekliğinde en büyük siyasi örgüt devlet, devlet kontrolündeki Diyanet ve eğitim kurumları ile TSE damgalı bir dinin misyonerliği yapılıyordu. Bu siyasi çerçeve Kemalizm’le çizilmişti. Bu anlamda Kemalizm dinler üstü bir din, rejimler üstü bir rejim, ideolojiler üstü bir ideolojik norm haline geldi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bu yolla “Şeriat devleti” söylemi, iktidar ve servetle tanışan Müslümanların eli ile dini zeminden uzaklaşarak “reel politik” endişelerin öne çıktığı ertelenmiş bir beklentiye dönüştü. İslamcılar devlet yönetimini ele geçirdiler ama artık o güç, devleti dönüştürmenin değil, din ve dindarların dönüştürülmesi anlamında bir güce dönüştü. Gelinen noktada yeni yönelim Müslüman kimliğini demokratik sistem içinde korumak için dinin siyasete dokunan kısmını törpülemek şekline dönüştü. Neo İslamcılar iktidar ve serveti kaybetmemek için dinden taviz vermeyi fiilen kabul ettiler.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Graham Fuller ile 1990’ların başında konuştuğumuzda o gün bu beklentisini dile getirmişti. Daha sonra adını alacak olan FETÖ bunun Truva atı idi aslında. ABD bu şekilde “ılımlı İslam”a havuç sunarken, radikal İslam’a karşı NATO’nun da desteği ile BÇG üzerinden sopa gösterecekti. Hem zaten SSCB dağılınca NATO ülkeleri tarafından da zaten bu gaye ile tehlikenin rengi “Kırmızı” dan “Yeşil” e dönmemiş mi idi? Zaten, 2002’ye geldiğimizde AK Parti Millî Görüş, Adil Düzen gömleğini çıkartıp “İslam devleti değil, muhafazakâr demokrat” kimliği ile yoluna devam etme kararı aldı. Bu dönüşüm diğer İslam ülkeleri için de bir model oluşturdu. “İslam ve Demokrasi” tartışmaları başladı. Artık Şeriat doğrudan talep edilmeyecek, Şeriat, kişisel ve kültürel bir çeşitlilik olarak Demokratik çoğulculuk anlamında bir zemine kaydırılacaktı.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Yeni dindarlık anlayışı üzerinden batılılaşmayla aslında daha hızlı, daha kolay, daha kısa sürede ve daha az sancılı bir şekilde İslam kendini batılı kavram ve kurumlarla ifade eden, dünyevi hedefleri öne çıkartan bir “Yaşam tarzı”na dönüştü. Başörtülü ya da sakallılar Helal sertifikalı “fastfood” ları çok sevdiler. Artık helal şaraplar, biralar da var. Tesettür defileleri düzenlemeye başladılar. İslami pop müzik, diziler, reality Show’lar, sosyal medya fenomenlerinin rezillikleri, daha neler neler. Din artık devletin kontrolünden, devletle iş birliği içindeki Cemaat ve parti içindeki kişilerin kendi geleneksel tercihlerine, atalarının mefahir ve menkıbelerle süslenmiş dinine dönüştü. Biz eskiden herkesi camiye çağırırken, şimdi bunlar, cami cemaatini kendi partisine, kendi dergahına çağırıyor. Herkesin camisi, Kuran kursu, İnsani yardım örgütü, Turizm şirketi, medyası, mektebi var ve kendi içlerinde ciddi şekilde rekabet ediyorlar. Ümmet şuurunun yerini, mezhepçilik ve tarikatçılık aldı, o da kendi içinde alt kollara bölündü.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Laikçiliğin yerini bugün Sekülerleşme aldı. İslamcılar bu oltayı daha çabuk yuttular. Kemalist laikçilik Sosyetik bir karaktere sahip, Fransız laikliği varlık ve meşruiyetini İncil’den alan ve Westefelya anlaşmasının çerçevesini çizdiği bir kilise kurumu. Angelo-Sakson’lar “din özgür, devlet onların iç işlerine karışmaz” anlayışı ile onları kendi içinde nötr hale getirdi. Dini toplulukların siyasi olarak farklılıklarını etnik ve kültürel çoğulculukla birlikte düşününce İngilizlerin Din/Kilise-Devlet ilişkisindeki başarılarının arka planı daha kolay anlaşılıyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bazı batılı düşünürler bu konuda yeni bir denge oluştuğunu düşünüyorlar. Din siyasallaşamıyor, İslam Kamusal alanda sosyo politik ve kültürel olarak var. Gelinen noktada “Post-İslamcı bir denge” kurulmuş gibi gözüküyor: Müslümanlar demokrasiyi, sekülerler Müslüman kimliğini fiilen kabul etmiş gözüküyor. Hatta iş dinler arası diyalog ve dinin yeniden yapılandırılmasına geldi. Trans Humanizm, UK Ultra / Beyin kontrol, Neuralinkle nesneler arası iletişim, “Yeni insan” dan söz ederken, Yapay zeka üzerinden bilgi ve algı bilgi baronlarının gözetim ve denetimine geçiyor.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">AK Parti İslamcı sıçramanın tramplen tahtası olacaktı ama gelinen noktada, batılı anlamda Demokratik dönüşümün adresi oldu. 18 Şubat 2020’de Abdullah Gül bir röportajında bir soruya verdiği cevapta “Siyasi İslam’ın tüm dünyada çöktüğünü” açıkladı. Gül, 'Siyasi İslam'ın çöktüğünü düşünüyor musunuz?’ sorusuna "Öyle, tüm dünyada. Biz bunu görüp, paradigmadan kopuşu gerçekleştirmiştik, ama sürdürülemedi." dedi. Artık AK Parti ABD, İngiltere ve Mısırla birlikte eski Osmanlı Milletler topluluğuna dahil, İslam ülkelerinin sınır, rejim ve iktidar yapılarını BOP içinde dönüştürmek için ABD ile eş başkan olarak yeni bir misyon üslendi. Bu misyon önce Kushner / Dahlan senaryosu ve bu gün de 6’lı masa ile işin içine İsrail’in de katılımı ile daha da güçlendirildi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">“Kim dine bir şey ekler ya da ondan bir şey çıkartırsa kişi eklediği ve çıkarttığı ile baş başa kalır, din aradan çekilir.” Oyun bitmiş değil.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Sahi Siyasal Hristiyanlık ve Siyasal Musevilik diye bir konu konuşulmuyor. Oysa bunların tamamen birer siyasi proje olduklarını biliyoruz artık. Aleviler CHP’li ve Kemalist’tir, bu Siyasi Alevilik olmuyor mu mesela. “Siyasal anti İslam” politikası adeta CHP’nin resmî ideolojisinin içinde mündemiç ve tahtında müstetir bir konu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Aslında bu siyaset ne doğuda ne de batıda tam da siyasetin beklediği şekilde sonuçlanmadı. Laiklik ve Sekülerizm İslam’ı yok edemedi ama Müslümanlar, servet ve iktidar ilişkisi içinde seküler dünyada dönüştü. Batı’daki gibi “din kamusal alandan çekilsin” modeli İslam dünyasında işlemedi. Bunun yerine kültürel, küresel, etnik kimliklerin gelenekleri ile şekillenmiş “yeni Müslüman” tipi doğdu.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Post-İslamcılık (İngilizce: Post-Islamism), Olivier Roy’un Secularism Confronts Islam kitabında ve daha geniş olarak Asef Bayat gibi düşünürler tarafından geliştirilen bir kavramdır. Kısaca:</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">“İslamcılığın (siyasal İslam’ın) başarısızlığı sonrası ortaya çıkan yeni dini-siyasi eğilimdir.”</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Alınız ilmini garbın, alınız san’atını, / Veriniz hem de mesâîye son sür’atını. / Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız, Ünlü Bir Alıntı (Asef Bayat):</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">"Post-İslamcılık, ne İslam’ın sonu ne de sekülerleşmedir. İslam’ın siyasal projesinin iflası sonrası, dindarlığın yeni, özgür ve sivil biçimler almasıdır." Yeni moda “Post-İslamcılık”. Postu kaptırdık ama İslamcılık yeni bir şekli büründü. “siyasal İslam’ın bittiği yerde o başlıyor artık. Devlet yerine kişi ve toplum, cemaat öne çıkmaya başladı. Çünkü dünün İslamcılarının iktidarı ve iktidar nimetlerini paylaşmak konusunda birbirlerine karşı daha acımasız olabildiklerini de gördük bu arada. Bir kısım İslamcılar Demokrasiyi çok sevdiler. Çünkü o süreçte iktidar ve servetin nimetlerinden cömertçe yararlandılar. Ve siyaset aynı zamanda onları modernleştirdi.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Akif’in batıya bakışı Cumhuriyet öncesinde şekillenmişti. Onun bulduğu formül şöyleydi: “Lâkin sakın almayın ahlâkını, dinini; / Onların ruhu bozuk, kalbi hasta, vicdanı kirli. / Bizimkisi temiz, bizimkisi pâk, bizimkisi nurlu; / Onlarınki karanlık, bizimki aydınlık! / Onlar maddeye taptı, biz manaya taptık; / Onlar dünyaya taptı, biz ahirete taptık. / Onlar beden için yaşar, biz ruh için yaşarız; /</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Onlar geçici için, biz ebedî için yaşarız. / İşte bu farktır ki bizi ayırır onlardan; / İşte bu farktır ki bizi üstün kılar onlardan. / Yeter ki biz de çalışalım, ilim yapalım, san’at yapalım; / O zaman biz de yükseliriz, onlar gibi oluruz!” Ah, bu “şuride siyaset” bu arada bizim alamet-i farikalarımızı da (ayırt edici özelliklerimizi de) yok etti.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Geriye dönüp baktığımızda dün Abdullah Gül 2007’de “Muhafazakâr demokrasi, dindarların özgürlüğü ile laiklerin güvenliği arasında dengedir” diyordu. Erdoğan 2004’te “Biz laikliği dinsizlik olarak görmüyoruz. Laiklik, devletin dini özgürlüklerin teminatı olmasıdır” diyordu. F.Gülen üzerinden “Dinler arası diyalog” bile başlatılmıştı. Muhafazakâr demokrasi adına birtakım yazarlar İslamcı devleti reddederken, Müslüman kimliği çoğulculuk çatısı altında koruma altına almaktan söz ediyordu. CHP’de devlet dini engellerken, AK Parti döneminde devlet ılımlı İslam için koruyucu kalkan oldu. Milli Muhafazakarlık, Cemaat, Medya, Eğitim üzerinden kendi İslam telakkisini dayatma yolunu seçti.</span></span></p>

<p style="text-align: justify;"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İşte bugün de tam bu noktadayız. Tek başına Globalizm tehdidine karşı gücümüz kalmadığını düşünüyor kimileri. İşin en kötü yanı, tefrika, irtidat, dinden uzaklaşma, ahlaksızlık. Şimdi övgüyü, sövgüyü bir kenara bırakıp, her şeyi yeniden düşünme zamanıdır. Selam ve dua ile.</span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Abdurrahman Dilipak</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/abdurrahman-dilipak/siyasal-islam-mi-dediniz-nereden-nereye/1592/</link>
<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 20:28:39 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bir Günde Doktor, Bir Saatte Dil Uzmanı</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Sabah uyandığında tıp fakültesi okumamış birinin beynine bir çip takıldığını ve artık kalp ameliyatı yapabilecek bilgiye sahip olduğunu düşün. Ya da hiç yabancı dil bilmeyen birinin, saniyeler içinde akıcı İngilizce konuşabildiğini. Kulağa bilim kurgu gibi geliyor ama dünya bu soruyu artık sessizce değil, yüksek sesle konuşuyor: <strong>İnsan beynine bilgi yüklemek mümkün olacak mı?</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Bugün felçli bir hasta sadece düşünerek bilgisayarda yazı yazabiliyor. Parkinson hastasının titremesi çiple durdurulabiliyor. Omurilik hasarı olan bir kişi çip bağlantısıyla yeniden yürüyebiliyor. Kör bir insanın beyin sinyalleri üzerinden görüntü algılama denemeleri yapılıyor. Yani çip, artık sadece bir teknoloji fikri değil, tıbbın masasında duran gerçek bir araç.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Peki ya bir sonraki adım? İşte tartışma burada büyüyor. Eğer beyin sinyallerini okuyabilen çipler varsa, bir gün beynin veri depolama merkezine bilgi gönderebilen çipler de olabilir. Bu noktadan sonra öğrenmek, çalışmak, emek vermek geleneksel bir kavram haline gelebilir. Matematik bir ders değil, yüklenen bir dosya; dil bir süreç değil, saniyelik bir transfer olabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Çok cazip ama çok tehlikeli bir eşik. Bugün bir cerrah olabilmek için yıllar gerekiyor. Ama yarın, bir dosya yüklemesiyle herkes her şeyi yapabilir hale gelirse, bilgi kutsallığını kaybeder mi? Daha da önemlisi, bilgi gerçekten bizim bilgimiz olur mu, yoksa bize verilen mi?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İşin karanlık tarafını da düşünmek gerekiyor: Bilgi yükleyen sistem aynı zamanda düşünceyi de şekillendirebilir mi? Bir çip, sadece bildiklerimizi değil, neye inanacağımızı da belirleyebilir mi? Bu noktada özgür irade hâlâ bizim midir, yoksa arka planda çalışan bir yazılımın sonucu mu?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">İyi senaryoyu da unutmamak gerek. Beyin çipleri Alzheimer’ı durdurabilir, hafızayı güçlendirebilir, felçli bir insanın tüm beden kontrolünü geri verebilir. Travmalar silinebilir, sinir hasarları onarılabilir. İnsanlık için belki de tıp tarihinde atılmış en büyük adım olabilir.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Ama asıl soru hâlâ masada duruyor: Eğer bir gün bilgi yüklenebilir hale gelirse, bilgiye sahip olan biz mi olacağız, yoksa bizi yönlendiren teknoloji mi? Öğrenen insan dönemi biter de “yüklenen insan” dönemi başlarsa, hangi düşünce bize ait olacak?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Belki gelecekte çocuklarımız “ders çalışmak” diye bir kavramı hiç bilmeyecek. Belki de “başarı, çaba ve öğrenme” yerine “aksesuar, yazılım ve yükleme” konuşulacak. O gün geldiğinde, insana dair en temel soruyu sormak zorunda kalacağız:</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>“Ben kimim?”</strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;">Eğer cevap, “yüklenen sen” olursa, işte o zaman insanlık sadece teknolojiyle değil, kendi varlığıyla da sınav verecek.</span></span></p>

<p><span style="font-size:16px;"><span style="font-family:Tahoma,Geneva,sans-serif;"><strong>Pusulanız bilgi olsun.</strong></span></span><br />
 </p>

<p style="text-align:justify"> </p>
]]></content:encoded>
<author>Emre Okumuş</author>
<link>https://www.gazetedogu.com/yazarlar/emre-okumus/bir-gunde-doktor-bir-saatte-dil-uzmani/1591/</link>
<pubDate>Fri, 05 Dec 2025 16:46:48 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>