Bu Sorular Beynimi Kemiriyor!
Ömer Faruk Kızılkaya

Ömer Faruk Kızılkaya

Bu Sorular Beynimi Kemiriyor!

07 Nisan 2015 - 20:18 - Güncelleme: 07 Nisan 2015 - 20:20

Bir gün, CIA, KGB ve MİT teşkilatlarından hangisinin daha başarılı olduğunu tespit etmek için bir "istihbarat yarışması" düzenlenmiş. Bu yarışma uyarınca, her üç teşkilatın en iyi adamlarından oluşan onar kişilik ekipleri Kongo'nun balta girmemiş ormanlarına göndermişler. 

Ormanın girişinde görevlerini açıklanmış: 
- "Ormana girip, en kısa sürede bir zürafa bulup getiren kazanır..." 
Önce KGB liler gitmiş. 15 dakika sonra bir zürafa ile çıkagelmişler. 
Sonra CIA gitmiş. 10 dakika sonra zürafa ile gelmişler. 
En sonunda bizim MİT gitmiş, birkaç saat sonra bir fille dönmüşler. 
Yarışmayı düzenleyenler "Bu da nedir?.." diye sorunca fil atlamış: 
"Abi vallaha ben zürafayım..."

Bir hafta içinde üç önemli olay ile sarsıldık: Savcımıza yapılan saldırı, aynı anda gelişen elektrik kesintisi ve Fenerbahçe otobüsüne yapılan silahlı saldırı.

Üzerinde düşünülmesi gereken üç büyük sorun ve üçü aynı hafta içinde gerçekleşiyor. İnanılır gibi değil!

Bir örgüte mensup iki kişi tabiri caizse elini kolunu sallayarak Avrupa’nın en büyük adliyesine giriyor (Avrupa’nın en büyük adliyesinin bizde olması utanılacak bir durumdur. Demek ki o kadar hukuksuz ve suçlu potansiyeline sahip bir ülkeyiz.), savcının odasına girip savcımızı rehin alıyor akabinde de başarısız (!) bir operasyonla savcımızın cesedini teslim alıyoruz.

Bu konu ile ilgili o kadar çok yazı yazıldı ki tekrara düşmek istemiyorum. Ancak bazı soruları sormadan da edemiyorum:

Operasyon profesyonel bir ekiple yapılarak savcımız kurtarılamaz mıydı?

Savcıyı saldırganlar öldürmek istiyordu anlıyorum da devlet neden öldürmek istedi? Savcı kurban mı seçildi?

Eğer operasyonu samimi yaptığımız halde başarılı olamadıysak bu da bizim güvenlik birimlerimizin kalitesizliğine delalet etmez mi? (Şahsi fikrim asker ve polis teşkilatımız bu operasyonu en mükemmel şekilde halledecek potansiyele sahiptir. Örnek: Kardak Operasyonu)

Bu olay bizim dünyaya rezil oluşumuz anlamına gelmez mi? Zira güvenlik zafiyetleri ve kurtarma operasyonunun başarısızlığı bizim iddia edildiği gibi büyük bir ülke olmadığımız anlamına gelmez mi? (Hollywood filmlerinde bile daha güzel operasyonlar yapılabiliyor. Operasyona katılan ekibe eğitim verecek adamımız yoksa film izletelim bari. Biraz yaratıcı olsunlar.) Dışarıya güçlü görünmek amacıyla yapılan çalışmalar, estetik ameliyatı sayesinde genç görünmeye çalışan yaşlı kadın sendromu değil midir?

Savcısını koruyamayan devlet cenazeye hangi yüzle katıldı? Öldüğünden emin olabilmek için mi? (Aynı rezilliğimizi Muhsin YAZICIOĞLU’nun helikopterini üç gün yanlış (!) dağda aramamızda da göstermiştik ve halk Muhsin YAZICIOĞLU’nun öldürüldüğünü düşünüyor.) Bence savcımız da aynı eller tarafından aynı darbeyle şehid edilmiştir.

Yetmiş altı milyon insanın telefon görüşmelerini dinleyip tek tek fişleyen MİT, bir saldırı olayını haber alamadı mı? Yoksa bilip de bilmezlikten mi geldi?

Haberi duyunca ilk sözüm “Hırsız evden olunca öküz bacadan çıkar.” oldu.

O olayın olduğu dakikalarda (saatlerde demiyorum) 79 ilde aynı anda elektrikler kesiliyor. Ülkenin her tarafında aynı anda gerçekleşen bu kesinti sistemle açıklanmaya çalışılıyor ama şahsen ben bu konuda tatmin edilmiş değilim. Yoksa bizim ülkemiz elektriğine de mi sahip çıkamıyor? Gerçi kaçakla mücadele etmekten aciz olan güçlü devletimiz gözünü devletine sadık olan masum insanların derelerine dikerek düzeni korumaya çalışmakla meşgul. Kim takar elektriği kaçak kullananları?

Bir iddia daha var elektrik kesintisiyle ilgili: Bu olayın savcı olayıyla ilişkili olduğu ve iki olayı da aynı grubun yaptığı iddiası. İhtimal vermiyorum ama doğruysa bittiğimizin resmidir.

Başka bir olay da taraftarı olduğum takımın silahlı saldırıya uğramış olmasıdır. Türk futbolu çok ciddi bir yara almıştır. Telafisi olmayacak bir kara çalınmıştır yüzümüze. Mesele Fenerbahçeli olmam değil. Bunu özellikle belirtiyorum ki bazen kendini yorum yazmak zorunda hissedip de duygularını mantık süzgecinden geçiremeyen okuyucularım yorumlarında göz ardı etmesinler.

Bu hareket hangi takımımıza yapılırsa yapılsın düşüncelerim değişmez. Allah bu olayı veya benzer bir olayı yaşamayı hiçbir takımımıza nasip etmesin.

Ben sadece şunu merak ediyorum: Şoförü öldürerek takımdan tamamen öldürme düşüncesinde olan kişi veya kişiler eğer bunu para karşılığında yapmadıysa nasıl bir ruh halidir?

Beyin bedeni terk etmiş haberi yok. Hani Fenerbahçe ekibine gıcığın var, bunu anlayamıyorum ama anladığımı sayalım, şoförün suçu ne? Rizeli bir kardeşimiz evine ekmek götürmek için yolcusunu taşıyor. Fenerbahçe takımının kadrolu bir personeli bile değil. Rize’de yaşayan, hayatının geri kalan günlerinde Rize halkına hizmet eden bir insan, bu adamın günahı ne? Gözlerini açınca ilk olarak çocuğunu soran bir baba. Peki, o babanın çocuğunun suçu ne? Şoför ölseydi, o yavrucak yetim kalsaydı ellerine ne geçecekti? Bu ALLAHSIZLIK’tan başka nedir? Allah korkusu olan cana kıyabilir mi?

Aynı durum otobüsteki diğer yolcular için de geçerli. Bugün Fenerbahçe için top koşturan oyuncu, sahaya ekmek parası için çıkmış. Yarın başka bir takımda oynamayacağı belli mi? Neden evlere ateş düşürmek için canla başla(!) çalışıyorlar?

Olayın bir başka boyutu da Avrupa’da aleyhimizde çalışan yayın organları ve şahısların ünlü oyunculara yaptıkları “Türkiye’de can güvenliğiniz yok, sakın gitmeyin. Oraya transfer olmayın.” çağrılarıdır. Transfer konusunda Türk takımlarıyla rekabet yaşayan takımlar bu kozu kullanacaklar. Bunun pazarlıkta fiyat artırımı anlamına geldiği gerçeğini de söylemek gerekiyor. Bu hareket, o rezilliği yapan geri zekâlı kişilerin destekledikleri takımları da vurmuş olacak.

Yukarıdaki olaylardan hariç olarak kafama takılan bir durum da Muharrem İNCE’nin sorduğu “Şah-Fırat Operasyonunda dokuz tankımız kayıp. Bu tanklar nerede?” sorusuna Genel Kurmay Başkanlığının vermiş olduğu “Sekiz tankımız operasyonda arızalanınca orada bıraktık.” açıklamasıydı.

Medyaya fazla yansımayan bu olay, içinde bulunduğumuz durumun vehametini göstermektedir. 2012 yılında askerliğimi acemi birliğimde tankçı olarak yaptım. Tank konusunda cahil değilim. Bizim tanklarımızda sorun yoktu ve modernizasyonları da yapılmıştı. Digital sistemle hedefe kitlenecek kadar ileri teknolojiye sahip tanklarımız var.

Madem bu operasyon bu kadar önemliydi - bizi savaşa bile sokabilirdi- böyle önemli bir operasyona arızalı tanklarla nasıl gidildi? Bu gafleti mi gösterir, ihaneti mi? Bu durumun verdiği utanç ne olacak? 38 Tankla başlanılan ve sorunsuz biten büyük (!) operasyon hiçbir çatışma olmamasına rağmen 30 tankla bitiriliyor. Bu durum düşünülmelidir.

Tankların birilerine bırakılmış olması ihtimalini ise aklıma bile getirmek istemiyorum. O da ihanet demektir.

Şimdi soruyorum:

Adliyede savcısına,

Direkte elektriğine, ,

Yolda sporcusuna,

Operasyonda tankına sahip çıkamayan büyük ülke mi olur?

Bunları yazdığım için şimdi birileri yorum yazacak ve beni vatan haini olmakla suçlayacak. Onların en az on misli vatansever olduğumu iddia ediyorum. Hakikatleri söylemek yürek ister. Korkaklar ise sadece inkar ederek kendilerini kandırırlar. Vergimi verdiğime, ülkem için çalıştığıma göre hesap sormak benim hakkımdır. Ben demokratik hakkımı kullanıyorum. Hz. Ömer’e bile (adaletiyle nam yaptığı için “bile” ifadesini kullanıyorum) hesap sorulduğuna göre biz de yöneticilerimize bunu sorabilmeliyiz. Onlar da Ömer gibi tatmin edici cevap vererek fitne oluşmasını önlemelidirler.

Son Yazılar

', 'auto'); ga('send', 'pageview');