Üç mesele
İsmail Kılıçarslan

İsmail Kılıçarslan

Üç mesele

30 Ocak 2018 - 14:40

Bir “beka meselesi” olarak kültürel iktidar

Bilmem Diriliş Ertuğrul’un ilk iki sezonunda oynadığı Deli Demir karakteriyle tanıdığımız Mehmet Çevik’in, kendisine “sanatçı” diyen bazılarının ipliğini feci şekilde çektiği konuşmasına denk geldiniz mi?

Çevik, Afrin operasyonu sırasında “savaşa hayır” bildirisi imza eden meslektaşlarını kastederek “kendi meslek grubumda kendini sanatçı diye tarif eden ve bu milletin, ülkenin gerçeklerinden bihaber onca insanların durduğu yerden hareketle, kendimi sanatçı diye ifade etmiyorum” dedi.

Benim ve bir avuç başka insanın Gezi’den bu yana verdiği “kültürel iktidar” mücadelesinin somut örneği bu konuşmadır işte. “Bütün diğer politik iktidar biçimleri, kültürel iktidar için vardır” derken de bunu kastediyoruz işte. Ülkesinin, milletinin, vatanının, askerinin, derdinin yanında olmak yerine tam karşısında olmanın el üzerinde tutulup geçer akçe haline getirildiği verili kültürel iktidar dili ile mücadele Mehmet Çevik’lerin artması, söz gelimi Ceylan Ertem’lerin, Meltem Cumbul’ların azalmasıyla gerçekleşecek. Beyinlerini Avrupalı enstitülerin kendilerine vaz ettiği alternatif gerçekliğe kiralamış bir takım solcumsuların “kültürel iktidarı size vermeyiz” şeklindeki vızıklamalarını iyi, hem de çok iyi analiz etmemiz gerekiyor. Söylem üstünlüğü, halkla ilişkiler desteği, yaygınlık gibi meselelerde Türkiye’deki verili kültürel iktidar diliyle kora kor bir mücadele vermek gerekiyor. Bunu bir “mesele” haline getirmek gerekiyor her şeyden önce.

Bakın size bir şey söyleyeyim. Nihat Genç, canhıraş şekilde “bugün CHP’de kurultay olsa Demirtaş’a karşı Mustafa Kemal’in hiç şansı yok” derken tam da bugünün Türkiye’sindeki verili kültürel iktidar dilini işaret ediyor.

Önümüzdeki dönemin en keskin sorusu şudur: Adına sanatçı, aydın, gazeteci, kültür insanı, oyuncu falan denen insanlar Türkiye’nin yanında mı duracaklar karşısında mı? Zihinlerini bu topraklar mı belirleyecek, bazı yabancı güç merkezleri mi?

Anlayacağınız dersimizi çalışma zamanı. 

“Bir şiir rüzgar bekliyor” meselesi 

Sevgili Ercan Yıldırım ağabey attığı bir tweetle uyandırdı meseleye. Şöyle diyor: “Arif Nihat Asya-Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu olmasa operasyonu anlatacak şiir paylaşılmazdı. Yaşanırken siz de böyle şiirler yazın. Haa iki gün sonra yine bu şiirleri küçümseyecekseniz paylaşmayın.”  

Ercan abinin hatırlatmasından bağımsız olarak söyleyelim: Doğrusu, bu tip durumlarda Türk toplumunun imdadına hep şiir yetişir, yetişmiştir. Zira ya şiire ya da şiire benzeyen yanıyla türküye “iltica” eden bir toplumuz. Ve evet, bugünün “Türk şairi” dediğimiz adamı da Asya’dan, Gençosmanoğlu’ndan, Yahya Kemal’den, Akif’ten daha az sorumlu değildir topluma karşı. Dolayısıyla Ercan abinin uyarısı çok haklıdır: İmdada yetişsin diye, kendisine “iltica” edebilelim diye bugünün şiirini de yazmalıdır Türk şairi. Loncamızın geleneği de göreneği de böyledir. 

“Sahi CRR’de neler oluyor?” meselesi

Türk basınının duayen isimlerinden Hıncal Uluç, Sabah’taki köşesinde yazınca muttali oldum meseleye. Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda 4 konseri iptal etmiş İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Olmaz efendim, olamaz. Sayın Uluç’un beğendiği, tanıdığı bir organizatörün düzenlediği konserler iptal edilemez.

Şaka bir yana, Uluç’un yazısını okuyunca işin aslını merak edip İBB’den bazı isimlere ulaştım. Aldığım bilgiler şöyle: Aslında 4 değil, daha fazla konser iptal edilmiş. Ancak bu konserler “olması kesinleşen konserler” değil, önceki yönetim döneminde daha CRR ihalesine aylar varken yöneticilerin “yetki aşımı yaparak” şifahen “yaparız” dediği konserlermiş. Anlayacağınız ahbap-çavuş ilişkisi konserleriymiş. İBB’nin yeni yönetimi, fahiş fiyatlarla bağlanan bu konserleri yine de “indirim talep ederek” yapma yoluna gitmek istemiş. Bazı menajer ve organizasyon şirketleri bu indirim teklifini kabul etmişler. Hıncal Uluç’un “niçin dört konser iptal ediliyor?” dediği konserleri organize eden isimler de bu indirime yanaşmadıkları gibi bazı yetkililere de ağız dolusu hakaret yağdırmışlar.   

Yani, Hıncal Uluç büyüğümüzün “iptal oldu” diye feryat ettiği konserler kayıt dışı, şifahen “yaparız” denilmiş konserler anladığım kadarıyla. İhale henüz yapılmadığı için kesinleşmemiş konserler. Buna rağmen “indirim yaparsanız gerçekleştirebiliriz, yapılacak ihaleye koyabiliriz” denilmiş ama organizasyon firması buna yanaşmamış yine anladığım kadarıyla.

Çok “anladığım kadarıyla” dedim ama bir kez daha dememe müsaade edin. Anladığım kadarıyla CRR’de “iptal edilen konser meselesi” değil “milletin parasını doğru düzgün şekilde kullanma meselesi” vardır.

Ve son bir not: Uluç’un haklı olarak “bu üstatlardan ne istediniz?” diye sorduğu Alâeddin Yavaşça ve Cemal Reşit Rey anmaları için kolları sıvamış durumda imiş CRR yönetimi. Bu üstatlara layık iki nefis program hazırlığına girişmişler. Çok yakında meraklısı ile buluşacakmış bu iki program da. O organizasyon firmasının bu iki anmayı yapmayacak olması, bu iki büyük üstadın anılmayacağı anlamına gelmez değil mi? Gelir mi yoksa? Bilemedim ki.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

', 'auto'); ga('send', 'pageview');