Şaşırabilmek...
  • Reklam
İsmail Kılıçarslan

İsmail Kılıçarslan

Şaşırabilmek...

30 Temmuz 2018 - 19:22 - Güncelleme: 30 Temmuz 2018 - 19:42

Epeyce önce “Hayret etmek hakkımız” başlıklı bir yazı yazmış ve orada kısacık da olsa hayret meselesinde kimi şeyler söylemiş idim. Bugün, sanki o girişin bir devamı olsun istiyorum yazdıklarım.

Eskiler, yani arifân ve sadıkân “hayret makamı” derlermiş. Yaratanın yarattığı her canlıya, her nesneye, her duruma hayran olabilmek, hayranlıkla bakabilmek, zerredeki kâinatı, kâinattaki zerreyi görebilmek makamı…

Hayret makamı, vuslat makamından önceki makamlardandır. Dünyaya hayranlık dolu gözlerle bakmak insan için “önemli bir derece”dir yani. “Bazısı hayrette kalur, bazısı vuslatlanur” demiş ya şair, öyle işte.

Hadi şunu biraz derinleştirmeye çabalayalım. Birbirine yakın anlamlarda tariflenen hayret ile şaşkınlık arasında ciddi nitelik farkları var. Bir kere şaşkınlıkta bir kafa karışıklığı, bir dağılma, bir boş bulunma gerekiyor. Bir hazırlıksız yakalanma durumu var şaşkınlıkta. “Korktun mu?” sorusuna “korkmadın, şaşırdım sadece” cevabını verirseniz bu hazırlıksız yakalanmayı kast etmiş olursunuz. Hayret etmekte ise bir oturmuşluk hali var. Çünkü denebilir ki, şaşkınlık ile hayret etmeyi birbirinden ayıran en önemli mesele “iradi olup olmamak” meselesi. İrademiz dışında şaşırır, irademiz olmadan hayret edemeyiz.

Yunus Emre pirimizin “Hak bir gönül verdi bana, ha demeden hayran olur” diyerek aklımıza mıh gibi kazıdığı “hayret etmek” artık dünyamızdan yavaş yavaş çekiliyor. Kimsenin yaratılana bakıp yaratanı tefekkür etmeye vakti yok, en çok bundan. Kaldı ki adına bilim dediğimiz ideoloji biçimi bize hayret edecek, hayret edebilecek pek bir şey bırakmamaya kararlı görünüyor. “Leoparlar bunca hızla koşuyorlar çünkü kas ve ciğer sistemleri…” diye başlayan cümlelerle her şeyi “algınabilir” hale getirmeye çabalıyor bilim denen ideoloji. Oysa koşan bir leopar gördüğümüzde bence söylenmesi gereken şudur: “Hay maşallah, ne güzel koşuyor mübarek hayvan.” Ve hayır, bu leoparların kas ve ciğer yapılarıyla ilgilenmemizi değil, tam tersine ilgilenmemizi gerektiren bir cümledir. Hayret ettiğimiz canlının/nesnenin/durumun hakikatine erişme meselesidir çünkü.

Şaşırmanın edeple, arla, ahlakla yakın bir ilgisi olan bir manası daha vardır malum. Ona da temas edelim burada. İnsan edebe, ahlaka, ara, namusa uygun olmayan bir durum gördüğünde “şaşırabildiği” için norm geliştiren bir canlıdır aynı zamanda. Denebilir ki şaşırma duygusu kalmamış insanın ahlaki herhangi bir normu da kalmamış demektir.

Sözgelimi bir yavru kediye eziyet edebilecek kadar vahşileşen birini gördüğümüzde ilk iş olarak şaşırırız. Bu şaşkınlığımız, bu durumu aklımıza ve ahlakımıza sığdıramamaktan kaynaklanır. Bu noktada şaşırmak, hala insan olduğumuzun ve insan olmaya devam edeceğimizin de bir kanıtıdır aynı zamanda. “Niçin şaşırıyorsun ki, normal bir şey bu” denilerek meşrulaştırılmaya çalışılan çoğu durum tam da buraya isabet eder. “Sen şaşırma ki ben de bu sapkınlığı, bu azgınlığı, bu fenalığı, bu ahlaksızlığı, bu kötülüğü yapabileyim” demeye çalışıyordur bunu diyen.

Dikkat isterim. Bugün dünyada duyunca, görünce, hissedince şaşırdığımız, şaşıracağımız şeylerin azalması büyük bir tehlikeye de işaret etmektedir böylece.

Hadi örnekleyelim. 1970’li yılların Türkiye’sinde kariyerinde yükselmek isteyen bir insan arkadaşını ezerek, onun üzerine basarak yapmazdı bunu, yapamazdı. Böyle bir şeyin yapıldığına şahit olmak ya da böyle bir hikâye duymak ise “şaşkınlık” kaynağı idi. Peki bugün en yakın arkadaşını satarak işyerinde yükselen birini duyduğumuzda en küçük bir şaşkınlık emaresi gösteriyor mu zihnimiz?

Böylelikle denebilir ki “şaşırabilmek” insanlık ahlakının devamı için, hayret edebilmek ise insan tekinin tekâmülü için şarttır.

Yine eskiler, “Allah hayretinizi artırsın” diye dua ederlermiş. Yani “bakmak, baktığınız şeyi görmek, gördüğünüz şey karşısında hayranlık duymak, o hayranlıkla Rabbe teslim olmak nasip olsun size” derlermiş.

Bugün, hiç şaşırmadan, hiçbir şey karşısında şaşırmadan; hiç hayret etmeden, hiçbir şekilde hayran olmadan yaşayıp giden, çünkü eşyanın, insanın, canlının, kâinatın hakikatinin kendisine tapulanmış olduğunu düşünen şişik egolu insanlar olarak yaşayıp gidiyoruz.

Yunus bitirsin: “Cümle yerde Hak nazır, göz gerektir göresi”

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

', 'auto'); ga('send', 'pageview');