Notlar
Reklam
İsmail Kılıçarslan

İsmail Kılıçarslan

Notlar

23 Mayıs 2018 - 13:06

Cumartesi gecesi Yort Savul’unun konuğu Taha Kılınç idi. Taha konuşurken önümdeki kağıda kimi notlar aldım. İlki ve en önemlisi şu: “Bilmediğin meseleyi savunamazsın. Daha Mescid-i Aksa’nın neresi olduğuna dair doğru bilgi toplumda yeni yeni yerleşiyor. Bu, cehaletle hallolabilecek bir mesele değil. Filistin’i ve Aksa’yı ne kadar iyi bilirsek meselenin çözümüne o kadar çok yaklaşmış olacağız.”

Taha’nın vurguladığı ikinci mesele ise şu idi: İsrail konusunu barış ya da savaşla durdurmak mümkündür. Fakat bunun mümkün olabilmesi için mutlaka Müslüman ülkelerin net ve ortak hareket etmesi gerekir. Birbirlerinin kuyusunu kazma yarışına girmiş durumda olan İslam ülkeleri ile İsrail terör devleti sorunu çözülemez.

Ve bir not daha… Taha, “Filistin için bireysel olarak ne yapabiliriz?” sorumuza duraksamadan şu cevabı verdi: “Filistin için bireysel olarak bir şey yapmanın en güzel ve kolay yolu Filistin’e gitmektir. Aksa’yı, Kudüs’ü ve Filistin’i gezerek tanımaktır. Filistinli esnaftan alışveriş yapmaktır.”

***

Biliyorsunuzdur elbette, torbacılık yapmaktan yani uyuşturucu satmaktan haklarında dava açılan kimi ünlüler ve bu ünlüler ceza almasın diye alttan alta işini yapan bir medya düzeneği var yurdumuzda.

Hep söylüyorum yine söyleyeceğim. Hasbelkader bir dizide oynamış yakışıklı oğlanla güzel kıza “sanatçı” denilen bir ülkede yaşıyoruz. Ve bir ön kabul olarak da “sanatçıdır, ne yapsa yeridir” cümlesine inanmamız bekleniyor bizden. Hayır, hayır. Yağma yok. Az aşağıda, Tophane’de esrar alıp satan delikanlı neyle suçlanıyor ve kaç yıl içerde yatıyorsa sözgelimi Çağatay Ulusoy ya da Gizem Karaca isimli meşhur insanlar da aynı suçla suçlanmalı ve o kadar yatmalı.

Bu adına “sanatçı” denilen dizi oyuncuları tayfasının yediği her naneyi meşrulaştırmak için alesta bekleyen bu magazin medyası düzeneği de tartışmaya açılmalı Türkiye’de.

Müptezel müptezeldir, torbacı torbacıdır. Bütün bunları adam gibi değerlendirip uyuşturucu ile mücadeleyi baltalamayan bir medyaya özlem duymak ise en temel hakkımızdır.

***

Öncelikle tebrikler tabii. Bu sene adına “Süper” dediğimiz yarı-amatör ligimizin şampiyonu Galatasaray oldu. Şampiyonluk düğümü son haftaya kadar dört takım arasında sürünce spor yorumcularımızın ekserisi bu dört takıma “bize bu heyecanı yaşattıkları, bu çekişmeyi izlettikleri için takımlarımıza teşekkür ederiz” falan gibi saçmaladılar yine.

Şu çirkin ve apaçık gerçeği niçin konuşmuyoruz gerçekten bilmiyorum: Türkiye’de futbolun vasatı berbat.

Bir kere altyapı yaklaşımımız çöp. Almanya ve benzeri ülkelerde yetişen Türk topçular olmasa milli takımımızın kıvamı Moğolistan milli takımıyla eşitlenecek.

Ülkemiz, yabancı topçunun sondan bir önceki durağı halinde. Bizden sonra ya Çin’e ya ABD’ye gidiyorlar. Azıcık isim yapmış bir futbolcunun 30’undan önce ligimize geldiğini gören duyan yok.

En üst ligimizde oynanan futbolun ortalama kalitesi fecaat... Hoca kalitesi deseniz yerlerde. Ümit Özat’ın süper lig takımı yönettiği bir ortalamadan söz ediyoruz.

Dahasını da söyleyeyim: Cumartesi günü Galatasaray, Başakşehir ve Fenerbahçe takımlarının şampiyon olma, Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi potasına girme ihtimali vardı. Bu ihtimallere rağmen, maçını İzmir’de oynayan Galatasaray hariç yarı yarıya boş tribünlere oynadı kalan üç takım. İzmir’deki tribünde ise hastası olduğumuz taraftar gruplarından birinin, yani Göztepe seyircisinin “takım nasıl desteklenir” konulu dersi vardı.

Kusura bakılmasın: Ben Türkiye’de futbolun federasyon, kulüp yöneticileri ve medya arasında oynanan bir tiyatrodan bir gram fazlası olmadığını düşünüyorum. Bu tiyatronun da “kumar sürebilsin” diye devam ettirildiğine kaniyim.

Olan oyunu hala “güzel” zanneden romantiklere oluyor, hepsi budur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar