O resme bakarken....


Aslında İBB’nin 23 Nisan’da 100 bin çocuğumuza dağıttığı kitapta bulunan resimle ilgili çok yazasım yoktu. Niçin yazma ihtiyacı hissettim, aslında onu da pek bilmiyorum. Sanırım en çok o resmin “imgesel sefaleti” neden oldu buna.

Meseleyi bilmeyenler için çıkan kısmın özeti şu: İBB, 100 bin çocuğumuza “23 Nisan hediye paketleri” dağıtmış. Bisküvi, çikolata, gofret gibi çocukları çok memnun edecek hediyelerin yanı sıra birkaç da kitap çıkıyor paketten. Eh, güzel hareket bence. Bu yıl yerel yönetimlerin tamamına yakını benzer hareketleri yaptı.

Paketten çıkan kitaplardan birinin adı da “Cumhuriyet ve Demokrasi.” Görebildiğim kadarıyla, cumhuriyetin ve demokrasinin temel kavramlarının tanımlandığı, çocuklara öğretildiği bir kitap. Yine görebildiğim kadarıyla tanımlarda da sorunlu yerler var ama kitabın çizimleri kelimenin gerçek anlamıyla “leş” gibi.

O kitapta bulunan birkaç görsel daha sosyal medyada gündem oldu tabii ancak “Din ve Vicdan Özgürlüğü” tanımının karşılığı olarak kitapta yer alan çizim eleştirilerin odağına oturdu.

Hayatımda gördüğüm en sefil çizimlerden biri olan bu pespayelikte bir imam, bir papaz, bir haham ve bir Alevi dedesi yan yana resmedilmiş. Tabii, hemen bir tartışma başladı. “Alevilik bir din mi de üç büyük dinin temsilcilerinin yanında resmedilmiş?”

Benim “imgesel sefalet” olarak isimlendirdiğim sefaletin en alt perdesi bu. Üç büyük dinin temsilcilerinin yanına bir de Alevi dedesi koyunca dini inançların çeşitliliğini sağlamış olmuyorsunuz, son derece tartışmalı bir alana çekmiş oluyorsunuz meseleyi. “Diğerleri dinse Alevilik ne?” sorusunu düşürüyorsunuz zihinlere. Ne gereksiz bir şey.

Üstelik “Aleviliğin din olup olmadığı”, bizatihi Aleviler tarafından konuşulmuş, karara bağlanmış bir mesele. Mezhep, meşrep, yol, anlayış, algılayış vd… “Aleviliğin ne olduğu” konusundaki tartışmalar sürüyor gördüğüm kadarıyla ancak “Aleviliğin ne olmadığı” hususunda kesin ve keskin bir mutabakatı var Alevilerin: “Din değil.”

Kitabın yayıncısı Öykü Ajans’ın sahibi Necati Özkan, bu hususta kendisine gelen eleştirilere şöyle cevap vermiş: “Burada inançlara saygı kavramı anlatılıyor, o kadar. Bu tür yüklenmelerden hiçbir sonuç elde edilemez. İnanç dediğimiz şeyin içine ne giriyorsa o yani. Burada bir din tartışması yok.”

Necati Özkan, eksik söylemiş. O resimde bir din tartışması olmadığı gibi herhangi bir dinin varoluşuna en küçük bir saygı emaresi de yok. Benim “sefillik” dediğim yer de tam orası zaten.

Resimdeki imam hem sakallarının biçimi hem de beyaz cübbesinin altından sırıtan kırmızı entarisi ile imamdan çok Noel Babaya benziyor. Namaz kıldırmak yerine evlere bacalardan girip oyuncak bırakacakmış havası var. Alevi dedesi 70’li yıllarda Yeşilçam’da Kemal Sunal gibi oyuncular üzerinden prototipleştirilmiş “Anadolulu kapıcı”nın tıpkısının aynısı. Haham ise bence en acıklısı. Hahama değil, Teksas-Tommiks gibi çizgi romanlarda bolca gördüğümüz üçkağıtçı alkolik doktorlara benziyor. Koca resimde “kurtarır” diyebileceğimiz tek imge Katolik din adamı imgesi…

Böylelikle resmin asıl sefaleti üç büyük dinin yanına Alevileri de koyarak Aleviliğe din payesi verme hadsizliği değil… Asıl hadsizlik, her dinin mensuplarını kasıtla “çarpıtılmış” çizerek “din ve vicdan özgürlüğü” maddesinin karşısına koymak.

Günümüz seküler zihninin sefaleti ile bu resmin sefaleti aynı yani. Güya din ve vicdan özgürlüğünü savunurken dinin kendisini çarpıtmaya, değiştirmeye, dönüştürmeye çalışmak.

Fakat tabii bunun İBB tarafından kasıtla yapıldığını düşünmüyorum. Hatta kitabı dağıtmadan önce bu resmin sorunlu olup olmadığı sorusu hiçbir İBB yetkilisinin aklına gelmemiştir zira takdir edersiniz ki bu bir kalibre meselesidir. Daha doğrusu bir hassasiyet meselesidir. Noel babaya benzeyen imam, Yeşilçam kapıcılarına benzeyen Alevi dedesi, alkolik doktorlara benzeyen hahamın insanları üzebileceğine dair bir hassasiyetiniz yoksa sizin için son derece önemsiz bir şeydir bu.

Yani toplamda şunu söylemeye çabalıyorum. Kitabı yazanın, çizenin, basanın, bu kitabın İBB tarafından alınıp çocuklarımıza ulaştırılmasına karar veren mekanizmadaki herkesin doğrudan bir kastı olmayabilir ve asıl sorun da tam olarak buradadır zaten. Bütünüyle çarpılmış, “eğilmiş” zihinlerle çocuklarımıza din ve vicdan özgürlüğü anlatılmaya çalışılmasında yani.

Bilmem anlatabildim mi derdimi?