Bize lütfen bunlarla gelin...


Elimdeki 204 sayfalık kılavuzun adı “Etkin Kütüphane Kılavuzu.” T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı logolu bu kılavuz, Türkiye’de, özellikle kültürel yönetim konusunda alışık olmadığımız bir şey sağlıyor: Kültürel etkinliklere hedef, işleyiş, görsellik ve diğer pek çok bakımdan bir standardizasyon getiriyor. İşte benim “bize lütfen bunlarla gelin” dediğim yer tam burasıdır.

Önce ne demek istediğimi anlaşılır kılayım, ardından detaylarını Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan’dan öğrendiğim projeyi de anlatacağım size.

Kabaca şudur: Türkiye’de market raflarından, dişçi koltuklarından, fen laboratuvarlarından esirgenmeyen standardizasyon ne yazık ki genel olarak kültürel etkinliklerden esirgenmektedir. Hâlbuki “hastanın rahat etmesi bakımından” standart hale getirilmiş dişçi koltukları, sizi tedavi eden dişçiden bağımsız olduğunda “standardize” olmuş olur. Dişçinin mahareti ile koltuğun rahatlığı arasında “anlamlı bir bağ” kurmamak lazım gelir yani. Oysa Türkiye’de herhangi bir kültürel etkinlik, onu yapanın ilgisi, bilgisi, seviyesiyle orantılıdır. Ne ki bu, kaderimiz değildir, dahası kaderimiz olmamalıdır. Etkinliği düzenleyen isimden bağımsız olarak bir kültürel etkinlik standardizasyonu geliştirebilmek başarınızın yarısından fazlasını garanti altına almanız sonucunu doğurur. Aksi halde kaynak israfından vakit öldürmeye, verimsizlikten “körler sağırlar birbirini ağırlar” cümlesine kadar pek çok olumsuzluk girer devreye.

Belki de bana diyeceksiniz ki “birader, kafaya takacak başka şey bulamadın mı?” Ben de diyeceğim ki “evet, kafaya takacak bundan daha önemli bir şey bulamadım; zira içerikli ve standardize edilmiş bir kültür yönetiminin tek gerçek “kalkınma hamlesi” olduğunu bilecek kadar uzun yaşadım.

Adı geçen 204 sayfalık kılavuzda yazılı “Etkin Kütüphane” konseptini hayata geçirebilmek için kelimenin gerçek manasıyla “okuma yazma bilmeniz” yeterlidir ve bu “insan için insan bağımsız” yaklaşım çok önemlidir.

Etkin Kütüphane nedir peki? Son zamanlarda açık ara gördüğüm en iyi kültürel etkinlik projesidir. Projenin mimarı Ahmet Misbah Demircan’ın ifadesiyle söyleyecek olursam “sözlü kültürün asıl dolaşıma girmesi gereken kütüphanelerin iade-i itibar” projesi bu.

Proje kapsamında Türkiye’de Kültür Bakanlığı’na bağlı her bir kütüphane aynı zamanda bir “kültür merkezi” haline geliyor. Yani 1.500’ü aşkın yeni kültür merkezimiz oluyor. Her bir kütüphanede edebiyattan sağlığa, spordan aileye, sağlıktan teknolojiye toplam 9 ana başlıkta yüzlerce “standardize edilmiş etkinlik” hayata geçecek.

Kılavuzun önemi de tam burada devreye giriyor işte. Kendisine “hedef olarak konulmuş” kültürel etkinlikleri hayata geçirmeye çalışan kütüphane görevlisi bu kılavuzda afiş, broşür, yönlendirme levhası gibi tüm tasarımları buluyor. Dahası, diyelim “sanat” ana başlığından seçtiği bir “fotoğraf sergisi” etkinliğinin hedef kitlesini, amacını, mekânını, etkinliğin düzenleme aşamalarını, nasıl duyurulacağını, nasıl uygulanacağını, hangi malzemelerin lazım olacağını, hangi kazanımları elde etmeyi hedefleyeceğini, hangi sosyal paydaşlarla işbirliği yapabileceğini öğrenmiş oluyor. Dahası, etkinlik bittikten sonra etkinliğin tüm çıktılarını nasıl arşivleyeceğini de buluyor kılavuzda.

Benim standardizasyon dediğim budur işte. Böylesi “iyi tanımlanmış” bir etkinlikler serisinin “insana bağlı başarısızlık” yaşamasının riski minimal düzeyde kalır. Aynı zamanda da kütüphane sorumlularımız birinci sınıf “kültürel etkinlik yöneticisine” de dönüşmüş olurlar kısa zaman içerisinde.

Mesele net: İçerik artarsa insan kaynağı kalitemiz artar, insan kaynağı kalitemiz artarsa toplam kalitemiz artar. Şunu akıldan çıkarmamak lazım gelir. Kültürel yönetim kalitemizin artması, kültürel içeriğimizin artması kadar hayati bir meseledir.

Bu vesile, böyle şahane projelerin artmasının da en büyük niyazım olduğunu ifade etmiş olayım.