Nerdesin Muhsin Çelebi?


Nerdesin? Çamlıca ormanının ardındaki mandıradanın bahçesinde misin? Elinde ayı çıkmamış bir kuzu var da onu mu okşamaktasın? Yahut yumuşamaya yenice yüz tutmuş koruklarla dolu asmanın altında bağdaş kurdun da ince fikirde misin?

Nerdesin? Alnındaki derin kılıç yarasını aldığın demde misin? Razgrad’da mı aldıydın, Trabzon fethinde mi? Ya nerede kaldı o tendeki hevesin? Nemçe hayali midir kurduğun, İskenderiye midir arzun?

Nerdesin? Topkapı Sarayı’nın o nazenin çiçeklerle bezeli yolunda, yanında sırmalı libaslarıyla iki kapıkulu var mı? Pala bıyıkların, levendane bedenin, şen yüzünle mi çıktın çektiği bir çizgi ile âleme nizâmât veren kudretli sadrazamın huzuruna? Ya nice öpmedin elini eteğini? Ya niye sakınmadın sözünü de çat çat konuşuverdin? ‘Devletin hizmetine girmek için el-etek öpmek ister, kula kul olmak ister, başını hep öne eğmek ister. Ben kula kul olmam, el-etek öpmem’ derken ne geçiyordu aklından? Madem ahval böyle, ya nice ‘elçilik ederim amma bu mademki memleket işidir, akçe istemem’ deyip de herkesin olan aklını aldın başından?

Nerdesin? Tebriz yolunda mısın? Etrafında koşumları gümüş savatlı atlar mı var? O atların üzerinde pazuları baştan büyük serdengeçtiler mi var?

Nerdesin? Eğninde dibası Hind’den, harcı Venedik’ten gelme libasın mı var? Geçtiğin yollarda ismini mi haykırıyor ahali?

Nerdesin? Şah İsmail denen caninin yanıp yıkılası sarayında mısın? Koynundan çıkardığın sultan namesini üç kerre dudağına değdirip üç kerre alnına mı götürmektesin?

Nerdesin? Sana oturacak yer göstermeyip seni divanda el pençe durdurmak isteyen İsmail canisine verdiğin derste misin? Cümle servetini son kuruşuna kadar yatırıp da aldığın pembe incili kaftanı yere serdin de bağdaşta mısın?

Nerdesin? Tebriz sarayında ‘misafiri oturtacak bir şilteniz yok, bu kaftan yerde kalsın’ dedikten sonra hayatının geri kalanını fakrla, zaruretle geçirdiğin demde misin?

Nerdesin behey goca Muhsin Çelebi? Demirin tucuna adamın picine kaldık sen gittin gideli. Herkes el etek öpmenin, el pençe divan durmanın peşinde. Herkes elçilikten alacağı üç bin altının peşinde. Herkes pembe incili kaftanı kurtarmanın peşinde. Herkes ‘ben Tebriz Sarayında bir pembe incili kaftan bıraktım ki aklın durur’ cümlesinin peşinde.

Nerdesin behey alnı kılıç yaralı Muhsin Çelebi? Çık gel ki dem de o demdir, devran da o devrandır vesselam.