15 Temmuz'un Başbakanlığına ikinci aday çıktı!


Bize mütemadiyen “Avrupa değerleri” dersi veren ve bu harikulade “birlik”le yaşadığımız problemi mevcut yönetime (daha doğrusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a) fatura eden arkadaşlar bir taraftan bizatihi “Atatürkçülük” demek olan Avrupa değerleri üzerinden Erdoğan’ı pataklıyorlar (Erdoğan hamaset yapıyormuş), diğer taraftan “Atatürkçü mü oldunuz?” diyerek, İslamcı Erdoğan’a karşı “İslamcılık” pazarlıyorlar.

Duruma göre İslamcı...

Duruma göre AB’ci, Batıcı, seküler, serbest piyasacı, şucu bucu...

Bu akılları nerden alıyor Davutçular?

Etyen Mahçupyan diyeceğim ama Ahmet Davutoğlu “itirafçılıkta” onu fersah fersah sollamış durumda.

Son demeçlerinden biri şöyle (üç gün önce sarf ettiği bir söz): “CHP ile koalisyon yapmamıza izin verilseydi, 15 Temmuz yaşanmayacaktı.”

Tabii yaşanmayacaktı.

Çünkü Washington-Brüksel hattının istediği her şeyi verecektiniz.

Sürekli Batı’yı memnun edecek politikalar üretecektiniz.

Doğu’daki “oluşuma” göz yumacaktınız ve “Terör Devleti” girişimlerine ses çıkarmayacaktınız.

IMF’nin kapısından ayrılmayacaktınız. Daha doğrusu IMF’ci Faik Öztrak’ı kapıda yalnız bırakmayacaktınız.

FETÖ’ye asla ilişmeyecektiniz.

Bu örgütün (Babacan’ın ifadesiyle) “minik darbe” girişimine tepki göstermeyecektiniz.

Nitekim göstermediniz...

Bir taraftan CHP, bir taraftan siz...

Hatta siz daha da ileri gittiniz, yakanızdaki Başbakanlık titrine güvenerek, zaten FETÖ tarafından hedefe konmuş 4 bakan arkadaşınızı Yüce Divan’a göndermeye kalkarak “minik darbe girişimine” katkıda bulundunuz.

Siz olsaydınız FETÖ niye darbe yapsın ki?

Darbe öncelerinde gözler “mutemet” ve “işbirlikçi” bir siyasetçi arar.

Ve bu siyasetçi genellikle CHP’den çıkar.

Darbe başarılı olsaydı, muhtemelen omzu kalabalık biri (Orgeneral Akın Öztürk’ün ismi geçiyordu) Cumhurbaşkanlığına getirilirdi. (Ekmeleddin olmazdı, hayır. Ekmeleddin’i ilk seçimde harcadılar.)

Başbakanlık konusunda ise Kemal Kılıçdaroğlu’nu tek geçerim.

Neredeyse kurulduğu günden beri hiçbir seçimi kazanamamış CHP (tek parti dönemindeki seçimleri saymıyoruz; tek partinin katıldığı seçimler “seçim” değil, bildiğimiz “ortaoyunu”dur), iktidar umudunu hep darbelere bağlamıştır.

Mesela İnönü’nün (çok partili parlamenter sistemin cari olduğu dönemde) Başbakanlığı, ancak bir “darbe”yle (darbeden hemen sonra) mümkün olabilmiştir.

Ecevit’e genel başkanlık ve Başbakanlık yolunu 12 Mart darbesi açmıştır.

Dahası, CHP (iktidar ortağı olmadığı halde), darbe hükümetlerine Başbakan vermiştir.

Ünlü “balyoz hükümeti”nin (sosyalistlerin tepesine “balyoz gibi” inen) Başbakanı Nihat Erim12 Mart döneminde CHP milletvekiliydi.

Darbecilerin “Başbakanımız olur musunuz?” teklifini ikiletmedi bile.

Hemen kabineyi kurdu.

Hiç yüzü kızarmadı.

Birkaç gün öncesine kadar, 15 Temmuz başarılı olsaydı, teklif Kılıçdaroğlu’na götürülecekti diye düşünüyordum.

Bu düşüncem sarsıldı.

Çünkü “15 Temmuz’un Başbakanlığına” yeni bir “ortakçı” çıktı: Ahmet Davutoğlu.

Ben de ne diyeceğimi bilemedim.

Sükût ikrardan gelir mi desem? Mahmut mu desem?

Bilemedim!